bence…

hayata dair herşey…

05 Sep 2006 için Arşiv

alıç

Yazan: bence Eylül 5, 2006

Alıç (Crataegus oxyacantha);10 metreye kadar yükselebilen, dikenli, beyaz veya pembe çiçekli bir ağaçtır. Meyveleri 6-10 mm çapında, 1-3 tohumlu, esmer-kırmızı veya kırmızı renklidir. Hafif ekşimsi lezzetli meyveleri yenilmektedir.

Alıç ağacının yaprak, çiçek ve meyveleri Orta Çağdan beri özellikle kalp destekleyici ve kalp-damar sistemi fonksiyonlarını normalize etmek için kullanılmaktadır. Herbiri, bitkiye çok güçlü antioksidant özellikler veren flavonoid (flavonlar) bileşikleri açısından oldukça zengindir. Alıç, kalp-damar sistemi (cardiovascular system) üzerinde pozitif etkiler gösteren 3 grup ana bileşik içerir. Bu bileşikler; triterpenoid saponinler (triterpenoid saponins), aminler (amines) ve flavonlar (flavonoids) ’ dır. Alıç’ ın antioksidant etkisi, serbest radikal oluşumunu engelleyerek (inhibe ederek) kalbin tümünü olumlu yönde etkilemektedir.

Avrupalı araştırmacılar, bu bitkinin kalp ve beyne olan kan akışını ve kalbin kasılma gücünü artırdığını, kalbi düzensiz atışlara (kalp ritm bozukluğu) karşı koruduğunu ve kan basıncını (tansiyon) dengelediğini göstermişlerdir. Alıç içerisindeki etken maddeler kalp kasları dejenerasyonunda ve koroner damarlardaki daralmalar sonucu gerekli miktarda kanın ve oksijenin kalp kaslarına gönderilememesi durumundaki oksijen yetersizliğine karşı da kalbin korunmasına yardımcı olmaktadır. Bilindiği gibi bu durum, şiddetli göğüs veya kalp ağrısı şeklinde kendini gösteren ve angina’ (anjina pektoris) olarak bilinen bir rahatsızlığa yol açabilmektedir.

Alıç, damarları genişleten bioflavononid’ ler açısından da oldukça zengindir. Bu bileşikler çok güçlü antioksidanlar olup; kalbe oksijen ve kan akışının artmasına yardımcı olurlar. Bu durum kalbin kan deveranı için harcamak zorunda olduğu gücü azaltır ve kalbi rahatlatır. Ayrıca bioflavonoid maddeler kan damarlarının çeperlerini güçlendirir ve vücudun diğer bölgelerine olan kan akışını da düzenler. Alıç içerisindeki bileşiklerin kolesterolü ve damarlardaki plaket oluşumunu da azalttığı gösterilmiştir.Kalp hareketlerini yatıştırıcı ve düzenleyici olarak, tehlikesizce uzun zaman kullanılabilir. Alıç, çeşitli kalp ve kan dolaşımı hastalıklarında rahatlıkla kullanılabilecek ender bitkilerden en başta gelenidir. Tedavide başarı elde etmek için gerekli olan uzun süreli kullanımlarda hiçbir yan etkisi yoktur. Sonuçları genellikle etkileyici ve inandırıcıdır.

Kalp ritim bozuklukları (arrhythmias), sinirsel kalp çarpıntıları, kalp yetmezliği, ağır enfeksiyon hastalıkları sonrasındaki kalp kasları zafiyeti, kalp krizi sonrası, yüksek kan basıncı, damar sertliği alıç bitkisinin başarıyla kullanılabileceği alanlardır.

Ama sabırlı ve disiplinli olmak gerekir. Çünkü bitkinin etkisi uzun süreli kullanımlar (4-8 hafta) sonucunda oluşmaya başlar ve bu olumlu etki gitgide artar.

Bu bitki ayrıca, bedendeki sıvı birikimlerinin dışkılanmasını da sağlayabilir. Ayrıca; sinir sisteminde yatıştırıcı, spazmları azaltıcı, idrar söktürücü ve kabız yapıcı etkileri de vardır. Alıç’ ın içerdiği maddelerde vücudda birikme, zehirlilik ve alışkanlık yapma gibi özellikler olmadığından uzun süreli kullanıma uygundur.

Demleme biçimi: İnce kıyılmış 1 tatlı kaşığı dolusu bitki, 1 bardak kaynar suyla haşlanır. 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Bal ile tatlandırıldığında etkisi daha da artar. Şeker hastaları tatlandırmaz. Günde 2-3 bardak çay, yemek aralarında veya aç karnına içilir.

kaynak:1-Brown, Donald, Austin, Steve, Reichert, Ronald, Early Stage Congestive Heart Failure (Natural Product Research Consultants, Seattle, 1997)

2-Brown, Donald J., Herbal Prescriptions for Better Health (Prima, Rocklin, 1996)

3-Busse, Werner, Standardized Crataegus Extract Clinical Monograph, Quarterly Review of Natural Medicine, Fall, 1996, P.189- 197.

4-Kenner, Dan, and Requena, Yves, Botanical Medicine: a European Professional Perspective (Paradigm, Brookline, Massachusetts, 1996)

5-Murray, Michael T., Healing Power of Herbs, the (Prima, Rocklin, 1995)

6-Murray, Michael T., Heart Disease and High Blood Pressure (Prima, Rocklin, 1997)

7-Murray, Michael, and Pizzorno, Joseph, Encyclopedia of Natural Medicine (Prima, Rocklin, 1998)

8-Schmidt U, Kuhn U, et al:Efficacy of the hawthorn (Crataegus) preparation LI 1370 in 78 patients with chronic congestive heart failure defined as NYHA functional class II. Phytomedicine 1:17-24, 1994.

9-Weiss, Rudolf Fritz, Herbal Medicine (Beaconsfield, Beaconsfield, England, 1988)

10-N.Eröztürk,Bir Yudum Sağlık,Anahtar Yayınları,İstanbul,2000

11-Dr.A.Asımgil,Şifalı Bitkiler,Timaş,İstanbul,1999

12-Prof.Dr. T.Baytop,Türkiye’de Bitkilerle Tedavi,İ.Ü Eczacılık Fak.,İstanbul,1984

Yazı kategorisi: sağlık | 4 Yorum »

Üzüm çekirdeği-2

Yazan: bence Eylül 5, 2006

O birçok hastalığı iyileştirebilir, ama kan damarlarını güçlendirmede ve damarlarda varis oluşumuyla mücadelede bir benzeri yoktur.Cinsel isteği artırır.Cilt kırışıklıklarını önler.Aspirin den daha etkili kanı sulandırdığı kanıtlanmıştır.İçindeki yüksek orandaki liften dolayı bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

O başınızdan ayaklarınızın ucuna kadar her bir dokuyu kanla besleyen, incecik kılcal damarlardan , geniş Atardamarlara ve toplardamarlara kadar, o karmaşık ve harikulade kan damarları ağı-sizin yaşam hattınızdır.

Bu kan damarlarının bütünlüğü ve gücü, kalbinizin düzgün işleyişiyle birlikte , sağlığınızı ve yaşamınızı Sürdürebilmeniz için, tartışılmaz biçimde en önemli etkenlerdir.Eğer kan damarları yaşlanır,hastalanır,zayıflar,İncelir ve kan sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Eğer oksijeni taşıyan kan düzgün bir biçimde akmıyorsa Kalp kasınız hasar görebilir. Beyin hücreleriniz ölebilir yada iyi çalışmayabilir, bacak kaslarında kramplar ve dolayısıyla sancı olabilir ve görme gücünüz azalabilir.Eğer bir kan damarı sızdırıyorsa ya da yırtılırsa, bir beyin kanaması veya felç geçirebilirsiniz, yada kılcal damarlar cildinizin yüzeyinde belirebilir.Diş etleriniz ve burnunuz kanayabilir; bacaklarınızda varisler çıkabilir.Geçirgen kan damarlarından sıvı sızıntısı olabilir ve bu da şişkinliğe ve ödeme yol açabilir.

Hiçbir şey dolaşım sisteminizi oluşturan bu millerce uzunluktaki kılcal damarların, toplardamarların ve atardamarların sağlıklı olmasından daha önemli değildir.

Peki, hiç kimse size zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlıklarına döndürebilen, dolaşım bozukluklarını düzeltebilen ve önleyebilen bir ilaçtan söz etimi?

Böyle benzersiz doğal bir deva var; O; Avrupa da şaşırtıcı bir başarıyla, yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır.Hiçbir yerde onun gibi başka bir ilaç yoktur.

Bilim çevrelerindeki yaygın adıyla OPC, damar hastalıklarını tedavi etmede ustadır.;

Çünkü o; aslında zayıflamış kan damarlarının yapısını güçlendirir.Onun başka bir biyolojik

Faaliyeti var.O; bilinen en güçlü antioksidanlar’dan biridir;bazı testlere göre,

E vitaminden 50 kat daha güçlüdür.Antioksidanlar, çoğu hastalığa teşvik eden, altta yatan kimyasal nedeni (serbest radikalleri) etkisiz kılabilirler

Üzüm çekirdeği, 40 yıldır Avrupa da, özellikle Fransa da etkili bir biçimde kullanılmaktadır; Başka yerlerde ise daha yeni yeni dikkat çekmeye başlamıştır. Örneğin, Amerika da, Birçok kişi kullanmanın sonucunda yaşadığı olağanüstü iyileşmeyi anlatarak bu devayı övmektedir. Bunun yaraları daha iyi bilindikçe, gördüğü rağbeti de artacağı kesindir

Bazı uzmanlar Üzüm çekirdeğini bitkisel besin takviyeleri arasında bir süper star olarak ve onu insan sağlığına yaralı olma konusunda en çok potansiyele sahip deva olarak değerlendirecek kadar ileri gitmişlerdir.

O Nedir?

1947’de Bordeaux Üniversitesinden emekli tıp profesörü, Tanınmış Fransız kimyacı Jack Masquelier ilk üzüm çekirdeğini; Fakültesinin dekanının hamilelikten ötürü aşırı ödemi olan eşine verdiğini anlatıyor. Kadını şişmiş bacakları o kadar yorgundu ki, güçlükle yürüyebiliyordu. “Dekanın eşi 48 saat içinde iyileşti” diyor Masquelier. “O halde, benim üzüm çekirdeğinde özel bir şeyler olmalıydı”. 1950 de üzüm çekirdeği Resivit olarak bilinen ve Fransa da satılan ilk damar koruyucu ilaç oldu. Yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra doktor Masquelier in üzüm çekirdeğine dayanan ve Endotelon adı verilen bir başka ilaç Fransa da piyasaya çıktı. 1979 da Masquelier başarılı buluşuna “psinogenoller” ismini verdi. Bu yunanca da onun çok yönlü kimyasını tanımlayan genel bir sözcüktü. (Pycnogenol terimi daha sonra, Horphag Research Limited adlı İngiliz firmasının patentli tescilli ticari markası oldu)

Doktor Masquelier ayrıca kırmızı şarabın antioksidan, atardamar koruyucu etkisinin üzüm çekirdeğinde bulunan OPC den kaynaklandığını söylemektedir.

Kanıt Nedir?

Eğer Fransa’da yaşıyor olsaydınız büyük olasılıkla, üzüm çekirdeğini en çok varis tedavisinde önde gelen bir ilaç olarak bilirdiniz.Varis, damarların büküldüğü ve gerildiği, yangılandığı ve derinin altında morumsu, uzamış kabarıklıklar olarak göründükleri, biçimsizleştirici, ağrı verici bir durumdur.

İncelemeler alınan üzüm çekirdeğinin damarları gerçekten güçlendirebildiğini, sağlamlaştırdığını ve esnekliklerini yeniden kazandırdığını, böylece tekrar derinin içine çekilmelerini sağlayabildiğini gösteriyor. Doktor Masquelier ve meslektaşları, üzüm çekirdeğinin varis üzerindeki etkisini doğrulayan 9 deney inceleme yapmışlardır.Üzüm çekirdeği ayrıca bedende sıvı birikimini, yani ödem i azaltmaktadır. Damar duvarları zayıfladığında toplardamarların içinden akan sıvılar dışarıya sızar ve şişkinliğe yol açar.

Üzüm çekirdeği kılcal damarları güçlendirerek ve başka biyolojik manevralar yaparak ödemi ve şişkinliği azaltır. Bu da yüksek tansiyon, konjestif kalp yetmezliği ve spor yaralanmaları sonucunda oluşan şişliklerle mücadelede önemli olabilir.Buna ek olarak üzüm çekirdeği göz kamaşması, gece körlüğü, maküler dejenerasyon gibi göz sorunlarının, arterit in, saman nezlesinin, alerjilerin ve burun kanamalarının tedavisinde kullanılmıştır.

“ Eğer düzenli olarak üzüm çekirdeği alırsanız, damar duvarlarınız güçlenecektir.” Diyor Doktor Masquelier. Doktor, sizin üzüm çekirdeğine ihtiyacınız olup olmadığını şöyle anlayabileceğinizi söylüyor; “Sabahleyin dişlerinizi fırçalarsınız ve dış etlerinizin kanadığını görürsünüz. Yada göz korneasında bir kan lekesi fark edersiniz. Veya geceleri kendinizi yorgun hissedersiniz, baldırlarınız şişer ödem olduğunu fark edersiniz. Bu durumda damar zayıflığından muzdaripsinizdir ve üzüm çekirdeği tüm bu patolojik mekanizmalarla mücadele eder”.

AVRUPA DA ONLARCA YIL SÜREN ARAŞTIRMA

Avrupalılar, 40 yıldır, öncelikle varis olmak üzere, kılcal damarlarla ve dolaşımla ilgili bozuklukları geçirmek için üzüm çekirdeği tedavisinden yararlanmıştır. Ve büyük bölümü Dr.Masquelier ve meslektaşları tarafından yapılan bu araştırma çok etkileyicidir.

1995 te İtalyan araştırmacılar bu araştırmayı gözden geçirerek üzüm çekirdeğinin

gerçektende bazen diğer güçlü ,eczacılık ilaçlarından daha iyi iş gördüğü sonucuna vardılar. 1981 de varisli elli hasta üzerinde yapılan çift kör kontrollü bir deneyde, günde 150 mili gramlık üzüm çekirdeğinin ağrıyı yanma karıncalanma hissini ve atar damarların şişme derecesini azaltmada, yaygın olarak kullanılan bir eczacılık ilacından (diosmine) daha hızlı ve uzun süreli etkili olduğu bulundu.tüm belirtiler 30 gün içerinde düzeldi.Bir başka incelemede, yaygın varisli hastalara sadece bir kere verilen 150 ml gram üzüm çekirdeği standart bir testle titizlikle yapılan ölçümlere göre, hastaların toplar damarlarının bir ölçüde güçlendirmişti .

1985 de toplam damar yetersizliği yada varisi olan 92 Fansız hasta üzerinde yapılan bir başka çift kör kontröllü deney, 28 gün boyunca 300 ml gram üzüm çekirdeği almanın, ağrıyı, karıncalanma geceleyin giren bacak kramplarını ve şişkinliği % 50 den daha fazla azalttığını gösterdi. Hastaların %75 üzüm çekirdeği ilacıyla düzelme gösterdiler bu da bu ilacı etkisiz haptan iki kat daha etkili kılmıştı

üzüm çekirdeğinin aynı zamanda gözler içinde iyi bir ilaç olduğu kanıtlanmıştır

O gece görüşünde önemli olan parlak ışıkların neden olduğu göz kamaşmasını geçirmeye

Yardımcı oluyor. Fransa da 100 denek üzerinde yapılan iki ayrı incelemede 5 hafta boyunca günde 200 miligram üzüm çekirdeği almanın parlak ışıklara maruz kaldıktan sonra görme keskinliğine yeniden kavuşma durumunu çarpıcı biçimde artırdığı anlaşıldı.başka testlerde üzüm çekirdeği ürünün bir bilgi sayar ekranı karşısında çalışmanın neden olduğu göz gerilimini geçirdiği ve miyop kişilerde retinanın işlevini ve duyarlılığını düzelttiği görülmüştür. Birkaç incelemede üzüm çekirdeği özellikle şeker hastalarında göz bozukluğuna neden olan retinopati nin tedavisinde başarılı olduğu görüldü . Normal dozlar günde 100 ila 150 miligram üzüm çekirdeği güçlü antidoksidan faaliyeti onu ciddi bir göz hastalığı olan yaşlanmaya bağlı maküler dejenerasyon için de ideal bir ilaç yapılabilir diyor Nebraska üniversitesinde Antidoksidan otoritesi olan doktor Denham Harman.Çünkü Üzüm çekirdeği gözlerin küçük damarlarında lokalize olma eğiliminde dirler. Daha güçsüz olan diğer antidoksidanlar maküler dejenerasyonun ilerlemesini geciktirmişlerdir.

DR.DİKSON’UN MUCİZESİ

“göz hastalığımı durdurdu”

Güney Georgia da küçük bir kasabada bir optometrist olan 76 yaşındaki Madison Diskon yaklaşık 40 yıldır iki ciddi yaşlanmaya bağlı göz sorununu (Katarakt ve Maküler dejenerasyon) geciktirmek için esasen C vitamini ve beta caroten olmak üzere antidoksidanlar kullanmaktaydı. Bu yüzden Fransa’dan gelen Üzüm çekirdeği adlı yeni ve süper güçlü bir antioksidan dan haberdar olunca bunun görme gücünü koruma konusunda daha da yaralı olabileceğini düşünerek heyecanlandı. O özellikle maküler dejenarosyondan ötürü sağ gözünün görüşü azaldığı için endişeleniyordu. Bu durumda retinanın minik merkezi olan makula bozulmaya uğrar ve bu bazen en sonunda körlüğe neden olabilir. İncelemeler antidoksidan ların onun ilerleyişini yavaşlatabildiğini göstermesine rağmen bu durum için tıbbi yada cerrahi bir tedavi yoktur.

Dr.Dikson 1993 de üzüm çekirdeği almaya başladı. Sonuç onu çok mutlu etti. Maküler dejenerasyonu kötüleşmeye devam etmedi keza kataraktı da öyle. O düzeltilmemiş görüşün hala 20/30 dur diyor. Hastalığın yavaşlamasını öncelikle üzüm çekirdeği ekstrasına bağlıyorum. Diskon başlangıçta günde sekiz üzüm çekirdeği kapsülü aldı ve dört ay sonra bu dozu iki kapsüle indirdi.

Dr.Dikson kısa bir süre önce emekliye ayrılana dek hastalarına da üzüm çekirdeği tavsiye etmiş ve bu hastaların hepsinin gözlerinde düzelme olduğunu, bunun yanı sıra ciltlerindeki kırışıklıkların azaldığını erkek hastalarda cinsel arzunun arttığını gözlemledi O sadece yarar görmeyen tek bir hasta bile bilmiyorum

Üzüm çekirdeği antidoksidan’ı ilerlemiş romatizma arteriti olan eşim jane için de bir mucize gerçekleştirdi diyor Dikson Jane iki diz ve bir kalça protezi ameliyatı geçirmiştir ve diğer kalçasına da protez takılması söz konusuydu. Diskon doktorun diğer kalçanın röntgen filmine bakıp yaklaşık 6 ayla 1 yıl içinde buna da protez takacağız dediğini hatırlatıyor bu dört yıl kadar önceydi. Dr şimdi şaşkınlık içinde ama biz artık ameliyatı düşünmüyoruz bile. Doğrusunu söylemek gerekirse . Eşim Üzüm çekirdeği aldığından beri bu kalçası ona ameliyat edilmiş kalçasından daha az sorun çıkartıyordu.

YÜKSEK TANSİYONU DÜŞÜRÜYOR

Üzüm çekirdeği tansiyonu ve onun sonuçlarını düzeltmeye yardımcı olabilir. Araştırmaların gösterdiğine göre , yüksek tansiyonlu insanlar genellikle çok geçirgen olan, zayıf kılcal damarlara sahipler; bu da onların kılcal damar kanaması geçirme ve göz retinasındaki kan damarlarının yırtılma olasılıklarını artırıyor. Macaristanın en seçkin bilim adamlarından biri olan Dr.miklos Gabor’un yaptığı geniş incelemelere göre, üzüm çekirdeği yüksek tansiyonlu deneklerde kılcal damarları güclendirmiştir. Dr. Gabor, “Bunun insanlar için anlamı, üzüm çekirdeğinin beyindeki ve gözlerdeki kılcal kan damarlarının yırtılacak kadar zayıflamalarını önleyebileceğidir, diyor. Gerçektende Fransız araştırmacılar , üzüm çekirdeği yüksek tansiyonu ve veya şeker hastalığı olan kişilerin kılcal damar direncini etkisiz şeker hapı alanlara kıyasla yüzde 25 artırdığını buldular.

Üzüm çekirdeği kılcal damar direncini yada gücünü artırma yeteneğinin ikna edici bir gösterisinde, Dr. Rohdewald ve meslektaşları, yaşlı kişilerin derilerine, deri içinde kolayca micro kanamalar oluşturan bir vakum uyguladılar. Ama denekler 100 miligramlık tek bir Üzüm çekirdeği aldıktan sonra mikro kanamayı oluşturmak için gerekli vakum gücünün belirgin bir biçimde artırılması gerekti.” Bu Üzüm çekirdeğinin kılcal damarları güçlendirdiği, böylece onların eskisi kadar kolayca sızıntı yapmadığı yada kanamadığı anlamına geliyor,” diyor Profesör Rohdewald.

Dahası, yangının ve şeker hastalığının kan damarlarının geçirgenliğini anormal biçimde artırdığı iyi bilinir. Paris Üniversitesindeki Fransız bilim adamlarına göre ,hayvanlara Üzüm çekirdeği verilmesi, beyin kılcal damarlarının, kalbin aort’unun ve kalp kası kılcal damarlarının gerginliğinin böyle zarar verici biçimde artmasını önlemiştir.

MARİAN’IN MUCİZESİ

“ O alerjimi iyileştirdi”

Avrupa da yapılan incelemeler üzüm çekirdeğinin histamin salgılanışını önlediğini de göstermiştir.bunun solunum yolları alerjik reaksiyonlarından, özelliklede saman nezlesinden mustarip olanlar için etkileri aşikardır. Üzüm çekirdeği anti histamin etkisi yapabilir. Gerçektende, büyük bir amerikan besin takviyesi firmasında yeni ürünler yöneticisi olan Marian Holtan jensan Üzüm çekirdeğinin on üç yıldır devam eden polen alerjisini çok kısa bir sürede sona erdirdiğini gördüğünde çok şaşırmıştı.

O üzüm çekirdeğinin alerjilere iyi geldiğini işitmiş, ama buna inan mamıştı “Bunun doğru olduğuna inanmadım .ben doğal olarak kuşkucu biriyimdir” diyor ancak şimdi Amerikada dr. Jack masqyelier’in tru olarak adlandırılan, Fransız üzüm çekirdeği ilacı Endotelon için bilimsel kanıtları gözden geçirirken , onun anti histamin olarak etkililiği üzerinde yapılmış arştırmaları gördü. Kendi kendine, “Pekala bunu bir deneyeceğim” dedi. Daha önce birçok alerji-önleyici ilaç almış, ama onlardan nefret etmişti. “ seldane gibi her türlü reçeteli ilacı kullanmıştım, ve aldığım her ilaç beni sersemletip uyuşturuyordu” Bir antihistamin olarak, Dr.Masquelier’in Üzüm çekirdeğinden Fransa’da önerildiği gibi günde 300 miligram aldı

“Kısa bir süre içerisinde, tıkalı sinüsler, akan gözler ve boğazda ki kaşıntı, tüm o berbat durum geçti. Hayret içindeydim” O hala, her gün 150 miligram üzüm çekirdeği almaya devam ediyor ve “ o günden beri alerjim en kötü alerji mevsimlerinde bile nüksetmedi,” diyor.

O nasıl iş görüyor?

Üzüm çekirdeğinin esas ünü, onun, yaşlılık ve hastalık ile zayıflayan kan damarları duvarlarını güçlendirme yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Üzüm çekirdeği kan damarlarının kırılganlığını düzeltir, onları daha sağlam ve esnek hale getirerek, kanın kolayca akmasını ve dışarıya sızmasını sağlar. Üzüm çekirdeği bunu gerilme, sızdırma yada yırtılma olasılığı daha az olan, daha gülcü, daha kalın ve daha sık dokunmuş kan damarı duvarları oluşturarak başarır.

Dr.Masquelier’in de açıkladığı gibi, damar duvarındaki iki protein-kollajen ve elastin –damar duvarının elastikliğini ve geçirgenliğini, bu duvarın sağlam, güçlü ve esnek mi olacağını, yoksa kırılgan ve sızıntılımı olacağını büyük ölçüde belirler. Üzüm çekirdeği proteine bağlanarak , onların yıkıcı enzimler tarafından bozulmalarını önler ve onların birleşmelerini ve olgunlaşmalarını teşvik eder.Kısacası, Üzüm çekirdeği kan damarlarını güçlü ve dirençli yapan bağ dokusunun yapısını kuvvetlendirir.

Üzüm çekirdeğinin kan damarlarını koruma gücü,kısmen, yangıyı-önleyici faaliyetinden kaynaklanır; yangının atardamarların bozulmalarına büyük katkıda bulunduğu giderek daha çok kabul edilen bir görüştür. Üzüm çekirdeği ayrıca histamin salgılanışını düzenleyen enzimlerin aktivitasyonun engelleyerek bir anti histamin olarak etki yapar. Üzüm çekirdeği bir eczacılık anti histamini olarak piyasa sürülmemiş olmasına rağmen, bir antihistamin gibi etkili oluyor. Diyor Dr.Masquelier.

İhtiyacınız olan miktar

Üzüm çekirdeğinin tavsiye edilen miktarı günde 150 ila 300 miligramdır; damar sağlığını korumak iççin gerekli doz ise günde 5-10 gramdır.

Güvenlik etkeni

Üzüm çekirdeği besin takviyelerinde yaygın olarak bulunduklarından, güvenli olarak kabul edilirler; ve Alman araştırmacı Profesör peter Rohdewald tarafından kanıtlar üzerinde yapılan incelemeye göre, laboratuar fareleri, sıçanları, hint domuzları ve köpekler üzerinde yapılan toksisite testleri sonucunda, üzüm çekirdeğinin toksik, mutajenik (genetik değişim yaratıcı) karsinojenik( kanser yapıcı) olmadığı , yan-etkilerinin bulunmadığı saptanmıştır. Ayrıca uzmanların dediklerine göre, insanlar üzerinde yapılan üzüm çekirdeği testlerinde doktorlar ters etkilere rastladığını bildirmemişlerdir.

PYCNOGENOL’E KARŞI ÜZÜM ÇEKİRDEĞİMİ ?

Ticari olarak, OPC’yi bir üzüm çekirdeği yada bir çam kabuğu ekstrası( marka ismi Pycnogenol’dür), yada bu ikisinin bir birleşimi olarak alabilirsiniz. Bunlardan hangisinin daha iyi olduğu konusunda epey tartışma olmuştur. Hangisinin daha ucuz olduğu iyi bilinir: Üzüm çekirdeği en yüksek kaliteli üzüm çekirdeği fiyatı bile pycnogenol’ün fiyatının üçte biri ila yarısıdır. Dahası Avrupa’daki araştırmaların neredeyse tümü çam kabuğu yada pycnogenol üzerine değil üzüm çekirdeği üzerinde, esasen Dr.masquelier’in formülü üzerinde yapılmıştır.Şimdi hem Avrupa’da hem birleşik Devletlerde Pycnogenol kullanılarak yeni incelemeler yapılıyor olmasına rağmen onunla ilgili iddiaların çoğu aslında üzüm çekirdeği üzerinde yapılan araştırmalardan kaynaklanmaktadır.

Böylece, birçok uygulamacı için soru, bu maddelerden hangisinin kullanılacağı ve tavsiye edileceği oluyor. Bitki kimyasallarının tıbbi değeri üzerine birkaç kitabın yazarı olan seattle’lı Dr.Michael Murray, üzüm çekirdeğinin kanıtlanmış etkisiyle ve fiyatıyla çam kabuğundan daha üstün olduğunu belirtiyor. Üzüm çekirdeğinden elde edilen OPC’nin fransa’da sağlık bakımı doktorları tarafından tercih ve tavsiye edilen tür olduğuna, orada üzüm çekirdeğinin

Pycnogenol’den dört kat daha fazla sattığına işaret ediyor. Dr. Murray, A.B.D.’de y Pycnogenol’ün üzüm çekirdeğinden daha fazla satmasının nedeninin saldırgan pazarlama ve yanlış bilgilendirme olduğunu söylüyor.

Tüketicinin dikkatine

Üzüm çekirdeği ürünlerinin kalitesi üründen ürüne değişir. Bir çok firma değişik tarzlarda üzüm çekirdeği ürünü üretiyor ancak onun bio yararlarını kullanarak bedeniniz tarafından nasıl emildiğini kendiniz test ederek anlayabilirsiniz.

O NU DENEMELİ MİSİNİZ?

Eğer kan damarlarınızı yardıma ihtiyacı olduğuna düşünüyorsanız. Cildinizde kırışıklıklar günden güne fazlalaşıyorsa, cildiniz cansız ve solgun görünüyorsa ,cinsel yaşantınızda kendinizi yetersiz buluyorsanız (özellikle diyabet hastaları, kalp hastaları) ,kalple ilgili sorunlarınız varsa, ani kalp krizi riskinden kurtulmak istiyorsanız, görme gücün de yaşlanmaya bağlı bozulma, şişlikler ve ödem, alerjiler, yüksek tansiyon, kolayca kanama ve morarma eğilimi varsa, veya ailenizden birileri yada siz daha önce kanamaya bağlı felç geçirmişseniz, veya şeker hastalığınız varsa ( bu kan damarlarının daha geçirgen hale geldikleri bir rahatsızlıktır) varis ve hemoroit gibi sorunlarınız varsa dahası yaşadığınız anda ve ilerleyen yaşlarınızda zinde ve sağlıklı bir yaşam istiyorsanız üzüm çekirdeği akıllıca bir çözüm olur. Diğer bunu özelliğini taşıdığı zannedilen veya sentetik kimyasal ilaçlar arasında bununla kıyaslanabilecek hiçbir güvenli alternatif yoktur .üzüm çekirdeği güvenlidir zayıf ve bozulmakta olan dolaşım sistemli bir bedene yepyeni bir sağlık boyutu katabilir. Bir düşünün eğer üzüm çekirdeği her hangi bir kan damarları duvarlarını güçlendiriyorsa o aynı şeyi bütün atar damarlar, toplar damarlar ve kılcal damarlar için de yapar. O seçici değildir. O siz bir çok hastalığın temel kaynağı olan kan damarlarıyla ilgili, sorunlarda muazzam bir biçimde destekler.

O başka neye iyi gelir?

Üzüm çekirdeği bir antioksidan olduğundan, araştırmalar onun atar damar duvarlarında lipit birikiminin oluşmasını önleyerek, kolesterolle mücadele ettiğini göstermektedir. Üzüm çekirdeğini kılcal damarlardaki kan akışkan lığını hızlandırarak cinsel isteği müthiş derecede artırır. En ince kılcal damar duvarını onararak cilt kırışıklılarını giderir ve cildin daha genç ve canlı görünmesini sağlar. Yaşlılıktaki en önemli etken damar duvarlarının zayıflaması ve kandaki trombosit miktarının artarak kanın pıhtılaşmasından dolayı hareketler zayıflar ve refleksler zayıflar Üzüm çekirdeği kandaki trombosit miktarını azaltarak yaşlılıkta yaşanan

Bu sorunları büyük ölçüde giderilmesini sağlar. Üzüm çekirdeğinin yangıyı önleyici faaliyeti artrit, alerjiler, bronşit ve astım gibi yangılı hastalıkları geçirmeye yardımcı olabilir. Üzüm çekirdeği ayrıca, kalp krizlerini ve felçleri tetikleyen tehlikeli kan pıhtılaşması eğilimlerini de düzeltir. Arizona Üniversitesinde bir araştırmacı olan Dr.ronald Watson, kısa bir süre önce, Üzüm çekirdeğinin trombosit kümelenmesini, yani, tehlikeli kan pıhtılaşmasına yol açan kan yapışkanlaşmasını normale döndürdüğünü doğrulamıştır.Dr. Watson, insanlar sigara içtiklerinde, onların trombositler’inin pıhtılar oluşturma eğilimiyle kümelendiklerini göstermiştir. Ancak üzüm çekirdeği aldıktan sonra yavaş yavaş normale dönmüştür.

O AYNI ZAMANDA BİR BEYİN İLACIMIDIR?

Üzüm çekirdeğinin şaşırtıcı bir kullanımı, dikkat eksiliği sendromu (DES) tada dikkat eksikliği hiperaktiflik sendromu ( DEHS) olarak bilinen o şaşırtıcı konsantrasyon ve dikkat bozukluğundan mustarip insanlar arasında ortaya çıkmıştır. Bunun DES’li i insanlar, alerjiler gibi başka bir amaçla üzüm çekirdeği aldıklarında , dikkat eksikliğinin klasik belirtileri olan konsantrasyon ve zihinsel odaklanma eksikliğinde bir iyileşme olduğunu fark ettiklerinde , tesadüfi bir biçimde başladığı söylenir. Başkaları da bunu işitip, bu devayı kullanmaya başlamışlardır. Bu DES davası kulaktan kulağa yayılmıştır Internet’te ve doğal ürünler satan işyerlerinin vitrinlerinde sıkça boy göstermeye başladı.

Üzüm çekirdeğinin bu amaç için kullanımı geniş çapta incelenmiştir. Ancak Oklahoma, Tulsa’da dikkat eksikliği sendromunun tedavisinde uzman olan psikolog marion Sigudson (Ph.D.) yaptığı ilk deneyde Üzüm Çekirdeğinin çarpıcı yararlarını keşfetmiştir.Dr.Sigurdson, üzüm çekirdeği ve çam kabuğunun bir karışımını kullanarak bunun DES tanısı konulmuş otuz çocuk ve yetişkin üzerinde, Ritalin de dahil olmak üzere, yaygın olarak kullanılan reçeteli ilaçlar kadar iyi iş gördüğünü keşfetti. Deneklere çeşitli koşullar altında ( her zamanki ilaçlarını alıyor, yada almıyorlarken, veya sadece üzüm çekirdeği alıyorlarken ) dikkatlerini, konsantrasyonlarını ve DES’deki diğer önemli etkenleri ölçmek için bir dizi bilgi sayar testi ve davranış testi verildi. Onlar ilaçlarını almadıkları zaman ,DES’leri kötüye gitti İlaçları aldıklarında, durumları çok daha güzeldi. Ama Üzüm çekirdeği günlük dozlarını aldıklarında, test puanları ve davranışları,ilaçları aldıkları zamanki kadar düzelme gösterdi. Bir başka deyişle üzüm çekirdeği çoğu denekte ilaçlardan daha iyi etki göstermiştir. Genel olarak, çocuklar daha düşük bir dozla yetişkinler ise daha yüksek dozlarda düzelme gösterdiler.( Deneklerin birçoğunda kalp atışlarında azalma, dirsek ağrısının ve sivilcelerin geçmesi, erkek deneklerde cinsel isteğin artması, uykuların ve ruh halinin düzelmesi bayan deneklerde ciltlerinin daha canlı ve zinde olduğu gibi başka olumlu etkiler görüldü)

Bilimsel olarak bu nasıl mümkün olabiliyordu? Nasıl oluyor da, sıradan üzüm çekirdeği güçlü bir eczacılık ilacından daha iyi denebilecek kadar büyük bir etki yapabiliyordu.? Üzüm çekirdeği araştırmalarında uzmanlaşmış Californialı bir danışman olan Marcia Zimmerman’a göre Tıp literatüründe olası eylem mekanizmalarını ima eden bazı bilgiler var Zimmeman hücre kültürlerinde yapılan incelemelerin gösterdiği üzüm çekirdeği beyin hücreleri arasında mesajlar taşıyan ve “uyarıcı” tepkilerle ilgili olan kimyasalları, yani dopamin ve norepinefrin adı iki önemli sinirsel-ileticiyi kontrol eden enzimleri düzenleyerek etkiliyor olabileceğini belirtiyor. Yani araştırmalara göre, üzüm çekirdeği ayrıca,DEHS’e yararlı olan çinko,manganez, selenyum ve bakır besinlerin beyne ulaşmasına da yardımcı oluyor. Buna ek olarak, üzüm çekirdeklerinin dikkate değer antioksidan faaliyetti, beyin hücrelerini dengelemeye ve serbest radikallerden gelen zararı etkisiz kılarak işleyişlerini düzeltmeye yardımcı olabilir.

STEVEN’IN MUCİZESİ

“ Artık, başladığım işi bitirebiliyorum”

Psikolog Steven Tenenbaum, geçmişe dönüp baktığında, konsantre olmakta,dikkatini vermekte ve bir şeye odaklanmakta hep zorlanmış olduğunu fark ediyor. O , okulda, özellikle matematikte, zayıf bir öğrenciydi.karnesinde, davranış bölümüne, “O hiç yerinde duramıyor” diye yazıldığını hatırlatıyor. 0, hıperaktifve düşünmeden hareket eden biriydi, ve dikkat sorunları vardı. Ama, ancak 1984’de, yirmibeş yaşında St Louis’teki Washıngton Universitesi’de bir psikolog olmak için doktora yaparken, kendisinin tipik belirtileri kısa dikkat süresi, düşünmeden hareket etme ve bazen de hiperaktiflik olan, dikkat eksikliği hiperaktiflik sendromu (DEHS) denilen bir nörolojik bozukluğu olduğunu anladı. Bu sendromun, hem çocuklar, hem yetişkinler olmak üzere, % 4ila 7 sini etkilediğini belirtiliyor.

Normal koşullar altında, Dr.Tenenbaum, DEHS için yaygın olarak verilen Ritalin, Dexedrine, yada cylert gibi uyarıcı ilaçlara bel bağlardı. Ancak kendisi hobi olarak uçak kullanmayı öğrenmişti, ve eğer böyle ilaçlar alırsa, Federal Havacılık Yönetimi’nin kurallarına göre, pilotluk ehliyetini kaybedecekti. Böylece, yıllarca ilaç kullanmadan bu sorunu yenmeye çalıştı. Doktorasını aldıktan sonra, St Louis’de Dikkat Eksikliği Merkezini kurdu. Bu merkezin amacı, DEHS’li çocukların bu sorunla başa çıkma yeteneklerini geliştirmek ve bu konuda danışmanlık hizmeti vermekti.

1995’te, Dr. Tenenbaum, hastalarından, ana-babalardan ve Internet’te iletişim kurduğu insanlardan DEHS için alternatif tedaviler duymaya başladı. Böyle maddelerden biri olan Üzüm çekirdeği hakkında söylenenler Tenenbaum’un özellikle ilgisini çekti. Onu denedi ve sonuçtan çok etkilendi.”Onu aldığım bir buçuk yıl içinde verimliliğin %40 ila 50 oranında arttı.Şimdi artık başladığım işi bitirebiliyorum” diye sevinçle anlatıyor.Günde üç kere aldığı üzüm çekirdeği olmadan, o zihnen dağınık ve odaklanamaz hale geliyor.

“Böyle olduğunda, hemen üzüm çekirdeği alıyorum, ve on beş dakika sonra, üç buçuk saat kadar sakinleşiyor,rahatlıyor ve kendine hakim biri oluyorum.”Doktor, üzüm çekirdeği uyarıcı cylert ilacıyla kıyaslıyor. Üzüm çekirdeği bir uyarıcı, ilaç gibi etki ediyor. Şöyle ki, dikkatte ve odaklanmada artış, duygusal tepkilerde azalma meydana getiriyor.”Ayrıca, onun ruh halini yükselttiğini de hissediyor.

KANSER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Üzüm çekirdeği, fareleri böbrek cilt ve karaciğer kanserinden korumuştur.Bu arada Üzüm çekirdeği kanserli hücrelerin değil, sağlıklı hücrelerin güçlenerek kanser hücrelerinin gelişip çoğalmasını engeller geleneksel tıbbın kendilerine sunabileceği pek bir şey kalmayan hastalar üzüm çekirdeği tavsiye edilmektedir

Not:burayı da bir gözden geçirin.

Yazı kategorisi: sağlık | 10 Yorum »

saç dökülmesi

Yazan: bence Eylül 5, 2006

Çinko eksikliği ve saç dökülmesi
Çinko yetersizlikleri çocuklarda büyümenin durmasına ve yetişkinlerde de saç dökülmelerine neden olmaktadır. Çinko yiyeceklerin çoğunda bulunur. Fakat, bunların bazılarındaki çinkodan insanın yararlanması güçleşir (emilim yetersizliklerine bağlı olarak). Hayvansal yiyeceklerdeki çinkonun emilimi genellikle bitkisel yiyeceklere oranla daha yüksektir. Özellikle et, peynir, karaciğer çinkodan zengindir. Bitkisel besinlerden ise badem, ceviz, buğday, bulgur ve mantar çinkodan zengindir.

Enerji veren besinler
Muz: Kalori değeri yüksek olup, seratonin salgısını (mutluluk hormonu) artırarak enerji verir.
Süt: Kalsiyum değeri yüksek olduğu için ve yine mutluluk hormon salgısını artırması nedeni ile enerji verir.
Taze sıkılmış meyve suları: C vitamini çok yüksek olduğundan enerji verirler.
Yumurta: Kaliteli protein olduğu için metabolizmayı çalıştırır ve vücudu aktif tutar fakat haftada 2 defa tüketilmelidir.
Balık: n-3 ve n-6 dan zengin olduğu için beyin enerjisini aktif tutar.

Banu Kazanç
Beslenme ve Diyet Uzmanı

***************

Araştırmalar, saç dökülmesinin kadınlarda da görüldüğünü, 20 yaşın üzerindeki her kadının, yaşamının herhangi bir döneminde saç dökülmesi nedeniyle tıbbi yardıma ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Son yıllarda tıbbi küf olarak tanımlanan özel bir küfün ise özellikle kadınlarda sık görülen hormonal olmayan saç dökülmelerinde son derece etkin bir tedavi aracı olduğunu gösteren güvenilir çalışmalar var.

Saçın esas maddesi keratin’dir. Saçlarınızı beslemek, sağlıklı ve parlak saçlara sahip olmak istiyorsanız bir kuralı hiç unutmamalısınız: Saç sadece kökünden beslenir. Saçlarınızı daha iyi beslemek için işe, doğru ve dengeli bir beslenme planı yaparak başlamalısınız. Dışarıdan yapacağınız çabalardan sonuç alamazsınız. Saç bakımı ürünleri saçın yıpranmış görüntüsünde kısa süreli değişmeler dışında pek yarar sağlamazlar. Bu ürünlerle saçlarınızı daha temiz ve bakımlı tutabilir, dış etkilerin oluşturduğu yıpranmanın sonuçlarını bir süre gizleyebilirsiniz. Saç bakım ürünleri ile saçınıza sadece bir dış bakım sağlayabilirsiniz. Bir kez daha hatırlatalım: Saçınız için gerekli olan besin unsurları saça sadece kan yolu ile ulaşabilirler. Saçınız için gerekli besin unsurlarını ağız yolu ile doğal besinler veya besin destekleri ile alabilirsiniz.

Saç dökülmelerinin hormonal, metabolik, mikrobik pek çok sebepleri var. Sorunun kaynağını araştırın. Demir, çinko veya başka bir besin unsurunun yetersiz alımı ile ilişkili olup olmadığını öğrenin. Yanlış planlanmış dengesiz ve çok düşük kalorili diyetlerin de saçınızı dökebileceğini unutmayın.

Sorunu, saçlarınızın ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve proteinlerin ona yalnızca kan dolaşımı ile ulaşabileceğini unutmadan çözmeyi deneyin.

Saç dökülmeniz beslenmenize ilişkin sorunlardan kaynaklanıyorsa, kalsiyum, çinko, selenyum gibi minerallerin, p-aminobenzoik asit, keratin, sistin ve tiamin gibi besin unsurlarını ihtiva eden bazı hazır ürünlerin veya besinlerin ağız yoluyla alımı halinde yardımcı olabileceklerinden şüphe etmeyin!

Bir hatırlatma

Son yıllarda tıbbi küf olarak tanımlanan özel bir küfün özellikle kadınlarda sık görülen hormonal olmayan saç dökülmelerinde son derece etkin bir tedavi aracı olduğunu gösteren güvenilir çalışmalar var. Bu küf, ilk kez 1970’li yıllarda Almanya’da kullanıma verildi. Tıbbi küfün tiamin, keratin ve sistin ile birlikte kullanımının daha etkili olduğunu ise 1990 sonrasında yapılan yeni ve güvenilir çalışmalar gösterdi.

Saç dökülmesini durdurmak, saç hasarını önlemek istiyorsanız çözümün dıştan değil içten geldiğini unutmayın. Önce doğru ve dengeli bir beslenme planı yapın, stresten, üzüntüden, uykusuzluktan uzak bir yaşam planı yapın. Gerektiğinde bir uzman danışmanlığı alarak yukarıda belirtilen besin unsurlarını bir arada içeren yeni ve etkili ürünlerden yararlanın.

Saç kaybını artıran etkenler

Tükenmişlik durumu, stres

Ateş, enfeksiyonlar

Tiroid bozukluğu gibi bazı hormonel ve metabolik hastalıklar (Tiroid bezi tembelliği)

Kansızlık

Mevsimsel dökülmeler

Hamilelik ve emzirme dönemleri

Beslenme bozuklukları, bilinçsiz ve ağır sık tekrarlanan diyet rejimleri, alkol bağımlılığı

Kanser tedavileri gibi ilaçların kullanımı

Zehirlenmeler

Radyasyon

Gerçekler ve rakamalar

Saç sayısı: Her insanda 100.000 – 150.000

Saç yoğunluğu: 200/cm²

Çapı: 0.1 mm

Her bir saç telinin aylık uzama miktarı: 1 cm

Bir günde toplam saç uzaması: 20-30 m

Günde kaybedilen toplam saç sayısı: 50-100

Kaynak : Hürriyet / Osman Müftüoğlu

*******************

Tüm toplumlarda saç ve saç şekillerinin sosyal ve kültürel bir önemi vardır. Saç dökülmesi ile karşılaşan bir insan kendisini fiziksel ve ruhsal olarak zayıf görmeye başlayarak bu durumdan kurtulabilmek için değişik yöntemlere başvurabilir. Ancak saç dökülmesine neden olan sebep bulunmadan doğru bir tedavi şekli uygulanamaz. Bu nedenle , aşırı saç dökülmesi, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme şikayetleri başlayan insanların Deri Hastalıkları Uzman hekimlerine başvurmaları gerekmektedir.

Nomal Saç Büyümesi:

Sağlıklı bir insansanda saçların yaklaşık %90′ı sürekli uzama halindedir. Bu büyüme evresi 2-6 yıl kadar sürebilir.Geriye kalan %10′luk kısım ise 2-3 ay kadar süren dinlenme evresinde bekler.Bu dinlenme evresi sonucunda saçlar dökülür., dökülen saç köklerinden yeni saçlar büyümeye başlar ve döngü bu şekilde devam eder. Saç telleri ayda ortalama 1-1.5 cm kadar uzar. İnsanlar yaşlandıkça saç uzama hızları yavaşlar. Doğal sarışınlar(140.000), esmer(105.000) ve kızıllardan(90.000) daha çok saç teline sahiptirler. Saç dökülmelerinin çoğunun sebebi normal saç büyüme döngüsünden kaynaklanır. Günde 50-100 adet saç telinin dökülmesi normal sınırlar içerisinde kabul edilir.Eğer aşırı miktarda saç kaybı,saçlarda gözle görülen incelme oluşursa en kısa zamanda doktora baş vurulmalıdır.

Saç dökülmesinin başlıca nedenleri:

Uygunsuz saç bakımı ve kozmetik ürün kullanımı: Saça uygulanan her türlü boya, renk açma, saçı düzleştirme veya perma gibi yöntemler uygun koşullarda yapılmazsa saça zarar verebilir.Bu yöntemlerin sık sık veya aynı anda uygulanması da saçı zayıflatıp kırılmasına neden olabilir. Saçı çeken saç şekillerinin de (atkuyruğu, örgü, saçı sıkı lastiklerle toplama gibi) sıklıkla uygulanmaması gerekir çünkü saç diplerine etki eden sabit çekme kuvveti saç kaybına neden olabilir. Saçı sık sık yıkamak, taramak ve fırçalamak da saçı kırabilir.Saçı sampuanladıktan sonra saç kremi kullanmak saç taranmasını kolaylaştırır. Saç ıslakken daha kırılgandır bu nedenle havlu ile saçı ovalayarak kurutmaya çalışmak, taramak ve fırçalamaktan kaçınılmalıdır.Geniş ağızlı ve düz uçlu taraklar tercih edilmelidir.

Ailesel saç kaybı : Saç dökülmelerinin en sık sebebi kalıtsal özelliktir. Bu kalıtıma sahip olan kadınlarda da saçlarda azalma görülür ancak kellik oluşmaz. Bu duruma ‘ Erkek Tipi Kellik’ denir, 10-20-30′lu yaşlarda başlayabilir. Son zamanlarda yeni tıbbi tedavi seçenekleri sunulmasına rağmen kalıcı bir düzelme sağlamak saç transplantasyonu dışında henüz mümkün değildir. Hasta için uygun olacak yöntem doktor tarafından seçilmelidir.

Alopesi areata: Bu tip saç kayıplarında düzgün yüzeyli, para büyüklüğünde veya daha geniş yuvarlak yama tarzı alanlar oluşur. Nadiren tüm saç ve vücut kıllarında kayıp oluşabilir. Çocuk ve erişkin her yaşta gözlenebilir. Saç dökülmesini yapan neden bilinmemektedir.Bir çok hastada saçlar kendiliğinden büyür. Şiddetli ve uzun süren durumlarda sürme veya ağızdan tedaviler uygulanabilir.

Doğum sonrası: Gebe bayanlarda saçlarının büyük bir kısmı büyüme halindedir. Doğum sonrası saçlar saç büyüme döngüsünün dinlenme fazına geçerler. 2-3 ay içerisinde saçların aşırı miktarda döküldüğü fark edilebilir, bu süreç 1-6 ay kadar sürebilir ve çoğunlukla saçlar büyüyerek eski miktarlarına ulaşırlar.

Yüksek ateş, ağır enfeksiyon ve soğuk algınlığı: Hastalıklar saçların dinlenme evresine girmesine neden olabilir. Yüksek ateş ve ağır bir hastalıktan 4 hafta ile 3 ay sonra yoğun bir saç kaybı gelişebilir.Zaman içerisinde saçlar tekrar eski halini alır.

Tiroid hastalıkları: Fazla ve az çalışan tiroid bezi saç kaybına neden olabilir.Tiroid hastalıkları laboratuar testleri ile araştırılabilir. Tiroid hastalığının tedavisi ile saç kayıpları da düzelir.

Eksik protein içerikli beslenme: Proteinden fakir diyetler yapan veya anormal beslenme alışkanlığına sahip kimselerde protein eksikliği oluşur ve vücut proteini muhafaza etmek için saçları dinlenme evresine sokar.2-3 ay sonra yoğun bir saç kaybı oluşur. Saç kökleri zayıflar. Bu durum diet ile yeterli miktarda protein alınımı ile düzelebilir.

İlaçlar: Bazı ilaçlar geçiçi bir süre saç dökülmesine neden olabilir. Romatizmal, gut, depresyon, kalp hastalığı, yüksek tansiyon için reçete edilen ilaçlar ve yüksek doz A vitamini saç dökülmesi yapabilir.

Kanser tedavileri: Bazı kanser tedavileri saç hücrelerinin bölünmesini durdurabilir. Saçlar deriden çıkınca zayıflar ve kırılır. Bu durum terapiden 1-3 hafta sonra gerçekleşir ve hastalar saçlarının %90 ‘ını kaybeder , terapi sona erdikten sonra saçlar tekrar büyüme gösterir ve eski haline döner.

Doğum kontrol hapları: Doğum kontrol hapı kullanan bir bayanda saç dökülmesi sıklıkla kalıtsal bir yatkınlıkla oluşabilir. Saç dökülmesi gelişirse haplar Kadın-doğum doktorları tarafından değiştirilmelidir. Hap kullanımını kesen bir bayanda 2-3 ay sonra saç dökülmesi başlayabilir ve 6 ay kadar sürebilir. Bu durum doğum sonrası gözlenen saç dökülmesi mekanizması ile benzerdir.

Düşük serum demir düzeyi: Demir eksikliği saç dökülmesine neden olur.Bazı insanlar demiri besinsel olarak eksik alırken bazılarında ise demirin bağırsaklardan emilimi yetersizdir. Bayanlarda adet kanamaları nedeni ile demir eksikliği daha sık görülür. Demir eksikliği laboratuar testleri ile araştırılıp , demir hapları ile tedavi edilmelidir.

Büyük cerrahi girişimler ve kronik hastalıklar: Büyük cerrahi operasyon geçiren hastalar 1-3 ay içinde aşırı bir saç dökülmesi fark edebilirler. Bu durum birkaç ay içinde geçer. Ağır kronik hastalığı olan hastalığı olan kişilerde saç kaybı ömür boyu devam eder.

Mantar hastalıkları: Küçük yamalar halinde kabuklanmalar ile başlayıp yayılabilir, saçlarda kırılma saçlı deride kızarıklık şişlik ve hatta sızıntıya neden olabilir. Bu bulaşıcı hastalık çocuklarda daha sık görülür ve ilaç ile tedavi edilmelidir.

Trikotilomani(Saç koparma hastalığı): Çocuklar ve bazen erişkinler saç, kaş veya kirpiklerini koparıncaya kadar çekebilirler ve bunu bir alışkanlık haline getirirler. Böyle durumlarda psikoloji danışmanlarına başvurulması uygundur.

kaynak:haydarpaşa numune hast.

***********************

Androjenik alopesi(erkek tipi saç dökülmesi)

Saçlı derinin belirli bölümlerinde simetrik gelişen, erkeklerde sıkça rastlanan bir saç kaybı şeklidir. Saç dökülmesi şakaklardan başlayıp , tepeye doğru ilerler. Saç sayısında azalma, incelme, kısalma göze çarpar. Kadınlarda ise genelde saçların cılızlaşması, seyrelmesi şeklinde bulgu verir. Erkeklerin % 70 inde rastladığımız bu dökülme kadınların %10 unda karşımıza çıkmaktadır. Genellikle 20’li yaşların sonunda başlar, dökülmenin hızı bireysel olarak değişik hızlarda ilerler ve bazen çevre faktörlerinin de etkisiyle değişebilir. Bu tip dökülmeler şiddetli vakalarda tüm tepenin açılmasına kadar ilerleyebilir ve kişinin psikolojik sorunlarının da gelişmesine neden olabilir. Etkilenen bölgelerde saçlar inceleşir ve seyrekleşir. Oluşumunda erkeklik hormonu olan testtesteronun cilde temasında oluşan dehidrotestesteronun kıl köklerini inceltici etkisi vardır.

Tedavisi ve takibinde hastalarımızın uzun süreli izlenmeleri ile olumlu sonuçlar alabilmekteyiz. Özellikle minoxidil içeren saç spreyleri veya finasterid içeren tabletler olumlu sonuçlar oluşturmaktadır. İlaçlar düzgün olarak kullanıldığında ve destekleyici tedavi ile zenginleştirildiğinde etkinlik artmakta ve öncelikle saç dökülmesi durabilmekte ve hatta bir miktar saç çıkışı da sağlanabilir. Etkinliklerini uzun sürede ve dikkatli kullanımla göstermektedirler.

Semptomatik (dönemsel) dökülmeler

Kadın ve erkeklerde eş sıklıkta rastlanan saç dökülme şikayetidir. Tek bir hastalık olmayıp bir takım diğer hastalıklarla beraber saç köklerinin ritmik siklüsünün bozulması sonucu gelişebilir. Doğum yapan kadınlarda, tiroit bezinin çalışma bozukluklarında ciddi sistemik hastalıklar(zatüre, kan kaybı, böbrek hastalıkları…), büyük üzüntüler ve korkulardan sonra bunu izleyen 5-6 ay içinde dökülmeler olabilir. Bu tarz dökülmeler 3-5 ay kadar sürebilir. Saç kayıplarının diğer bir sık nedeni de vitamin ve mineral eksiklikleri olup bunları diyetle yeterli alınmaması veya kaybın çok olması, vejeteryanlık, emilim bozuklukları saç dökülmelerini hızlandırır. Bütün bu nedenlerin tespiti için öncelikle hastaları muayene tetikten sonra gerekli tahlilleri yaptırmalıyız. Hastadaki dökülme nedeni saptandıktan sonra sebebe yönelik takviyeler ve destekleyici önerilerle saçlar tekrar kazanılır.

Uzm. Dr. Ayşe Özboya-Dermatoloji Uzmanı

*********************

Yani dökülmenin asıl sebebini bulup tedavi olmanız gerekiyor öncelikle.Eğer saç dökülmesi olağan sayılan miktardaysa kendinizi sıkıp,evhamlanmayın.Daha bakımlı ve sağlıklı saçlar için bitkisel reçetelere başvurun.Ancak 1-2 kullanımda bitkisel yağlardan mucize beklemeyin.Önemli olan sabretmek ve belirli bir rutinde devam etmektir.

Yazı kategorisi: sağlık | 17 Yorum »

Biz Lübnan’ı tartışırken İngilizler Karadeniz’e çıktı!

Yazan: bence Eylül 5, 2006

Bugün için “asker” sadece silahlı kuvvetler mensuplarını tanımlamaz. Artık dünyada sadece silahlı ordular yok; bilgi orduları var, kültür-sanat orduları var, ticaret orduları var ve medya orduları var!
Sömürgeciliğin mucidi olan İngiltere, askeri gücünü kaybettiği andan beri, ticaret ordularına ağırlık vermiştir ve artık işgallerini bu ordularla yapmaktadır. İngiltere’nin yeni versiyonu olan ABD ise askeri işgallere başlamakla birlikte, asıl olarak medya kültürü vasıtasıyla beyinlere yönelik büyük bir işgal harekatı sürdürmektedir.
Askeri ve ticari işgallere karşı koyabilmek için, Behiç Gürcihan’ın yıllar önce kullandığı ifadeyle artık “Beyinlerde de bir Çanakkale savunması oluşturmak” gerekmektedir.

Fakat, Türk halkının beynini “turizm gelirleri” afyonuyla uyuşturdular. Turizm vasıtasıyla hizmetçiliğe alıştırılan halk, topraklarının satışını da ülkeye döviz getiren, faydalı bir gelişme olarak görmeye başladı. Öyle ki, Türkiye’nin hukuk fakültelerinden yetiştirilen avukatlar, İstanbul’da ve Akdeniz sahillerinde yabancılara gayrımenkul satış büroları kurdu!

***

İngilizlerin ticari işgal ordularının amiral gemisi 1873 yılında Rotschild ailesinin büyük hissesiyle ve afyon ticaretinden elde edilen paralarla kurulan “Rio Tinto” adlı şirkettir. Bu şirket, şu anda Türkiye’nin bor rezervlerine gözünü dikmiş ve bu yolda önemli mesafeler kaydetmiştir. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yapmış kişilerle gizli maden imtiyaz anlaşmaları yaptığı bilinmektedir.
Skyes-Picot antlaşması ile Türkiye’yi parçalayamayan İngiltere, şimdi bu işi, dünya egemenliği kurmak yolunda büyük adımlar atan şirketleri vasıtasıyla denemektedir.
Ottoman Finance Company adıyla kurdukları şirket de aynı merkezden yönetilmektedir ve Türkiye’de kurduğu “Osmanlı Yapı” aracılığı ile Riva’dan 1 milyon metrekare arazi satın almıştır.
Tıpkı Osmanlı Bankası ile Osmanlı’yı çökerttikleri gibi değil mi?

***

Emekli Deniz Binbaşı ve Araştırmacı yazar Erol Bilbilik, Riva ve karşısında bulunan yerlerin üzerinde gerçekleştirilen yapılanmaların ABD’nin Büyük Asya Projesi kapsamında Türkiye’yi ve Rusya’yı kuşatmak amacıyla askeri bir üs oluşturma çabası olarak değerlendiriyor.
Bilbilik’e göre “ABD’nin esas projesi Büyük Ortadoğu Projesi değil. Projenin aslı Büyük Asya Projesidir. Büyük Asya Projesi içerisinde BOP vardır. Asya projesi bağlamında Kafkasya’nın kuşatılması gereklidir.”
Sesar Başkanı İsmail Yıldız ise “Bu bizim için 1. Dünya savaşında iki Alman gemisinin Osmanlı bayrağı çekip de Rus limanlarını bombalaması gibi bir olay. Bu siyasi ve askeri bir operasyondur. Diplomatik, askeri ya da istihbarata dayalı üs oluşturma gibi amaçlara hizmet edecektir” diyor.
İngilizler, 1913 yılında Harbiye nazırı Mahmut Şevket Paşa’dan da Kuveyt’te bir arazi ile birlikte Riva’yı istemişti. Durumu inceleten Mahmut Şevket Paşa öneriyi reddetmiş ancak 14 Haziran 1913′te bir suikast sonucu öldürülmüştü!

***

Bugün, aynı zamanda Sıvas Kongresi’nin 87′nci yıldönümüdür. Bugün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajında belirttiği gibi ”Milli sınırlar içinde vatanın bölünmez bütünlüğünün esas alındığı, milli iradeyi hakim kılmanın ve tam bağımsızlığın amaçlandığı Sivas Kongresi’nde, Kurtuluş Savaşımızın ilkeleri belirlenmiş ve temelleri atılmıştır.”
Erdoğan, Anadolu’nun her köşesinden temsilcinin katıldığı Sivas Kongresi ile Türk milletinin kaderine el koyduğunu, her türlü işgal ve müdahaleye canı pahasına direneceğini tüm dünyaya ilan ettiğini de söyledi.
Bunları söyleyen Erdoğan, Mahmut Şevket Paşa’nın satmadığı Riva’yı İngiltere’ye nasıl satıyor ve ticari gibi gösterilen işgale nasıl izin veriyor peki?

Arslan BULUT

Yazı kategorisi: gazetelerden | » yorum bırak;

Lübnan’a Asker

Yazan: bence Eylül 5, 2006

“THY büromuz bombalandı mı? Bombalandı. Turizm büromuz bombalandı mı? Bombalandı. Büyükelçiliğimiz tarandı mı? Tarandı. Büyükelçiliğimize füze fırlatıldı mı? Fırlatıldı. PKK’nın olduğu gibi, Asala’nın da yuvası mıydı bu Lübnan? Yuvasıydı. Türkiye’nin Paris Başkonsolosluğu’nu silahlarla işgal edip, 56 Türk’ü rehin alan, Konsolos Kaya İnal’ı ağır şekilde yaralayan, güvenlik görevlimiz Cemal Özen’i şehit eden 4 terörist, Lübnanlı mıydı? Lübnanlı’ydı. İstanbul’da Topkapı Sarayı’nı otomobilin bagajına yerleştirdikleri bombayla havaya uçurmayı planlarken, erken patlaması sonucu ölen 2 terörist, Lübnanlı mıydı? Lübnanlı’ydı. Asala, ilk radyo yayınını nerede başlattı? Beyrut’ta. Bu Lübnan, Lübnan kaynaklı bu vahşete rağmen, sözde Ermeni soykırımını tanıdı mı? Tanıdı. Bizi ” bebek katili “ ilan etti mi? Etti. Bu Lübnan’da Ermeni nüfus var mı? Var. Ermeni Partisi var mı? Var. Ermeni Bakan var mı? Var. Peki, bu Lübnan’ı ” korumaya “ gidecek olan BM Gücü’nde Ermenistan var mı? Yok. Kim var en önde? Biz. Bitmedi… Bu Lübnan, soykırımı tanıyıp, bizi ne zaman bebek katili ilan etti? 2000’de. Lübnan Parlamentosu’nun bizi bebek katili ilan eden kararından 3 ay sonra yapılan seçimde, kim başbakan seçildi? Hariri. Değiştirdi mi bu kararı? Değiştirmedi. Yani, bir anlamda, o da onayladı mı, bizim bebek katili olduğumuzu? Onayladı. Biz ne yaptık bunun karşılığında? Türk Telekom’u ona verdik. E aferin. Salı günü oylama var bizim Meclis’te… Haydi bütün eller havaya.”
Yılmaz ÖZDİL-SABAH

Yazı kategorisi: gazetelerden | » yorum bırak;