Yazan: bence Eylül 18, 2006
Gece varılan secde,
Sabah kalktığımızda içten gelen besmele,
O’nun rızası için israf edilmeyen her lokma,
Eller semada kalben dua,
Haramları kazanca karıştırmamak için sarfedilen çaba,
Muhtaca ikram edilen bir tas çorba,
Garibe tebessüm, merhaba,
Verilen selam, edilen kelam,
Çokça şükür, bir saat tefekkür…
Biliyoruz ki;
Biz görmesek de O bizi görüyor.
Her yaptığımızın kaydı tutuluyor,her söylediğimiz yazılıyor.
Yazı kategorisi: aklıma gelenler, demedi demeyin | » yorum bırak;
Yazan: bence Eylül 18, 2006
Suda yüzen adam suyun hakimidir, sele kapılan ise suyun mahkûmu. Bu durum edebiyatta da aynen geçerlidir.
Yazarken sözün akışına kapılan yazar, iradesini feda etmiştir. O, yönünü kendisi belirlememekte, ancak sürüklenmektedir.
Bilincini, iradesini yitirmeden yazan adam ise, sözün dizginini eline almış, onu kendine râm etmiştir.
Sele kapılmak kolaydır, ama tehlikelidir de, insanı hedefe götürmez. Hedef, gözden ıraktadır artık. Yazı, anlık duygu ve düşünce kırıntılarıyla ilerler. Parçalar bütünü oluşturmaz. Anlamlar arasındaki sıkı ilişki unutulur.
Oysa, zihne gelen ve özü güçlendirecek olan anlam parçaları tam bir bilinçle ele alınmalı, tartılmalı, amaca uygun olup olmadığı incelenmeli, ona göre ayıklanmalı. Netleşip billurlaşan mana, en uygun kelime biçimine bürünüp öyle ortaya çıkmalı. Boyuna uygun kelime ve söz giysisi giymeyen fikir belirsiz bir ürpermeden başka nedir ki.
Söz haline gelen bu manayı bütün yapı içinde en uygun yere koymak da bir zorunluluk. Böyle yapılmazsa yazı dengesini kaybeder, düşünce akışı bozulur.
Yazarın işi, bir bakıma, adlandırmadır. Dil bunun için önemli. Manaya tamamen karşılık gelen kelimeyi bulup yazmak, bir düşüncenin, bir duygunun, bir durumun adını koymaktır. Tam bir şuurla “adlandırılan” durum, duygu, düşünce veya davranış belirsizlikten kurtulur. Kelimeyi belirlemek, hem bir seçme, hem de bir yargılamadır.
Heykel sanatkârı, çekiş darbeleriyle taşın içindeki formu arar. Büyük emek ve sabır isteyen bir iştir bu. Hayalindeki suret taşta gerçekleşince darbeler durur. Yazar da buna benzer bir çabayı gösterebilmeli. Karalama üzerinde sabırla çalışıp, alın teri dökmeli.
Kalıplar ve özler netleşinceye kadar sürmeli bu gayret. Söz, dış ve iç formunu bulmalı. Aksi halde eser düşük bir cenin olarak gelir dünyaya. Ve yaşamaz!
Ömer Sevinçgül
Yazı kategorisi: kitap dünyası | 3 Yorum »