bence…

hayata dair herşey…

Arşiv Eylül 9th, 2006

Genetik soya toprağı mahvediyor

Yazan: bence Eylül 9, 2006

Yazı 22 Temmuz 2006’da Hürriyet-Bilim’de yayınlandı.

Çevre ve Sağlık-Genetik soya toprağı mahvediyor
Bütün dünyada genetiği değiştirilmiş pek çok bitki yetiştirilmekte. Mısır, domates, patates, pirinç, buğday, kolza ve soya bunlardan sadece bazıları. Dünya genelinde ekilen soya fasulyesinin yarısı böceklere karşı dirençli olan genetik soya bitkisinden elde edilmekte.

Dünya genelindeki tarım alanlarının %6-7’sinde artık genetik bitkiler yetiştirilmekte. Ve bunların yaklaşık olarak %60’ı da Tarımsal Biyoteknoloji Uygulamalarının Etüt Edilmesi İle İlgili Uluslararası Hizmetler’in (ISAA) açıklamasına göre, Monsanto firmasının Roundup Ready (RRS) türü soya bitkisinden oluşmakta.

Bu soya türü de, diğer birçok genetik bitki gibi, belli başlı tarım ilaçlarına karşı dirençlidir. Roundup Ready soyasının duyarsız olduğu tarım ilacı glisofat. Bu ilacın olumsuz yönü ise, kısa veya uzun vadede yok edilmesi çok zor olan yabani otların çoğalmasına yol açması.

Bir zamanların yeşil altını
“Yeşil altın” olarak da tabir edilen soyanın geniş alanlarda ekimi Arjantin’de 1996 yılında başlamıştı. Ürünün önemli bir kısmı hayvan yemi için kullanılmakta ve Avrupa’ya da ihraç edilmekte.

Özellikle de “deli dana” krizinden sonra soya sayesinde büyük kazançlar elde edildi ve büyük toprak sahipleri hala kazanmaya devam ediyor da. Fakat öte yandan sorunlar çığ gibi büyüyor. Soya ekim alanları sadece iki yıl içinde ikiye katlanınca küçük çiftçilere yol göründü. Gerçi doğrudan ekim yöntemi toprağı korur, fakat ne var ki Monsanto’nun glisofat içerikli Roundup soyası verimli Pampa topraklarını mahvetti.

Buenos Aires Üniversitesi bilim adamlarının tahminlerine göre, yalnızca 2003 yılındaki soya ekimi, topraktan yaklaşık olarak bir milyon ton azot ve 227.000 ton fosfor çaldı.

Ayrıca dirençli yabani otların çoğalması da ayrı bir sorun. Bu sorun Monsanto’ya rakip Syngenta firmasını sevindirmişe benziyor. Syngenta şu sıralar yabani otlara karşı üretmiş olduğu yeni ilacını sürdü piyasaya.

Avrupa’da yasaklanan ilaç
Yabanileşmiş soya ve Roundup’a dirençli diğer arsız otlar Arjantin’de büyük bir sorun haline geldi, diyen İsviçre firması Syngenta, çiftçilere Gramoxone ilacını öneriyor artık. Oysa bu ilaç çok zehirli olması nedeniyle İsviçre ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde uzun bir süre önce yasaklanmıştı.

Genetik türün çok fazla yaygınlaşmasından Monsanto’nun çalışma yöntemi de sorumlu tutulmakta. Çünkü kuruluş Arjantin’de patent vermeye yanaşmayınca, çiftçiler soya tohumlarını satmaya başladılar ve böylece yasadışı ticaret doğdu.

Günümüzde Arjantin’de ekilen soyanın %98’i RRS soyası. Monsanto bu gelişmeye uzun bir süre seyirci kaldı, sonuçta kendi ürünü olan Roundup tarım ilacıyla da gayet iyi kazançlar elde etti. Fakat 2004 yılında yasadışı ticaret yüzünden birden bire lisans ücreti istemeye başladı.

Kuruluşun bu isteği, bunu ödemeye hiç de hevesli olmayan Arjantinlilerde soğuk duş etkisi yaptı ve ithalatçılar Monsanto ile mahkemelik oldular, meselenin ne şekilde sonlanacağı henüz bilinmiyor bile.

Romanya’da durum
Monsanto öte yandan bazı Avrupa ülkelerinde de genetik ürünler için uygun koşullar yakaladı. RRS soya tohumu örneğin Romanya’da uzun yıllar çiftçilere satılmaya devam edildi.

Greenpeace (Avusturya) organizasyonunun bilimsel verilere dayanan tahminine göre Romanya’da ekilen soya bitkisinin %90’ı genetik. Ancak resmi sayılar daha düşük. Tarım bakanlığı sözcüsü Adrian Tibu’nun açıklamasına göre, Romanya’daki toplam ekim alanlarının sadece yüzde birine soya ekilmekte. Ancak soya ürünlerinin yaklaşık olarak %75’i genetik değişimden geçmiş.

Avrupa Birliğine girmeye hazırlanan Romanya, genetik soya ekimine 2007 yılından itibaren son verecek. Sonuçta Avrupa Birliği’nde Monstanto’nun soyasına izin verilmemekte.

Fakat Romanya, soya ekimini durdurduktan sonra genetik soyadan öyle hemen kurtulamayacak. Romanya’daki durum biraz kaotik. Kontrollerle sorunlar yaşanmakta, aralarında tohum alışverişinde bulunan çiftçiler, genetik soya ürünlerine dikkat etmiyorlar. Tarım bakanlığının tüm tohum pazarını denetleyemediğini Adrian Tibu da kabul ediyor.

Kurtulma şansı var mı
Hiç kimse genetik soyadan ne şekilde kurtulabileceğini kesin olarak bilmiyor. Öneriler “en iyisi tarlalara nadasa bırakmak”tan “katı kontrollere” kadar uzanıyor.

Brezilya’daki genetik soyanın temizlenmesi ile yabancı bir uzmanın tahmini şöyle: Gerçi Brezilyalı çiftçileri genetik soya ekmeye pek meraklı değiller, ama tarlayı “temizlemek” (glifosat zehriyle) için birkaç yılda bir ekmek istiyorlar. Genetik soyadan kurtulmak burada sorun olmuyor. Başka bir bitki türü ekerek, son ekimden kalan soya filizlerinin kökünü kazımak mümkün. Brezilya’da genelde sığ toprak işlemi uygulandığı için, soya fasulyeleri toprağın derinliğine inmeden yeniden filizleniyor ve toprakta daha uzun bir süre kalmıyor.

Bununla birlikte transgenetik bitkilerin toprakta ne kadar kalıcı olduğu belirsiz. Bu soruyu yanıtlamak o kadar kolay değil. Çünkü bu durum transgenetik bitkinin biçimine (kök, bitki, fasulye vb) de bağlı. Gerçi topraktaki DNA’nın yok edilmesiyle ilgili araştırmalar yok değil, ama soyayla ilgili olanları yok henüz.

Ve artık genetik bitkilerin ekolojik riskleri üzerinde çok sayıda araştırma bulunsa da, genetik bitkilerinden kurtulmayla ilgili doğru dürüst bir çalışma yok.

Prof Dr. Ahmet Aydın’ın yorumu
Yaygın kanının aksine soya sağlıklı bir yiyecek değildir. Soyanın başlıca zararları aşağıda gösterilmiştir. Soya konusunda hazırlamakta olduğumuz geniş dosyada bu konu daha iyi incelenecektir.

Soyanın zararları
Mineral eksiklikleri
D vitamini eksikliği
Bağırsaktan kalsiyum, demir ve çinko emilimini azaltma
Osteoporoz
Allerji
Hazımsızlık
Bağışıklık yetersizliği
Tiroid hastalıkları
Bunama
Erken ergenlik
Kısırlık
Kanser
Kalp hastalığı
Soya-Uzakdoğu ülkeleri- Sağlık
‘Soyanın Çin ve Japonya gibi yüksek nüfuslu Uzak doğu ülkelerinin, en fazla tercih
ettiği gıda olduğu ve onların yaşam sürelerini uzattığı iddiaları çok eksik ve yanlıştır ve soya sanayicilerinin yandaşları tarafından uydurulmaktadır.

Örneğin Çinlilerde domuz eti total kalorinin %65’ini oluştururken soyanın buradaki payı %1.5’i geçmez (1). Ayrıca Uzak Doğulular soyanın fermente ürünlerini (miso , soya salçası, natto, tempeh vb) yerler. Soyanın fermantasyonu soyanın birçok olumsuz etkisini giderebilmektedir. Ama piyasada satılan ve yüzlerce yiyeceğin içinde bulunan soyanın (tofu , soya sütü, soya yoğurdu, soya dondurması, soya proteininden yapılmış salam, sosis gibi et çeşitleri) çoğu fermente değildir.

Uzakdoğu tarihi incelendiğinde soyanın sadece bir münavebe bitkisi olduğu ve ancak kıtlık zamanlarında yenildiğini biliyoruz. 2000-2500 yıl önce fermantasyon tekniklerinin bulunması ile tüketimi artmış ama yine de ana yiyecek olmamıştır (2). Soyanın fermente ürünleri de tamamen masum değildir ve fermantasyon süresi uzadıkça östrojen miktarı da artmaktadır (3). Bu nedenle başta hamileler, çocuklar ve kanserliler olmak üzere her kez soya preperatlarından uzak tutulmalıdırlar.

KAYNAKLAR

1.Chang, K.C. (ed.), Food in Chinese Culture: Anthropological and Historical Perspectives, New Haven, 1977.
2.Katz SH. Food and Biocultural Evolution: A Model for the Investigation of Modern Nutritional Problems. Nutritional Anthropology, Alan R. Liss Inc., 1987, p 50.
3.Hutchins A. M., Slavin J. L., Lampe J. W. Urinary isoflavonoid phytoestrogen and lignan excretion after consumption of fermented and unfermented soy products. J. Am. Diet. Assoc., 95: 545-551, 1995

Yazı kategorisi: sağlık | Yorum Yok »

İnsan üzerine

Yazan: bence Eylül 9, 2006

ABD’nin California Eyaleti’nde bir kilisede yer alan Meryem Ana heykelinin gözünden kan renkli göz yaşı geldi.
Büyük ve ciddi gazetemiz yazdığına göre, büyük ve ciddi bir haberle karşı karşıyayız demektir.
Şimdi bizi bir merak almasın da ne alsın?
Acaba anamız niye ağlıyor?
Anamız sözüne takılmayın… Meryem Ana, İsa Yalvaç’ın anası olduğuna göre bizim de anamız sayılmaz mı?
Bence öncelikle düşürüldüğü duruma ağlıyordur. İyi, temiz ve saf bir insan iken ve Allah’ın kendisine bağışladığı yüce bir makam var iken, iftirayla karşılaşmasına ağlıyordur. İftiracıların kendisini işin içine karıştırarak, Allah’a iftira atmalarına ağlıyordur.
Elbette, Kur’an-ı Kerim’den haberi vardır. Ayeti kerimeleri de biliyordur:
- Ey kitap gönderilenler! Dinde aşırılığa gitmeyin… Allah’ın gerçeğini söyleyin!
Meryem oğlu İsa Mesih sadece Allah Elçisidir. Allah’ın Meryem’e bir uygulaması ve yarattığı bir candır.
Artık Allah’a ve Elçisi’ne inanın!
Allah üçtür demeyin! Bu sözden ayrılırsanız kurtulursunuz… Allah BİR’dir. O’na çocuk yakıştırılamaz. Göklerde ve yerde ne varsa O’nun… Güvenilecek olarak Allah yeter. (4/171)
Meryem oğlu Mesih Allah’tır diyenler and olsun, kesinlikle kâfir oldular.
Onlara söyle: Allah, Meryem oğlu Mesih’i de, anasını da, yeryüzündekilerin tamamını da yok etmeyi dilerse kim engel olabilir?
Gökler, yer ve aralarındakiler Allah’ın… O dilediğini yaratır. Allah’ın gücü sonsuzdur. (5/17)
Ya Irak
MERYEM anamız ağlıyormuş… Evet ağlıyordur elbette… Kendisinin gerçeğini olduğu gibi bilip, kendisine sevgi ve saygı duyan Müslümanlar, oğluna “Tanrı’nın oğlu olan oğul tanrı” diyenlerin zulmü altında ise niye ağlamasın?
Irak Müslümanları’na Allah’ın bağışı olan petrolü ellerinden alıp, talanlamak isteyen global kapital peşine, İsa Peygamber’i tanrılaştıranları takıp kadın, çoluk çocuk, hasta sağlam, genç ihtiyar demeden yüz binlerce insanı öldürürken, Meryem Ana ağlamıyor olabilir mi?
Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi adı altında bütün Müslümanlar’a yönelik bir saldırı planı hazırlanırken ve kendisine Müslüman diyen kimileri de buna çanak tutarken Meryem Ana ağlamasın da ne yapsın?
- Meryem oğlu İsa sadece bir elçiydi. Ondan önce de elçiler gelip geçti… Onun annesi dosdoğru bir kadındı. İkisi de öteki insanlar gibi beslenirlerdi.
Bak!
Onlara gerçekleri açıklıyoruz.
Yine bak!
Nasıl da yüz çeviriyorlar.” (5/75)
Evet Meryem Ana dosdoğru bir kadındı. Yüreği şefkat doluydu.
Ağlamasın mı?
O ağlamasın da kim ağlasın? Kendisinin heykellerini yapıp tapınaklarına dolduranlar, insanoğlunun sığınağı dünyayı kirletirken, yâni havayı, suyu yaşanmaz duruma sokarken Meryem Ana ağlamaz mı?
Gazetenin yazdığına göre herkes kan ağlayan Meryem’e koşuyormuş…
İşte buna da ağlıyordur anamız… Bilimde, teknikte bu kadar ileri giden toplumlar, hâlâ kendi yaptıkları putlara tapıyorlarsa, heykellerin gözünden kanlı yaş akacağına inanıyorlarsa ve buna kendi adını da âlet ediyorlarsa niye ağlamasın Meryem Anamız!
Evet ağlıyordur… Müslüman memleketinde misyoner yumurtalarının bu kadar çok satılmasına ağlıyordur. Müslümanlar’ın en çok satın aldıkları gazetenin düştüğü durumlara ağlıyordur.
Meryem Ana ağlıyordur… Biz de ağlamalıyız… Gözümüzde yaş kaldıysa…

Namık Kemal Zeybek

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

PKK`nın savcısı var mıdır?

Yazan: bence Eylül 9, 2006

VEBÂLİ POLİTİKACILARDA

İlk yaşandığında hepimizi “dehşete düşüren olaylar”, zamanında “kararlı” biçimde müdahale edilmediği için “olağanlaştırıldı!..”
Bunun vebâli birçok politikacıda.
Üç beş milletvekilliği daha fazla kazanabilmek uğruna, ülkeyi uçurumun eşiğine getiren bazı politikacılar, taviz(ödün) verdikçe verdiler.
Bunlar, hem “mikro milliyetçiliğin” önünü açtılar, hem de Avrupa Birliği”ne “sevimli gözükmek” için her isteneni yaptılar.
Sonunda, ülkenin bütünlüğünü tehdit eder biçimde, PKK”nın birçok söylemi bugün rahatlıkla kullanılır hâle geldi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 20 Nisan 2005”deki “Yıllık Değerlendirme” toplantısında, “Terör örgütü isteklerini AB vasıtasıyla dikte ettiriyor” demişti.
Dikte ettirilmedik çok az şey kaldı.

KARANLIKLAR

Türkiye üzerinde ölümcül deneyler yapılırken, bunlar desteklendi.
Kimler tarafından?..
İşte bu sorunun yanıtı, başlıktaki soruyu da netleştirecek.
Kimlerin desteklediğine gelince..
Terör örgütünün söylemleri “aydın” geçinen bir çok “karanlık bilim adamının” söylemi hâline geldi. Aynı yaklaşımı bazı belediye başkanları, bazı gazeteciler, bazı politikacılar, bazı iş adamları, bazı üniversiteler ve bazı avukatlar gösterdi.

AVUKATI VARSA ….

Şimdi, sorumuza gelelim.
“PKK”nın savcısı var mıdır?”
PKK”nın politikacısı, iş adamı, gazetecisi, belediye başkanı ve avukatı varsa, savcısı olamaz mı?..
Bu sorunun yanıtı “dehşetli” bir sonuç çıkarabilir. Hani demiştik ya, “bizi dehşete düşüren olaylar olağanlaştırıldı” diye. Yine, ölümcül bir konuda yaşamımızın “normali” durumuna gelmesin.
Gelmesin, diye şimdiden dikkat çekiyorum.
Terörist başlarının bazı davalarına ücret almadan, “dava uğruna” giren bazı avukatlar, sınava girerek savcı olabilir mi?.. Olmuş mudur?..
Olduysa ya da bundan sonra olabilirse, bu durum “PKK”nın politikacısı”, “PKK”nın avukatı” ve “PKK”nın gazetecisi” olmaktan çok daha büyük zarar verecektir.
Yakın gelecekte, “Cumhuriyeti” korumakla görevli bir savcının, “terörü ve teröristi” korur duruma geldiğini, düşünmek bile istemiyorum.
Ama burası Türkiye ve karşımızda da bize yol gösteren bir Avrupa Birliği oldukça, her şey olur mu?..

Hulki Cevizoğlu

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

Elçilik mensupları neden yuhalanıyor?

Yazan: bence Eylül 9, 2006

Berlin Büyükelçimiz Mehmet Ali İrtemçelik’in yuhalanması üzerine konuyu bir daha düşündüm: Vatandaşlarımız, soydaşlarımız, acaba neden elçilerimize karşı soğuk, kırgın, hatta zaman zaman öfkelidirler? Bu sorunun cevabını ararken, çeşitli vesilelerle gittiğim otuz civarındaki Asya ve Avrupa ülkelerinde, bizzat şahit olduğum veya aralardaki işçilerimizden, soydaşlarımızdan, vatandaşlarımızdan dinlediklerim aklıma üşüştü. İşte size bir kaç örnek:
1976 yılında Yugoslavya’ya gitmiştim. Makedonya’nın Tanıtma Bakanlığı Müsteşarı Petar Borskovski makam odasında bana şöyle demişti: ‘Buradaki Türkler adına utanıyorum ve üzülüyorum. Çünkü elli yıldan beri sizin Büyükelçileriniz Yugoslavya Türkleri’yle hiç, ama hiç ilgilenmediler. Onların eğitimi için, bize bir sayfalık bir metin bile vermediler. Sizin burada beşyüz yıllık bir geçmişiniz var. Soydaşlarınıza karşı neden bu kadar kayıtsız kaldığınızı doğrusu hiç anlayamıyoruz!’
**
1999 yılında, Yugoslavya’ya ikinci defa gittiğimde Üsküp Türkleri’nden de şu şikayeti dinledim:
‘Geçen ramazan ayında Üsküp’te bir iftar yemeği düzenledik. Türk Büyükelçisi de şeref misafirimizdi. Hazret çıkıp geldi. Bir uzun masa etrafında 50-60 kişiydik. Yabancı elçiliklerden de Müslüman diplomatlar vardı. Ezanın okunmasına 5-10 dakika kala, Büyükelçiniz gözümüzün içine baka baka sigarasını yaktı, arkasından da bir bardak suyu kafasına dikti. Adamın büyük saygısızlığından, anlatılmaz bir utanç duyduk ve öfkelendik. Oruç tutmuyorsa tutmasın. Ama oruçlu kişilere karşı biraz terbiyeli davransın!’
**
1979 yılında Fas’da yapılan İslam Kültür Kongresi’ne katılmıştım. Orada Fas Kültür Bakanlığı Müsteşarı bana demişti ki:
Çeşitli İslam ülkelerinde yapılan kongrelere, Türkiye özellikle dini bilgisi sıfır noktasında olan kimseleri seçip gönderiyor. Mesela yine böyle bir İslam kongresinde Türkiye temsilcisine soruldu:
‘Siz, Türkiye’de sabah namazının farzını kaç rekat kılıyorsunuz?
Adam, bizi dehşete düşüren şu cevabı verdi:
- Türkiye laik bir ülkedir. Din ve vicdan hürriyeti vardır. Herkes sabah namazının farzını istediği kadar kılar. Kimse karışamaz.
- Mesela, sabah namazının farzını on rekat kılabilir misiniz?
- On rekat da kılabiliriz, 20 rekat da. Kimse karışamaz. Biz laik bir ülkeyiz.
- Peki akşam namazının farzını 40 rekat kılabilir misiniz?
- Kırk da kılabiliriz, seksen de! Türkiye laik bir ülkedir. Polis filan karışmaz.’
**
FAS Büyükelçiliğimizde tam beş yıl Müsteşar olarak çalışan bir hariciyemiz, aynı toplantıda bana demişti ki:
- Efendim bu Faslıların namazları bizim namazlarımıza hiç benzemiyor! Bunlar namaz kılarlarken kimisi ayakta duruyor, kimisi eğiliyor, kimisi başını yere koyuyor, kimisi oturuyor. Halbuki, namaz hep birlikte kılınır değil mi efendim?
Sizin bu bahsettiğiniz namaz, sünnet namazıdır. Askerlikteki adi adım yürüyüşe benzer yani. Herkes tek başına kılar. Bir de imama uyarak hep birlikte kılınan namazlar vardır. Onlar da farz namazlarıdır. Hani askerlikte uygun adımla yürüyüşe benzer…
- Üstad siz ne kadar çok şey biliyorsunuz? Hayret doğrusu!

BİR Almanya gezisinde işçilerimiz bana demişlerdi ki:
Buradaki PKK hareketini akıllı Ermeni militanları yönlendiriyor. Büyükelçiliğimiz bu ihanet şebekelerine karşı bir büyük miting düzenlemek istemiş. Bir gün elçiliğimizden çok yetkili bir kişi çıkıp camimize geldi. İçeriye ayakkabasıyla ve yanar haldeki sigarasıyla girdi. Adam etrafta bir kül tablası aramaya başlayınca dedik ki ‘Efendim camilerimizde kat’iyyen sigara içilmediği için kül tablası bulunmaz. Sonra camilerimize kat’iyyen ayakkabıyla girilmez!
Anladık ki, adam, ömrü boyunca ne camiye adım atmıştır, ne de cami adabını biliyor. Onun yerine biz utandık.’
**
YERİM bittiği için şahid olduğum diğer hazin hatıralarımı yazamıyorum ve kendi kendime soruyorum: Elçilik mensuplarına karşı duyulan öfkede, vatandaşlarımızı haksız çıkarabilir miyiz acaba?

Yavuz Bülent Bakiler

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

ne kadar okuyoruz?

Yazan: bence Eylül 9, 2006

İsrail’de 1.169 kişiye bir kitap düşerken Almanya’da 1.022 kişiye,Japonya’da 600 kişiye,Türkiye’de 10.600 kişiye bir kitap düşüyor.
Bir Japon yılda ortalama olarak 25 kitap okurken Fransız 7 kitap ve ne yazık ki 6 Türk 1 kitap okuyor.
1970′de Türkiye’de 35.000 kitapçı varken 1995′te bu sayı 3.200′e kadar düştü.Şimdiyse 2.600 civarında.
O dönemki kitapçılar hakikaten kitap satıyorlardı.Şimdikilerse kitabın yanında kaset,oyuncak,kırtasiye ve başka şeyler de satıyorlar.

Yazı kategorisi: genç beyinden alıntılar | Yorum Yok »

Bilgisayar ve internet kullanımında gerideyiz

Yazan: bence Eylül 9, 2006

Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) araştırmasında katılımcıların, yüzde 77’sinin bilgisayar, yüzde 82.4′ünün ise interneti hiç kullanmadığı ortaya çıktı

DİE’nin “Hanehalkı Bilişim Teknolojileri 2005 Kullanım Araştırması Sonuçları”na göre, Türkiye’de hiç bilgisayar kullanmayanların oranı kadınlarda yüzde 42.2, erkeklerde ise yüzde 34.8 olarak hesaplandı.

Aynı şekilde hiç internet kullanmayanların oranı kadınlarda yüzde 44.7, erkekler arasında yüzde 37.8 olarak belirlendi.

DİE’nin “Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, 2005 yılı Sonuçları” açıklandı.

Araştırmaya göre, son üç ay içinde bilgisayar kullananların oranı yüzde 17.65, üç ay ile bir yıl arasında yüzde 1.88, bir yıldan çok oldu diyenlerin oranı da yüzde 3.42 olarak belirlendi.

Son üç ay içinde internet kullananların oranı yüzde 13.93, üç ay ile bir yıl arasında yüzde 1.52, bir yıldan çok oldu diyenlerin oranı da yüzde 2.10 oldu.

Cinsiyete göre

Araştırmaya katılan erkekler, kadınlara oranla daha fazla bilgisayar ve internet kullanıyor.

Buna göre, araştırmaya katılan kadınlar açısından son üç ay içinde bilgisayar kullananların oranı yüzde 5.77, üç ay ile bir yıl arasında yüzde 0.95, bir yıldan çok oldu diyenlerin oranı da yüzde 1.83 olarak belirlendi.

Son üç ay içinde internet kullanan kadınların oranı yüzde 4.33, üç ay ile bir yıl arasında yüzde 0.54, bir yıldan çok oldu diyenlerin oranı da yüzde 0.74 oldu.

Araştırmaya katılan erkekler açısından son üç ay içinde bilgisayar kullananların oranı yüzde 11.88, üç ay ile bir yıl arasında yüzde 1.17, bir yıldan çok oldu diyenlerin oranı da yüzde 1.89 olarak belirlendi.

Aynı dönemler itibarıyla internet kullanan erkeklerin oranı sırasıyla yüzde 9.60, yüzde 0.99 ve yüzde 1.36 olarak saptandı.

İnternete erişim zamanı

Hanelerin yüzde 8.66’sı internete erişim imkanına sahip bulunuyor.

Bu oran geçen yıl yapılan araştırmada yüzde 7.02 olarak tespit edilmişti. Buna göre, internet erişim imkanında artış görülüyor.

Hanelerin yüzde 67.65′i internet erişimini kişisel bilgisayar üzerinden sağlıyor. Modem (normal telefon üzerinden bağlantı) bu yılda en yaygın olarak kullanılan bağlantı türü olarak belirlendi.

2005 yılı Nisan-Haziran dönemi itibarıyla 16-74 yaş grubundaki hanehalkı bireylerin bilgisayar ve internet kullanım oranı sırasıyla, yüzde 17.65 ve yüzde 13.93 oldu.

Cinsiyet ve yaş grupları dikkate alındığında bilgisayar ve internet kullanım oranının en yüksek olduğu yaş grubu kadın ve erkeklerde 16-24 yaş grubu olarak belirlendi. Tüm yaş gruplarında bu oranlar erkeklerde yüksek çıkarken, internet ve bilgisayar kullananların oranı yaş ilerledikçe düşüş gösterdi.

Buna göre bilgisayar kullanan erkeklerin oranı 16-24 yaş grubunda yüzde 43.79, internet kullananların oranı yüzde 37.41, kadınların oranı ise sırasıyla yüzde 25.02, yüzde 18.82 olarak belirlendi.

Eğitim durumuna göre

Cinsiyet ve eğitim durumuna göre bilgisayar kullanım oranı yüzde 69.85 ve internet kullanım oranı yüzde 62.64 ile üniversite/master doktora mezunu bireylerde en yüksek çıktı.

Lise mezunlarının yüzde 41.83′ü bilgisayar kullanırken, yüzde 32.88′i internet kullanıyor. Bir okul bitirmeyenlerde bilgisayar kullanımı yüzde 0.62, internet kullananların oranı yüzde 0.39, ilkokulu mezunları arasında bu oran sırasıyla yüzde 2.93, yüzde 1.67 olarak belirlendi.

İşgücü durumuna göre


Referans dönemindeki işgücü durumu dikkate alındığında, bilgisayar ve internet kullanımı öğrencilerde en yüksek (yüzde 64.5, yüzde 54.2) iken bunu ücretli ve maaşlı çalışanlar (yüzde 36.7, yüzde 29.8) ile işsizler (yüzde 27.5, yüzde 22.8) takip ediyor.

Tüm hanelerin yüzde 11.62’sinde kişisel bilgisayar, yüzde 72.62’sinde cep/araç telefonu, yüzde 97.74′ünde televizyon olduğu ve hanelerin yüzde 5.86’sının kişisel bilgisayar ile yüzde 3.21′inin cep/araç telefonu ile internete erişim imkanına sahip olduğu tespit edildi.

Bilgisayar kullananların yüzde 43.3′ü işyerinde, yüzde 27.6’sı evde ve yüzde 36.6’sı internet kafede internet hizmetinden yararlanıyor.

Kullanım amacına göre internet


Bu arada hanehalkı bireylerinin yüzde 66.84′ü mesaj gönderme/alma, yüzde 43.58′i oyun oynamak, resim/müzik indirmek, yüzde 55.77’si gazete, dergi okumak/haber indirmek, yüzde 30.71′i eğitim ile ilgili konularda bilgi aramak, yüzde 40.39′u chat sitelerini kullanmak için internet kullanıyor.

İnternet kullanan bireylerin yüzde 5.59′u internet üzerinden mal/hizmet siparişi veriyor.

Araştırmada internet üzerinden alışveriş yapmama nedeni olarak, bireylerin yüzde 75.37’si ihtiyaç duymadığı, yüzde 20’si ürünü görerek almaya tercih ettiğini, yüzde 22.56’sı güvenlik nedeniyle kredi kartı detaylarını vermek istemediğini ve yüzde 22.56’sı da kişisel bilgileri internet üzerinden vermek istemediğini belirtti.

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

ısırgan otu

Yazan: bence Eylül 9, 2006

isirgan.jpg
Egzama ve egzamaya eşlik eden baş ağrıları ısırgan otu çayı ile iyileştirilebilirler. Isırgan otu, böbrek ve mesane taşı oluşumuna karşı da kullanılabilir. Böbrek hastalıkları ve zorlu baş ağrıları genellikle bir arada görülürler. Egzemalar genellikle dahili bir nedene dayandıklarından, onları içerden, kan temizleyici bitkilerle iyleştirmek gerekebilir. Isırganotu, en başta gelen kan temizleyici ve aynı zamanda kan yaptırıcı bir bitkidir. Böylece, pankreas üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu için, ısırganotu çayı ile kandaki şeker düzeyi düşürülebilir. İdrar yolları hastalıkları ve iltihapları, da bitki çayı ile iyileştirilebilirler. Aynı zamanda da dışkılama kolaylıkları sağladığından, bir ilkbahar kürü için özellikle önerilir. lkbaharda ve sonbaharda filizlendiğinde, onunla 4 haftalık bir çay kürü yapmak önemlidir. Sabahları aç karnına, kahvaltıdan yarım saat önce bir bardak ve gün boyunca 1-2 bardak çayı yudumlanarak içilebilir. Bu tür çay kürlerinden sonra kişi kendini anlatılamayacak kadar iyi hissedebilir. Ayrıca bu çayın lezzeti hiç de kötü değildir. Ama duyarlı kişiler, ona biraz papatya veya nane ekleyerek, lezzetini ve kokusunu değiştirebilirler.

Isırganotu, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında, dalak hastalıklarında, solunum sistemi balgamlanmasında, mide kramplarında ve ülserlerinde, bağırsak ülserlerinde ve akciğer hastalıklarında öncelikle önerilir. Değerli etken maddeleri (Potasyum tuzları, organik asitler-formik asit, histamin, asetilkolin ve Vitamin C) alabilmek için, çay hazırlanırken, yapraklar yalnızca haşlanır (kaynatılmaz). Isırganotu, koruyucu olarak da günde bir bardak içilebilir. Mikroplu hastalıklarda ve mikrop salgılanan hallerde de bitki çok iyi bir yardımcıdır. Belirli bir yaştan sonra bedendeki demir miktarı azalmaya başlar. Bu nedenle, yorgunluk ve bitkinlik halleri görülür, kişi yaşlandığını düşünmeye başlar ve verimliliği giderek azalır. Işte bu durumlarda, demir içerikli taze ısırgan otu ile çok olumlu sonuçlar alınabilir. Bir ısırgan otu küründen sonra, kişi kendini çok kısa bir süre içerisinde eskiye oranla çok daha rahat hisseder, enerji ve çalısma gücü geri gelir, dış görünüm olarak da belirgin bir düzelme başlar. Safrakesesi rahatsızlığı ve kansızlık durumlarında da bitki çayı fayda sağlayacaktır. Ödemlerde, ısırganotu bedendeki fazla sıvıyı emerek büyük yararlar sağlar. Kan yaptırıcı özelliği sayesinde, kansızlık solgunluklarında, alyuvarlar eksikliğinde, anemi de yardımcı olur. Herhangi bir alerji rahatsızlığı çekenler (bahar nezlesi dahil) uzun bir süre ısırganotu çayı içebilirler. Bitki, soğuk algınlığına yatkınlığı önler, romatizma ve gut hastalıklarında yardımcı olur.

Taze ısırganotu yaprak ve kökünün kaynama suyuyla baş yıkanabilir ve saçlar canlanarak, sık bir biçimde büyümeye başlarlar. Her tür saça özellikle iyi gelen ısırganotu tentürünü herkes kullanabilir. Kafa derisi kepeksiz, saçlar sık, yumuşacık ve parlak! Damar tıkanıklıklarında da (baldırlarda), ısırganotu çok büyük yardımlar sağlar. Bu hastalığı çeken bazı kişiler, ağer zaman geçirmeden, ısırganotu kökü ayak banyoları yapacak olurlarsa, olası bir bacak empütasyonundan kurtulabilirler. Her tür kramp, nerden gelirse gelsin, kan dolaşımı bozukluğunun habercisi olabilir. Böyle durumlarda, bitkinin kaynama suyula masaj veya banyo yapmak fayda sağlayacaktır. Bu durum, koroner damarlarının daralması gibi özel durumlarda da geçerlidir. Belden yukarısı banyo küvetine doğru eğilir ve kaynatılmış bitkinin ılık suyuyla kalp bölgesine hafifçe masaj yapılır. Siyatik, lumbago ve kollarda, bacaklarda oluşan sinir iltihaplanmalarında, ağrılı bölgelere, yapraklı taze ısırganotu dalı hafifçe sürülür. Örneğin siyatikte, ayak ekleminden başlamak üzere, dıştan kalçaya kadar ve oradan da bacağın iç tarafından topuğa kadar yavaşca sürülür. Bu iki kere daha yenilenir ve son olarak, kalçadan başlayarak aşağı doğru inilir. Gerektiğinde daha başka bölgelere de aynı biçimde uygulanır. Isırganotunun sebep olduğu kaşıntıyı önlemek için, işlem sonunda o bölgeler pudralanır.

Kullanılan bitki ne kadar taze olursa, şifalı gücü de o kadar fazladır. Kış için bir miktar stok yapmayı da unutmayın ve kurutacağınız bu ısırganları mayıs ve haziran ayının güneşli günlerinde toplamaya dikkat edin. Kendi sağlığınız için bir şeyler yapabildiğinize sevinin! Ama ama en önemlisi sadece ihtiyacınız kadar bitki toplayın. Eğer sadece yaprak ve saplara ihtiyacınız varsa kesinlikle bitkiyi köküyle beraber sökmeyin. Bir bölgedeki tüm bitkileri tamamen koparmayın. Gelecek yıllarda da bitkinin neslini sürdürmesine izin verin!

Kullanım Biçimleri:

Çay Hazırlamak:

Yaprak Çayı: Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırganotu, orta boy bir su bardagı dolusu kaynar suyla haşlanır , 5-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-4 bardak yeni demlenmiş çay aç karnına veya öğün aralarında tatlandırılmadan içilir. Kokusunu veya tadını rahatsız edici bulanlar çaylarına biraz nane ilave edebilirler.

Kök Çayı: Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış kök, bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine getirilir, 4-5 dakika kaynadıktan sonra, ateşten indirilip 5-10 dakika demlendirilir ve süzülür. Günde 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir.

Tohum Çayı: Havanda hafifçe ezilmiş bir tatlı kaşığı tohum, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak su ile haşlanır, üstü kapalı olarak 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, yemeklerden yarım saat önce soğutulmadan içilir.

Isırganotu Tentürü: Ilkbaharda veya sonbaharda sökülen kökler bol suda iyice yıkanır, elden geldigince ince kıyılır ve bir sisenin bogazına kadar doldurulur. Köklerin üstüne çıkacak kadar 35-40 derece etil alkol eklenir, hergün çalkalanarak güneste 14 gün boyunca bekletilir ve süre sonunda bir tülbentten geçirilerek süzülür. Koyu renkli siselerde, serin bir yerde yıllarca saklanabilir.

El ve Ayak Banyoları: Iki avuç dolusu yıkanmıs kök, sap ve yaprak, 5 litre soguk suya konularak, 10-12 saat bekletilir ve sonra kaynama derecesine kadar ısıtılır. Banyo sırasında bitkiler suyun içinde kalabilir. Bu banyo suyu, yeniden ısıtılarak, 2-3 kere daha kullanılabilir.

Saç Yıkamak: 4-5 avuç taze veya kurutulmus yaprak, 5 litre suya koyulur, agır ateste kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5 dakika demlendikten sonra süzülür. Kök kullanıldıgında ise, 2 avuç dolusu ince kıyılmıs kök, 10-12 saat soguk suda bekletilir, sonra kaynama derecesine kadar ısıtılır ve demlenmesi için 10 dakika beklendikten sonra süzülür. Bu durumda, saç yıkamak için sodalı sabun gerekir.

Referanslar:

1-”Gesundheit aus der Apotheke Gottes” “Tanrı’nın Eczanesinden Saglık”, Maria Treben

2-Türkiye’de Bitkilerle Tedavi, Prof.Dr. Turhan Baytop, I.U Eczacılık Fak.

3-”Bir Yudum Sağlık”, N.Eröztürk, Anahtar yayınları, İstanbul,2000

4-”Maria Treben’s Heilerfolge”,”Maria Terben’in Tedavi Başarıları”, M.Treben,Çev.:Niyazi Eröztürk

kaynak

**************

Isırgan otunun ülkemizde beş ayrı çeşidi var. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Sezik, bu bitkinin bağışıklık sistemini nasıl güçlendirdiğini şöyle anlatıyor: ‘Araştırmalar, ısırgan otunun çayına geçen, suda çözünen bazı maddelerin bağışıklık sistemini harekete geçirdiğini gösterdi. Yani ısırgan çayı bağışıklık sistemini kuvvetlendirici olarak kullanılabilir. Ancak sağlıklı kişiler tarafından kullanıldığında bu etki iyidir.’ Sezik, kimi zaman bağışıklık sistemini harekete geçirmenin zararlı olabileceğine dikkat çekiyor: ‘Bazen bağışıklık sisteminin normalin üzerine çıkarılması yani çok fazla harekete geçirilmesi istenmez. Çünkü bazı kanser vakalarında bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanılır. Eğer bağışıklık sistemi hareketlenirse kanserli hücreler yayılabilir. Yani hastalığın bulunduğu bölgeden diğer organlara metastas yapma riski ortaya çıkar. Bu nedenle ısırgan çayı her hastada kullanılamaz. Kanserli hastalarda ısırganın hasta tarafından kendi başına kullanılması doğru değildir. Isırganın kanser hücreleri üzerinde olumlu bir etkisi bulunmamıştır. Ancak, bağışıklık sisteminin harekete geçirilmesi istenen durumlarda hekim tavsiyesiyle kullanılabilir.

Kür halinde içilmeli

Fitoterapi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ekrem Sezik, ısırgan çayının sürekli içilmesinin doğru olmayacağını belirterek tüketiminde nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında şu bilgileri veriyor:

‘Sağlık sorunu olmayanlar ısırgan çayını günde 2-3 fincan içebilir. Ancak bazı kişilerde ısırgan çayının mide rahatsızlığı yaptığı unutulmamalı. Devamlı çayın içilmesi doğru değildir. 20′şer günlük kürler halinde kullanılmalı. 10 gün ara ve-rilmeli.

Isırganın çayı demlenerek hazırlanmalı. Kaynar su bitkinin üzerine dökülüp 10 dakika bekletildikten sonra suyu içilmeli. İçindeki maddelerde bozulma olabileceği için taze şekilde tüketilmeli.’

(Akşam)
************************

TABİAT ECZANESİNDEN: ŞİFALI BİTKİLER
İsmail DENİZ
ISIRGAN OTU
Isırgan otu, kara kavuk, hatmi, çörekotu ve karahindibayı herkes bilir; ancak pek çok insan dünyanın birçok yerinde bulunan bu çeşit bitkilerin tıbbî ilâç olarak kullanıldığının farkında değildir. Öncelikle, tabiat eczahanesinden şifa kaynağı olarak bize sunulmuş olan bitkilerden biri olan ısırgan otunu tanımaya çalışacağız.
Nerede yetişir?
Hangi durumlarda tesirlidir?
Her iki ısırgan otu çeşidinin birçok şifalı yönü olduğu söylenir, şimdiye kadar kesin olarak teyit edileni ise idrar söktürücü özelliğidir. Bundan başka ısırgan otu:
- Kanı temizler.
- Metabolizmayı uyarır.
- Def’i haceti kolaylaştırır.
- Gut ve romatizma hastalıklarında rahatlık sağlar.
- İdrar yolları ve böbrek iltihap ve rahatsızlıklarında tedaviyi destekleyici tesir gösterir.
- Karaciğer, safra kesesi ve dalağa iyi gelir.
- Bayanların şiddetli âdet kanamalarında, kanın normal akışını sağlar.
Çevreci çiftçiler, ısırgan otu gübresine umut bağlamaktalar. Hayvan besicileri; at, kümes hayvanları ve sığıra besleyici yem olarak kurutulmuş ısırgan otu verirler. Özellikle bu durumda sığırın daha fazla süt vermesi beklenir. Avrupalı pamukla tanışmadan önce ısırgan otu sapının liflerinden bir çeşit bez imal ediyordu. Ayrıca birçok kelebeğin tırtıllarının ısırgan otu yemeden hayatta kalmaları mümkün değildir. Şayet ısırgan otu ararken bir dizi tırtılla karşılaşırsanız, meydanı onlara bırakınız. Isırgan otunu başka yerde bol miktarda bulabilirsiniz.

Nasıl işlenir?
Bitkinin herşeyi kullanılabilir. En iyi toplama zamanı, çiçekleri açmadan önceki dönem yani ilkbahardır. Trafiğin yoğun olduğu cadde ve zehirleme ile haşere mücadelesi yapılan yerlerden toplanmamalıdır. Toplarken eldiven giyilmelidir. Isırgan otu taze olmalı ve bol miktarda toplanmalıdır. Özellikle taze filizleri, sebze yemeği için elverişlidir.

Isırgan otu çayı
Çay için ise; 10-15 santimetre büyüklüğünde ısırgan otu saplarını iple bağlayınız. Bu bağları gölgeye asarak kurumaya bırakınız. Ne zaman ısırgan otu yaprakları çıtır çıtır kurursa, o zaman yaprakları sapından ayırınız. Kurumuş halde ısırgan otu artık dalamaz. Bu şifalı bitki, cam kavanozda ışıktan uzak muhafaza edilmelidir.

2-3 çay kaşığı kurutulmuş ısırgan otunu bir bardak (150 ml) suyla kaynatıp 10 dakika bekletiniz, daha sonra süzünüz. Tedavi maksadıyla günde iki-üç bardak olmak üzere, iki-üç hafta ısırgan otu çayı içiniz.

Taze yapraklardan yapılan çay: ¾ litre suya 40 gram ısırgan otunu yapraklarıyla kaynatıp, 15 dakika bekletiniz (bir günlük doz). Kalb ve böbrek fonksiyonlarının yetersizliği sonucu oluşan su birikimi (ödem) durumunda bu çay içilmemelidir. Şüpheli durumlarda hekiminize baş vurunuz. Sebze olarak ısırgan otu
Yaklaşık 800 gram taze filiz ve yaprakları dört kişilik yemek için yeterlidir. Evvelâ iyice yıkanarak, içinde bol su bulunan büyük bir kapta biraz haşlanmalıdır. Kaynamış suyu dökünüz ve ısırgan otunu soğumaya bırakınız. Daha sonra yaş yaprakları sucuk biçiminde yuvarlayınız ve şerit halinde kesiniz. İçinde, ince kıyılmış soğan veya iki-üç diş sarımsak bulunan zeytinyağında; hafif ateşte kavurunuz. İsteğe göre tuz, karabiber ve baharat ilâve edilebilir.


Yazı kategorisi: sağlık | 7 Yorum »

Yüzü olmayan adam(karamsarlara özel)

Yazan: bence Eylül 9, 2006

Yıllar önce çalışkan bir adam,ailesini avantajlı iş imkanı sağlamak için Newyork’tan Avusturalya
ya götürdü.Adamın ailesinden biri sirke trapez artisti olarak katılmak veya aktör olmak tutkusu bulunan genç ve yakışıklı oğluydu.Bu genç adam zamanını sirk yada sahne işi gelene kadar kasabanın sınırındaki batı bölümünde yerel bir tersanede çalışarak geçirdi.
Bir akşam işten eve gelirken onu soymak isteyen 5 haydut tarafından saldırıya uğradı.Genç adam parasından vazgeçmek yerine onlara karşı koydu.Bununla birlikte onu kolayca altettiler ve feci şekilde dövmeyi sürdürdüler.Botlarıyla yüzünü parçaladılar ve tekmelediler,vücuduna sopalarla acımasızca vurdular ve onu ölüme terk ettiler.
Aslında polisler onu yolda uzanmış şekilde bulduklarında öldüğünü sanmışlardı.Morg yolunda polislerden biri adamın zorlukla nefes aldığını duydu ve onu hemen hastanedeki acil bölümüne götürdüler.Acilde yatarken hemşire korku içinde bu genç adamın uzun süre bir yüze sahip olamayacağını farketti.Göz yuvaları parçalanmış;kafatası,bacakları ve kolları kırılmış;burnu askıda kalmış;bütün dişleri kırılmış ve çenesi hemen hemen kafatasından ayrılmıştı.Yaşama imkanı az olmasına rağmen bir yıla yakın zamanını hastanede geçirmişti.Sonunda hastaneden ayrıldığında vücudu iyileşmişti fakat yüzü bakılamayacak kadar biçimsiz ve dehşet vericiydi.Artık herkesin imrenerek baktığı yakışıklı genç değildi.
Genç adam yeniden iş aramaya başladığında herkes tarafından geri çevrildi.Bir işveren ona sirkte “yüzü olmayan adam” adında tuhaf bir şov teklif etti ve bir süre bu işi yaptı.Olanlar boyunca o hala herkes tarafından reddediliyor,işyerinde hiç kimse onunla görüşmek istemiyordu.Genç adam intiharı düşünmüştü.Bütün bunlar 5 yılda gelişmişti.
Birgün kiliseye uğradı ve bir teselli aradı.Kiliseye girerken onu diz çökmüş, hıçkıra hıçkıra ağlarken gören rahipla karşılaştı.Rahip ona acıdı ve onu uzun uzadıya konuştukları odasına götürdü.
Rahip büyük ölçüde etkilenmişti,onun hayatını ve şahsiyetini tekrar kazanabilmesi için elinden geleni yapabileceğini söyledi.Ama genç adam iyi bir katolik olabileceğine söz verecek ve olacaktı.
Genç adam hergün ibadet için kiliseye gidiyordu ve Allah’a hayatını bağışladığı için dua ettikten sonra beyin huzurunu sağlamasını istiyor ve O’nun nezdinde iyi bir kul olması için şükran duasını ediyordu.
Rahip şahsi ilişkileri sayesinde Avusturalya’daki en iyi plastik cerrahla görüştü.Genç adam hiçbir ücret ödemeyecekti.Çünkü doktor rahibin en iyi arkadaşıydı ve genç adamdan çok etkilenmişti.Onun hayata bakış açısı muhteşemdi,bütün kötü tecrübelerine karşı mizah ve sevgi doluydu.Cerrah harika birşey başardı.En iyi diş ameliyatını onun için yaptı.Genç adam Allah’a söz verdiği herşeyi yerine getirdi.Allah da onu harika ve çok güzel bir eş,7 çocuk ve iş hayatındaki başarıyla ödüllendirdi.Bu genç adam Mel Gibson’du.
3 Ocak 1956 doğumlu Gibson.1980den beri Robyn Moore’la evli.7 çocuğu var.Hayatı “Yüzsüz Adam” filminin prodüksüyonuna ilham oldu.O hepimizi kendine imrendirdi.Cesareti olan herkese,özellikle karamsarlara örnek oldu.

Yazı kategorisi: genç beyinden alıntılar | Yorum Yok »

Fuarlarda en çok ilgi gören 12 sektör

Yazan: bence Eylül 9, 2006

1-Gıda ürünleri ve yan sanayii
2-Dayanıklı tüketim malları
3-Makinalar ve ekipmanları
4-Tekstil ve konfeksiyon ürünleri
5-Temizlik ve kozmetil ürünleri
6-Yapı malzemeleri ve inşaat
7-Sağlık araç ve gereçleri
8-Eğitim araç ve gereçleri
9-Enerji malzeme ve ekipmenlerı
10-Otomotiv ve otomotiv yan sanayii
11-Elektrik,elektronik,Bilgisayat
12-Telekomünikasyon ve enformasyon

Yazı kategorisi: genç beyinden alıntılar | Yorum Yok »