bence…

hayata dair herşey…

02 Sep 2006 için Arşiv

Kamusal Alan Şımarıklığı!

Yazan: bence Eylül 2, 2006

EVİNİZDE, SİZE NORMAL davranılmasını istemiyorsunuz. Size övgüler yağdırılması hoşunuza gidiyor. Size hizmet edilmesi, büyülüyor sizi. Eleştiriden hoşlanmıyorsunuz. Gözünüzdeki merteği, görmek istemiyorsunuz.

Erkek iseniz, iş arkadaşlarınızın sizi övdüğü gibi, evinizde övülmek istiyorsunuz. İşyerinizde patron iseniz, çalışanların size hizmet ettiği gibi, eşinizden hizmet bekliyorsunuz. Yardımcıların sizi övmesi gibi, eşinizden övgüler bekliyorsunuz.

İş yerlerinizde, çalışma arkadaşınızın size davrandığı gibi, ailenizden ilgi bekliyorsunuz. İnsanların size ilgi göstermesini ve sizi övmesini bekliyorsunuz. Aynı övgüyü evde de eşinizden bekliyorsunuz. Evinizde size övgüler yağdırılmadığında, kendinizi ilgisiz hissediyorsunuz. Kimsenin size ilgi göstermediğini düşünüyorsunuz. Dışarıda sizi şımartan şeyleri, evinizde de bekliyorsunuz. Meğersem, sizi dışarıda şımartacak derecedeki ilgiyi evdekilerden bekliyormuşsunuz. Dışarıdakiler kadar ilgiyi bulamayınca da kendinizi ilgisiz hissediyorsunuz.

İlk gençlik yıllarında, dışarıda sizi çağıran sayısız cazip şeyler bulabilirsiniz. Dışarıdaki cazibe, sizi kendisine çağırıyor, size övgüler yağdırıyor, hatta şımartıyor, sonra da sizden övgüler bekliyor. ‘Dışarı’nın şımartan cazibesi, ilginizi çekiyor. Eve gelip de aynı ilgiyi anne ve babanızdan görmüyorsanız, onların sizi sevmediğini düşünüyorsunuz. Sizi dışarıda şımartan şeyler, anne babanızın ilgisini çekmeyen şeyler. Ama siz, evde de şımartılmak istediğiniz için, anne babanızın sizi şımartmamasına içerliyorsunuz.

Alışverişte üzerinizde bir elbise deniyorsunuz; satıcı, size, bu elbisenin çok yakıştığını söylüyor, gururunuzu kabartıyor, iyice bir şımarıyorsunuz. Hatta sizi daha fazla şımartmak için, bazı iş yerlerindeki tezgahtar bayanların size elbise biçtiğini görüyorsunuz. Ve bundan zevk alıyorsunuz. O sizi takdir ediyor, sizi bilerek şımartıyor. Evinizin dışında da size bazı şeylerin yakıştığını söyleyenlerin var olması hoşunuza gidiyor. Evde tatmin edemediğiniz şımarma isteğinizi, dışarıda telafi ediyorsunuz. Eve geldiğinizde, anne ve babanız veya eşiniz, aldığınız elbisenin, gerçekte size pek yakışmadığını söylese de, siz onlara inanmıyor, dışarıdaki övgünün esiri gibi davranıyorsunuz. Onlar size gerçeği söylüyor, sizi şımartmıyorlar. Ama siz bundan hiç zevk almıyorsunuz. Ve şımarmak istiyorsunuz.

Sokağa çıktığınızda, sokakta, kendisinden geçmiş, sayısız şımarık görüyorsunuz. Siz de şımarmak istiyorsunuz. Helalle yetinmiyorsunuz. ‘Harama girmeye lüzum yok’ diyemiyorsunuz. Sanki diliniz tutuluyor, günahların lezzeti, verdiği ıstırabı gölgeliyor. Nefsinize hakim olamıyorsunuz. Ellerinize batan dikenler, kanattığı halde elinize, gözünüze ve kalbinize hakim olamıyorsunuz.

Her yerde tesettürden söz ediyorsunuz. Ama, tesettürsüzlere bakmadan geçemiyorsunuz. Gözlerinize tesettür perdesi çekemiyorsunuz. Sanki gözlerinize hakkı görecek perdeler çekiyorsunuz. Sanki tesettürsüzlük, gözlerinize perde oluyor. İradenizi elinizden alıyor, hakkı nefsinize kabul ettirmekte sebatınızı kırıyor.

Dışarıda sizi şımartan şeyler olduğunu düşünüyorsunuz. Ama şımarmaktan da hoşlanıyorsunuz. 40 yaşına gelseniz de 50 yaşına gelseniz de hala şımarmak istiyorsunuz. Yaşınız seksenlere geldiğinde bile, birinin ‘Ruhunuz hala çok genç’ demesinden haz alıyorsunuz. Seksenlere gelmesine rağmen, hala evlilik yapabilenlere şaşmıyorsunuz. Adama hak veriyorsunuz.

Kadın iseniz, iş hayatında, size yapılan övgüleri doğru zannediyorsunuz. ‘Aman efendim! Bu gün ne kadar güzelsiniz!’ sözlerini gerçek zannediyorsunuz. Ve bu sözü herkesten bekliyorsunuz. Bu beklentinizi ifade etmeyenleri sevmiyorsunuz, uzak duruyorsunuz bu tiplerden. İnsanların size olan ilgisine kendinizi kaptırıyorsunuz. Sizi eleştirenleri sevmiyorsunuz, hep de sizi yüceltenler gözünüzde büyüyor.

Eşinizle birlikte alışverişe gittiğinizde, satıcının, sizi hedefleyerek konuştuğunu biliyor ama buna aldırış etmiyorsunuz. Hatta bunu hissederek zevk alıyorsunuz. Adam sizi övüyor, siz ise bu övgüyü gerçek zannediyorsunuz. Eşinizden beklemediğiniz övgü dolu ifadeleri, dışarıdaki insanların size karşı sarfettiğini düşünüyor ve onların sizi eşinizden daha çok taktir ettiğini düşünmeye başlıyorsunuz. Gittiğiniz mağazalardaki birkaç satıcı, pazarlamacı, eşinizi ikna etmekten çok sizi ikna etmeye çalışıyor. Ve sonunda alışveriş işi, hanım işi haline gelmiş oluyor.

Alış veriş işinin hanım işi olduğuna o kadar ikna olmuş erkek var ki, bir çok yerde erkeğin sesi soluğu çıkmıyor. Siz ne derseniz o oluyor. Yanlışlıkla, sizden, bu işi pek de beceremediğinizi söylerlerse de ‘sen ne anlarsın bu işlerden’ zılgıtını cümle alem içinde çekersiniz. Daha fazla zelil ve rezil olmak istemeyen muhatabınız da sesini soluğunu keser ve sizin verdiğiniz kararları uygulamak için acele eder.

Sokağın her köşesi sizin için hazırlanmış. Çarşıda, pazarda her şey, siz düşünülerek ayarlanmış. Yürüdüğünüz çarşıda, mağazaların çoğu sizin için açılmış, ekonominin belkemiğini oluşturan kuyumcular size çalışıyor ve sizi memnun etmek için uğraşıp didiniyor. Her türlü iç ve dış giysileriniz, siz göresiniz diye, sokağın uluorta yerine dizilmiş, iç çamaşırlar vitrinlerden dışarı fırlamış.

Siz güzelliğinizden bir şey kaybetmeyesiniz diye, her taraf kozmetikle dolu, kozmetik alamıyorsanız, uğraşmak istemiyorsanız, bütün güzellik salonları emrinize amade olmuş durumda. Size özgüven sağlamak ve sizi şımartmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Reklamların her köşesinde siz varsınız. Sanırsınız ki, reklamı yapılan ürün tanıtılıyor. Gerçekte ise, siz varsınız reklamın her köşesinde. Eğer kocalarınızı ikna edemiyorsanız, bırakınız kamusal güce sahip olan reklamlar sizin yerinize onları ikna etsin. Hem böylece erkeklerin dilini de çözer, baskısından da kurtulursunuz. Hem ‘biraz şımarmaktan ne çıkar ki!’ diyorsunuz. Ve ‘günaha çağrı’nın, sonu olmadığını unutuyorsunuz.

‘Bırakın! Sizi biraz şımartalım!’ diyen reklamları seyretmekten kendinizi alamıyorsunuz. Sizi şımartanlara övgüler yağdırıyorsunuz.

Kadın erkek, çocuk, kim olursa olsun, kamusallığın gücüne karşı, özel alanınıza sahip çıkamazsanız, bütün ‘özel’liğinizi yitirirsiniz. Evlerinizi, özel alan olmaktan çıkarıp, kamusal alanın tüketim yerlerine dönüştürürsünüz.

Kamusal alanın şımartan cazibesi etrafınızı sarıyor. Aklınızı başından alıyor. Kamusal alanın sizi şımartmasına müsaade ediyorsunuz. Aynı şımarıklığı evde, aile hayatında, hayatın gerçekleriyle yüzleştiğinizde göremediğinizde sorun çıkarıyorsunuz. Kamusal alandan beklentilerinizi, evinizde arıyorsunuz. Bulamayınca da tekrar kamusalın kucağına düşüyorsunuz.

Bütün restoranlar, parklar, bahçeler, eğlence mekanları, alışveriş mekanları, aile hayatınızın özel alanından, kamusal alana kaptırdığınız mekanlardır.

Zaman, bunları geri alma zamanıdır. Aksi halde, kamusal alan, size hiçbir özel alan bırakmayıncaya kadar kanınızı emmeye devam edecektir.

Ahmet Nazlı
Karakalem

Yazı kategorisi: gazetelerden | 2 Yorum »

kıskançlık mı?aaa…

Yazan: bence Eylül 2, 2006

Hala mı kıskanıyorsunuz eşinizi?Aaa!Ne kadar çağdışı.
Dizilerde kıskançlığın işlenişi karnımızı dünya,fıtratımızı domuza çevirmek yönünde kurgulanmakta.
Kıskanmayı doğuracak bütün şartlar gerçekleştirilir.Sonra senaryo kıskananı tamamen haksız ve gösterilen kıskançlığı da özgüvensizlik-cehalet-yersiz kuruntu olarak yansıtacak şekilde kurgulanır.
Yani kadın adamı(ya da tam tersi) yersiz kıskançlıklarıyla o kadar bunaltır ki zavallıcık yalana başvurmak zorunda kalır.Aslında sütten çıkmış ak kaşıktır.Eşine daima sadıktır.Nefsi falan da ölmüştür.Asla aldatmaz,aklı çelinmez.
Evde oturup eşini bekleyen kadına tu kaka dedirtir.Boş duruyor,kuruyor,inanıyor…Erkeğe de çağdışı,yobaz,tutucu,modernleşmeye ayak uydurmaktan aciz,kaba,kadını hor gören….gibi bir imaj oluşturur.
Toplum olarak şu mesajı alın efendim;
Eşiniz masum,siz kendi işinize bakın.Boşverin kimleymiş,nerdeymiş,kaçta gelmiş…Onun gözü sizden başkasını görmez.Karnınıza dünya sığsın,mezhebiniz geniş olsun.Gerisi lâf-u güzâf…

Yazı kategorisi: aklıma gelenler | » yorum bırak;

çörekotu

Yazan: bence Eylül 2, 2006

Çörek otu niçin değerli? Çörek otunun tohumunda doymamış yağ asiti, eterli yağ, vitaminler ve organizma için zaruri olan ve çok az miktarda tüketilmesi gereken değerli maddeler bulunur. Bu maddelerin karışımı, hasta kişinin iyileşmesine vesile olur.

Çörek otu tohumunda bulunan doymamış yağ asitinin metabolizmaya müsbet yönde tesir ettiği, bağışıklığı arttırdığı ve allerjiyi durdurduğu ispatlanmıştır. Bu sebepten çörek otunun astım, bağışıklığın zayıflığından meydana gelen marazlar ile sinir ve deri hastalıklarında başarılı sonuçlar vermesine şaşırmamalıdır.

Bu iyileştirici tesir, çörek otunu yemeklerde de kullanılan ve sevilen bir gıda haline getirmiştir. Zamanımızda özellikle ABD ve Avrupa’nın büyük ülkelerinde çörek otuna talep çok artmış, istekler karşılanamaz hâle gelmiştir. Almanya’da ise çörek otu tohumu ve yağı, saf veya hap şeklinde eczanelerde ve baharatçılarda yer almaya başlamıştır.

Savunma sistemimiz ve çörek otu:

Sağlam bir savunma sistemine sahip olan kişi, kendini genelde iyi hisseder ve nâdiren hastalanır. Çünkü rahatsızlıklara karşı mukavemeti fazla demektir. Böyle olunca mikrop, virüs ve mantarlarla baş edebilir.

Savunma sistemi zayıfladığında, şu hastalıklar ortaya çıkabilir:

•Mikroplu hastalıklar, bilhassa sık sık grip olma ve mesane iltihabı.

•Deri, mukoza ve bağırsakta mantarların oluşması.

•İnatçı herpes (uçuk).

•Sindirim sistemi bozukluklarından meydana gelen ishâl ve zayıflama.

•Kaşıntılı deri hastalıkları.

•Kronik (müzmin) rahatsızlıklar.

•Kanda dolaşım bozukluğu, yüzde belirli solukluk.

•Kronik yorgunluk.

•Cinsî isteksizlik.

•Uyku bozuklukları

Saymış olduğumuz bu hastalıklara yakalanmamak için savunma (immux) sistemimizin kuvvetli olması gerekir. Çörek otunun ise, immun sistemi güçlendirdiği binlerce yıldan beri bilinmektedir. Çörek otu, savunma sistemini dengelemekte ve mümkün olduğu kadar iyi çalışmasını sağlamaktadır.

Çörek otunun bu özelliği nereden kaynaklanır? Bilim adamları, bu sorunun cevabını modern teknolojinin yardımıyla bulmuşlardır. “Çörek otunun tohumunda organizmayı destekleyen yüzden fazla madde vardır.”

Kara mucizenin muhtevası: Çörek otunun tohumunda takriben %38 oranında karbonhidrat, %35 oranında çeşitli yağlar, %21 oranında da albumin bulunur. Geri kalan %6 ise, yüzden fazla maddeden oluşur. Bu orana çok değerli olan doymamış yağ asitleri de dahildir. Linolen asidi, alfa linolenasidi ve iç yağı bunlar arasındadır. Eterli yağlar olarak kofur, nigellon, alfa-pinen vb. mevcuttur. Çok az miktarda bazı vitaminler (B1, B2, B6 folasidi niacin), mineraller (demir, kalsiyum, magnezyum, çinko ve selen) ve amino asitleri vardır.

Doymamış yağ asitleri ve eterli yağ, savunma sisteminde çok yararlıdır. Vitamin ve mineraller, savunma sisteminin işlemesinde önemli rol oynar. Çörek otunun tesiri, çok sayıdaki bu maddelerin karışımından gelmektedir.

Doymamış yağ asitlerin faydaları:

Doymamış yağ asitleri, metabolizmaya yardım eder. Hücrelerin büyümesi, gelişmesi ve yenilenmesinde yine buna ihtiyaç vardır. Ayrıca vücudun ihtiyacı olan hormonların gelişmesinde yardımcı olur. Yine alerjik sinyaller gönderen histamin gibi maddelerin artmasını engeller.

İşte doymamış yağ asitlerin faydaları:

•Hormanların yapımına katkıda bulunduklarından, sağlıklı bir savunma-hormon ve sinir sisteminin oluşumunu sağlar.

•Savunma ablukasının kaldırılmasında yardımcı olur.

•Savunma hücrelerinin gereğinden fazla çalışmasını engeller.

•Hücrelerin dağılımı, yenilenmesi ve hücre duvarlarının sağlam olmasına katkıda bulunur.

•Kandaki kolesterolü normale döndürür.

•Kan damarlarının gerginleşmesini ve dolaşım hızını tanzim ederek tıkanmayı önler.

•Tansiyonu düşürüp damar sertleşmesi ve kalp enfarktüsü riskini azaltır.

•Yaraların çabuk iyileşmesine, derinin pürüzsüz olmasına yardım eder.

İnsan vücudu, doymamış yağ asitlerini üretemediği için, dışarıdan almaya mecburdur. Bir gram çörek otu yağı, bu açıdan günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.

Çörek otunun diğer tesirleri •Çörek otundaki nigellon ve alfa-pinen gibi eterli yağlar, solunum borusunu genişletip kramp gidericidir. Ayrıca ifrazı geliştirip öksürüğü hafifletir. İltihap giderici, ağrı dindirici ve idrar söktürücüdür. Devamlı kullanımda kan şekerini düşürür.

•Çörek otundaki B1, B2 ve B6 vitaminleri, birçok enzimlerin üretiminde önem taşır. Zira bunlar, savunma ablukalarını yok eder ve boyun altı bezini; dolayısı ile savunma sistemini güçlendirir. Folasidi vitamini ise, kalp ve tansiyon hastalıklarının riskini azaltır. Bunun yanısıra hücre yenilenmesinde de lüzumlûdur.

• Beta karotin, A, E ve C vitamini, selen gibi antioksitler vücudun savunma sistemini güçlendirir. Selen, vücudun zehirli maddeleri atmasında yardımcı olur.

Çörek otunun faydaları:

Bu kadar mükemmel olarak yaratılan ve Efendimiz’in (a.s.m.) methine mazhar olan çörek otu, bütün bu özellikleri ile:

•Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.

•İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.

•Kan şekerini düşürür.

•Damar hastalıklarını önler.

•Hazmı kolaylaştırır.

•Vücuttaki zehirleri süzerek atar.

•İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.

•Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.

•Alerjiyi önler.

•Savunma sistemini dengeler.

•Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

Özel hallerde faydaları:

•Çörek otu, müzmin hastalıklarda şaşırtıcı iyileşmeler sağlar. Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.

•Çörek otu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.

•Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.

Bazı Hastalıklarda Çörek Otu:

•Hazım zorluğu ve mide şişkinliklerinde çörek otu eskiden beri bilinmektedir.

•Hemoroide iyi gelir, çünkü damarları güçlendirir ve kan dolaşımını hızlandırır.

•Romatizma, şeker hastalığı ve kolesterolün yükselmesi gibi metabolizma hastalıklarına faydalıdır.

•İktidarsızlık ve kısırlıkta yine yarar verici tesire sahiptir. Çünkü çörek otu, cinsî hormanları tanzim etmekte, bedenî ve ruhî olarak zindelik ve dinçlik vermektedir.

•Çörek otu yağı kadınlardaki ay hâli sancıları ve diş ağrılarına karşı yine başarıyla kullanılmaktadır.

Sağlıklı olmak için çörek otu kürü:

Tabii muhtevası ile savunma sistemine, metabolizma ve hormonlara iyi gelen çörek otu, vücudu toksin adı verilen zehirli maddelerden temizler, kan dolaşımını güçlendirir ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cildi parlaklaştırır. Düzgün bir cilde, parlak saç ve gözlere sebep olur. Sağlıklı ve hayat dolu bir görünüm sağlar.

Çörek otu savunma (immun) sistemini güçlendirdiğinden, kanser, AIDS gibi çağın hastalıklarına karşı tavsiye edilmektedir. Yine tansiyon ve ateş düşürücü ve tabii antibiyotik tesirleriyle yaygın hastalıklara şifâ olmaktadır. Başta astım ve polen alerjisi olmak üzere alerjik hastalıklara, saç dökülmesine ve kepeğe karşı da tesirlidir.

Kaynak:
-”Tabiattan Gelen Şifâ Kaynağı: ÇÖREKOTU”
Maren Franz
-Doç.Dr. Sefa Saygılı

Yazı kategorisi: sağlık | » yorum bırak;

Asalet-rezalet

Yazan: bence Eylül 2, 2006

Kapıldım gidiyorum bahtımın rügârına
Ey ufuklar diyorum, yolculuk var yârına
Ayrılık görünmüşken yâr tutmuyor elimden
Misâfirim bugün ben, gurbet akşamlarına….
*************
Allah belânı versin
Allah seni kahretsin
Bana gelen sana gelsin yaaa
Hayatımı sen mahfettin
Acımadın neler çektim
Kader seni de kör etsin
*************
Ben gamlı hazan, sense bahâr, dinle de vazgeç
Sen kendine kendin gibi bir tâze bahâr seç
Olmaz meleğim böyle bir aşk, bende vakit geç
Sen kendine kendin gibi bir tâze bahâr seç
****************
Yüzünü bile görmek istemiyorum
Yoluma çıkmasan iyi edersin
Sözlerim sana ağır mı geldi
Kalbini mi kırdım? afedersin
****************
Bir ihtimâl daha var, o da ölmek mi dersin?
Söyle canım, ne dersin?
Vuslatın başka âlem, sen bir ömre bedelsin
Sükût etme nazlı yâr, beni mecnun edersin
Vuslatın başka âlem, sen bir ömre bedelsin
******************
Her şeyimsin dedim ona
ben bir şeyler buliym sana
olurum ben senin şeyin
olur musun herbi’ şeyim?
****************
Gözümde özleyiş, gönlümde acı
Alnımda sevdânın sıcak izi var
Bana benden yakın, benden yabancı
İçimde dolaşan, gezen biri var

Ne kapımı çalan garip postacı
Ne beni bekleyen, özleyen bir yâr
Bana benden yakın, benden yabancı
İçimde dolaşan, gezen biri var

Yazı kategorisi: aklıma gelenler | » yorum bırak;

Seni unutmayacağız

Yazan: bence Eylül 2, 2006

ozkok.jpg

Küstah ABD askerlerinin Kuzey Irak’ta Mehmetçiğin başına çuval geçirdiği
olay Türkiye’de büyük infial yarattığında…

SEN
“Bu TSK’nın haysiyet
meselesidir” dedin. Ama
özür bile diletemedin.

AB ve ABD tezgahıyla Kıbrıs’ı Türkiye’den koparmak için uygulamaya konan Annan Planı karşısında…

SEN
“Hiç böyle çelişkiye düşmemiştim. Evet de, hayır da demem” diyerek tavır koyamadın.

ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ni bahane ederek Kuzey Irak’ta göz göre göre Kürt devleti kurması karşısında…

SEN
“Durumun değiştiğini kabul etmeliyiz“ diyerek ABD’nin isteklerine karşı durmadın.

ORGENERAL HİLMİ ÖZKÖK GÖREVİNİ ORGENERAL
BÜYÜKANIT’A DEVRETTİ

Şer odaklarının maskesi düşecek

Orgeneral Özkök’ten görevi alır almaz kendisiyle ilgili iddialara sert yanıtlar veren Yaşar Büyükanıt, güvenlik sağlanmadan Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmeyeceğini söyledi.

Orgeneral Hilmi Özkök, Genelkurmay Başkanlığı görevini Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a devretti. Genelkurmay karargahındaki devir teslim törenine, Cumhurbaşkanı Sezer, TBMM Başkanı Arınç, Başbakan Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bakanlar ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da katıldı. Törene Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın verdiği sert mesajlar damgasını vurdu. Orgeneral Yaşar Büyükanıt konuşmasında, irtica tehlikesinin, “Cumhuriyet kurulduğu günden itibaren ortaya çıktığını” belirterek, “Halen de bu tehdit devam etmektedir” dedi. Askerlik süresi ve bedelli askerlikle ilgili söylentilere de sontayı koyan Büyükanıt, “Görev süremde bu konuda bana teklif getirilmesin. Bedelli askerlik beklentisiyle vatani görevden kaçanı bu ulus affetmeyecektir.” dedi.

Kıbrıs’tan asker çekmeyeceğiz

Büyükanıt şöyle devam etti: “Ülkemizde etnik milliyetçiliğe dayalı bölücü terör hala bir tehdidtir. Bu durum bizim mücadele azmimizi ve kararlılığımızı ortadan kaldıramayacaktır.” “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin iç siyasetle ilgisi olmamıştır ve olmamalıdır” diyen Büyükanıt kensiyle ilgili iddialara ise şöyle cevap verdi: “Şahsıma iki yıldır yapılmakta olan saldırılara yanıtımı bugün dile getirmeyi düşünüyorum. Şer odaklarının maskesi yakında düşecektir” Orgeneral Büyükanıt, Türk askeri varlığı ile ilgili olarak da Mehmetciğin kesin güvenlik sağlanmadığı müddetçe Kıbrıs’tan çekilmeyeceğini söyledi.

Tepkinizi ortaya koyun

Genelkurmay Başkanlığı Karargahında düzenlenen törende konuşan Orgeneral Hilmi Özkök, “Geriye dönüp baktığımda, görevini bitirmiş bir insanın huzurunu hissetmekte olduğumu öncelikle ifade etmek istiyorum” dedi. Özkök, geride kalan dört yılın, bir çok bakımdan yönetilmesi zor bir kriz ve değişim dönemi olarak tarihteki yerini alacağını belirtti. Özkök, “Türk halkı bölücü ve irticai faaliyetlere karşı demokratik tepkisini ortaya koymalıdır. Laikliğin garantisi Türk ulusudur” dedi. Orgeneral Hilmi Özkök konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ülkemizin etki ve ilgi alanlarının da artık geçmişteki gibi sadece yakın çevresiyle sınırlı olmadığını düşünüyorum. TSK’nin bugün gelinen noktada, Balkanlardaki, Kafkaslardaki, Afganistan’daki ve Afrika’daki çeşitli barışı destekleme harekatlarına hesaplı riskleri göze alarak birlik göndermesinin sebebi, dünya barışına katkıda bulunmanın yanında, milli menfaatlerimizi korumak ve desteklemektir.” Tepkinizi ortaya koyun

Yolun
açık olsun!

2002 yılında Genelkurmay Başkanlığı’na getirilen Orgeneral Hilmi Özkök Türkiye’nin en çok eleştirilen genelkurmay başkanları arasında gösterildi. Bazı köşe yazarlarına göre ise askeri müdahalede bulunan genelkurmay başkanları bile bu kadar eleştirilmedi. İşte Özkök’ün tartışılan açıklamalarından bazıları:
n Özkök, ABD’nin Ortadoğu’yu sömürgeleştirme projesi olarak adlandırılan Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’yle ilgili olarak şu açıklamalarda bulundu: “Ortadoğu’ya demokrasi gelmesi benim güvenliğim için önemli. BOP tüm boyutlarıyla bakmak lazım.”

O da AB hayranıydı

* Yarım asırdır Türkiye’yi bugün git, yarın gel diye oyalayan AB konusunda da Özkök’ün ilginç görüşleri vardı: “AB üyeliğinde iki tarafın da menfaatı vardır. Hem AB‘nin hem Türkiye‘nin bu birlikten kazanımları olacaktır” (Milliyet) Hatta Özkök, AB’den tam üyelik için tarih beklenen 17 Aralık Zirvesi’nden önce hükümete uyarılarda bile bulundu: Dikkatli olunmalı hata yapılmamalı.

* Başbakan Erdoğan’ın ortaya attığı “Türkiyelilik” kavramının yılmaz savunucularından birisi de Özkök oldu: “Türk kimliğinin üst kimlik olmasından korkulacak ya da çekinilecek bir şey yok. Toplumu bir arada tutmak için herkes bir üst kimlik yaratmak zorunda. Herhangi bir ülkeden ABD’ye yerleşen bir kişiye nereli olduğu sorulduğunda, bu kişi “Ben US’im” diyor. Türk yerine Türkiyelilik deyince ne değişiyor? İkisi aynı şey”

Evet de demedi hayır da

* KKTC’nin kaderinin belirlendiği ve Annan planının oylandığı referandumda da Türkiye, Özkök’ten kararlı duruş sergileyen bir açıklama bekledi. Ancak Özkök şu açıklamayı yapmakla yetindi: Annan Planı 9 bin sayfalık bir plan. Buna “evet” ya da “hayır” demek uygun olmaz.

* Özkök’ün kariyerindeki en büyük yara kuşkusuz ki Kuzey Irak’ta 11 Türk askerinin başına ABD’liler tarafından çuval geçirilmesiyle açıldı. Özkök, bu olayda da kararlı bir tavır sergileyemedi. Özkök’ün konuyla ilgili şu açıklaması kamuoyu tarafından hayal kırıklığı ile karşılandı: Biz Türk-Amerikan ilişkilerine ve Türk ve Amerikan silahlı kuvvetlerinin ilişkilerine büyük önem veriyoruz. Her ikisinin de iki ülkenin menfaatlerine büyük katkısı olduğuna inanıyoruz. Ama bu ilişkilerin önemi kadar önemli olan bir şey daha vardır, o da milli onurumuz ve Türk silahlı kuvvetlerinin onurudur.

Yüksel MUTLU

Yazı kategorisi: gazetelerden | 1 Yorum »

Laikçi-yeni köylüler

Yazan: bence Eylül 2, 2006

Son yıllarda köylülük negatif bir kavram olarak gündemimize oturdu. Bu, bir manada Mustafa Kemal’in “Köylü milletin efendisidir” sözüne isyan aslında. Henüz Kemalistler bu çelişkiyi fark etmediler. Çünkü köylülük, kamusal alanda Müslümanları aşağılayıcı bir dil ile sınırlandırıp engellemenin yeni yöntemi.

Aristoteles, binlerce yıl öncesinden kentli ile köylünün ayrımını yapar. Bu ayırım kentli zihin ile köylü zihnin farkını en temel noktadan şöyle başlatır: “Kentler birbirine benzemeyen insanlardan oluşur.” Demek ki kentli olmanın birinci şartı kendine benzemeyen insanlarla bir arada yaşamayı başarabilmekten geçer.

Köyler, o kadar birbirine benzeyen insanlardan oluşmuş mekan birlikteliğine dayalı bir topluluktur ki, insanların çoğu birbiriyle ya akraba ya da hısımdır.

Televizyonun köylerde de seyrediliyor olması, köyün birbirine benzer insanlardan oluşan yapısını kısmen bozarak, yerelliğin küresel köylülüğe eklemlenmesi neticesini doğurmuştur. Buna mukabil üst kimliğini çatışmacı bir alan üzerinden kurmaya çalışarak; entellektüel/köşe yazarı/siyasetçi /akademisyen/sanatçı olmaya çalışanlar, kentli olmayı başaramayarak, mekan birliktelikleri üzerinden seküler cematçılık dayanışmasına girerek, “laikçi-yeni köylü”sınıfını ortaya çıkarmıştır.

Nedir mekan birlikteliği üzerinden cemaat dayanışması kurmak? Köylü zihniyet; benzerleriyle bir arada olmak ister. Laikçi yeni köylüler de kendi bulundukları mekanların, sadece kendi benzerlerinden oluşmasını isteyen bir tutuculuk göstermekte. Gözlerinin değdiği, ayaklarının bastığı her yerin kendi özel alanları olduğunu iddia etmeye kadar gidebilmekteler. Program yaptıkları tv ekranı, güneşlendikleri kıyı, köşesini doldurdukları gazete, vitrinlerini huşu içinde seyrettikleri alış veriş merkezleri, tavla attıkları çay bahçesi, karınlarını doyurdukları restaurant, hatta çocukluklarının geçtiğini iddia ettikleri cadde bile yalnız onların. Dolayısıyla söz konusu mekanlarda görülen “ötekiler” haber değeri taşıyor. Köye dışarıdan birisinin geldiğini ünleyen tellal misali, ekrandan, köşesinden görevini icra ediyor, laikçi yeni köylü sınıf.

Laikçi kesimin köylü zihniyetini açıklayan pek çok örnek var. En temel örnek “ah esasında siz de bizim gibi(mi)siniz?” sorusu ve temennisiyle başlayıp, “biz”i en alt basamakta toplama tutkusunda kendini aşikar kılıyor.

Tekrarlayalım; kentli olmanın birinci özelliği kendine hiç benzemeyen insanlar ile nezaket paydasında buluşarak yaşamayı başarabilmektir. Bunu İslamcılar başarmışlardır. Evet başarmışlardır. Bulundukları müesseseleri “ötekiler” ile paylaşmaktan korkmamışlardır. Kapılarını açtıkları kişilerin kimliklerine değil, fikirlerine ve bu fikirleri tutarlı bir dil ile ifade etmelerine öncelik vermişlerdir. Onun için İslami medyada yer alanlar, kendilerini asla “eski solcu, eski sosyal demokrat” olarak niteleme gereği duymamışlardır. Aynı gazetede yazan dindarlar tarafından da asla “peki o zaman hadi şuna da cevap ver eski solcu” çizgisinde hizalandırılıp, “burası bizimdir bizim kalacak” düellosuna maruz kalmamışlardır.

F.K.Barbarosoğlu

Yazı kategorisi: gazetelerden | » yorum bırak;

Arçelik buharlı temizleyici

Yazan: bence Eylül 2, 2006

buharlitemizleyicipli.jpgBir tür düdüklü tencere???
Belki de o amaçla kullanılsa daha güzel.Mantığı ince bir ağızdan,işe yaramayan aparatlarla basınçlı buhar üflemek.Yani evinizin orasına-burasına buharı sıkacaksınız,tertemiz olacak.
Tozların üzerine sıkın da görün.Ağzınıza burnunuza dolsun,oralarda yer bulamayanlar da yüzeyden çamur halinde aksın.Aslında söyleyecek laf çok da anlayana fazla söylemeye gerek yok.
DEMEDİ DEMEYİN.

Yazı kategorisi: demedi demeyin | 3 Yorum »

Kadın programları

Yazan: bence Eylül 2, 2006

Bekir Hazar: (Yeni Şafak)
Kadın programlarındaki kişiler işe gider gibi programa gidiyor. Böyle bir meslek doğdu. “Ne iş yaparsın, kadın programı konuğum.” Parlayan kadın grupları, futbolcu gibi kanaldan kanala transfer oluyor, ekipleriyle pazarlık masasına oturuyor. Geçen gün bir kadına, Lerzan Mutlu’nun programından günlük bin YTL teklif edilmiş, gitmemiş. Şu anda kahraman gibi şöhretin tozpembeliğini yaşıyorlar. Reyting adına inanılmaz bir kadın sömürüsü var. Buralara katılan erkekler ise dövülecek konu mankenleri.

Cengiz Semercioğlu: (Hürriyet Gazetesi)
Televizyonlar bu seyirciler için ajanslara 15-20 YTL para ödüyor. Mesela ajans, Sultanbeyli’da oturan bir kadına, “50 kadın getir sana şu kadar para” diyor. Grup başlarındaki kadınlar kendilerine verilen paraları seyirciye dağıtmadığı gibi getirdikleri seyircilerden el altından para alıyor.

Burhan Ayeri: (Akşam Gazetesi)
Bunlar gelir düzeyi düşük kişiler. Dövüşmenin şöhret getirdiği bu meslekte para alıyor, cazgırlaşıyorlar. Uyduruk aşklarla enayi avına çıkanlara alet oluyorlar. Erkekler kahvede otururlarken kadınlar televizyonlarda oturuyor. Ben bunlara artık mantıklı bir şey söyleyemiyorum. Söylersem hakarete girecek. Bu kadınlar hiç çamaşır, bulaşık yıkamıyor mu? Çocukları yok mu?

Yazı kategorisi: gazetelerden | » yorum bırak;

Sezon açılıyor

Yazan: bence Eylül 2, 2006

Eylül ayı geldi,hoş geldi.Ben memnunum,havalar serinledi,hayat kolaylaştı.Yağmurlu havaları da severim.Alırsın bir fincan kahve,yumuşacık bir battaniye,bir de kitap, dooğru salondaki kanepeye,değme keyfime.Kitap okumaktan gözlerim yorulup da biraz da uykum gelince kitap ayıracını kaldığım sayfaya koyup(bunu özellikle belirttim.deli olurum sayfa kenarlarını kıvıranlara,kitabı açıkken ters çevirip masaya koyanlara.Kitap bu başka şeye benzer mi?kokusunu bile en âlâ parfüme değişmem.kitabına hor davrananlaraysa tahammül edemem.neyse bunu sonra irdeleyeyim.)da kanepeye biraz daha gömülür kumandayı alırım ben uyuyana kadar şöyle keyifli birşeyler bulmak umuduyla televizyonda.
Bağıranlar-çağıranlar,sürüp-sürüştürüp kendini evden stüdyolara atanlar,birbirini övenler-yetinmeyip dövenler,çemkirenler,aksıranlar-tıksıranlar,kocayı evde-yemeği ocakta unutanlar,o program senin-bu program benim koş-yer kap-oyna-zıpla…..aaaayh.Uykum kaçtı işte,yağmur da durdu,kanepe de rahat değildi zaten,akşama yemek de yok.Kalk en iyisi.
Umarım bu sezon geçen sezonu aratmaz.Güzel yurdumun ipini koparmış da ne yapacağını bilmediğinden oraya buraya koşuşturan deli danalar misali hanımları;(şimdi hakaret olarak algılanacak ama teşbihte hata olmaz)kullanılıyorsunuz da medenileştik,özgürleştik,sosyalleştik masallarıyla avutuluyorsunuz.Etmeyin eylemeyin…

Yazı kategorisi: aklıma gelenler | » yorum bırak;