bence…

hayata dair herşey…

Arşiv Eylül, 2006

Biz görmesek de…

Yazan: bence Eylül 18, 2006

Gece varılan secde,
Sabah kalktığımızda içten gelen besmele,
O’nun rızası için israf edilmeyen her lokma,
Eller semada kalben dua,
Haramları kazanca karıştırmamak için sarfedilen çaba,
Muhtaca ikram edilen bir tas çorba,
Garibe tebessüm, merhaba,
Verilen selam, edilen kelam,
Çokça şükür, bir saat tefekkür…

Biliyoruz ki;
Biz görmesek de O bizi görüyor.
Her yaptığımızın kaydı tutuluyor,her söylediğimiz yazılıyor.

Yazı kategorisi: aklıma gelenler, demedi demeyin | Yorum Yok »

Yazar olmak istiyorum

Yazan: bence Eylül 18, 2006

yazarolmak1.jpgSuda yüzen adam suyun hakimidir, sele kapılan ise suyun mahkûmu. Bu durum edebiyatta da aynen geçerlidir.
Yazarken sözün akışına kapılan yazar, iradesini feda etmiştir. O, yönünü kendisi belirlememekte, ancak sürüklenmektedir.
Bilincini, iradesini yitirmeden yazan adam ise, sözün dizginini eline almış, onu kendine râm etmiştir.
Sele kapılmak kolaydır, ama tehlikelidir de, insanı hedefe götürmez. Hedef, gözden ıraktadır artık. Yazı, anlık duygu ve düşünce kırıntılarıyla ilerler. Parçalar bütünü oluşturmaz. Anlamlar arasındaki sıkı ilişki unutulur.
Oysa, zihne gelen ve özü güçlendirecek olan anlam parçaları tam bir bilinçle ele alınmalı, tartılmalı, amaca uygun olup olmadığı incelenmeli, ona göre ayıklanmalı. Netleşip billurlaşan mana, en uygun kelime biçimine bürünüp öyle ortaya çıkmalı. Boyuna uygun kelime ve söz giysisi giymeyen fikir belirsiz bir ürpermeden başka nedir ki.
Söz haline gelen bu manayı bütün yapı içinde en uygun yere koymak da bir zorunluluk. Böyle yapılmazsa yazı dengesini kaybeder, düşünce akışı bozulur.
Yazarın işi, bir bakıma, adlandırmadır. Dil bunun için önemli. Manaya tamamen karşılık gelen kelimeyi bulup yazmak, bir düşüncenin, bir duygunun, bir durumun adını koymaktır. Tam bir şuurla “adlandırılan” durum, duygu, düşünce veya davranış belirsizlikten kurtulur. Kelimeyi belirlemek, hem bir seçme, hem de bir yargılamadır.
Heykel sanatkârı, çekiş darbeleriyle taşın içindeki formu arar. Büyük emek ve sabır isteyen bir iştir bu. Hayalindeki suret taşta gerçekleşince darbeler durur. Yazar da buna benzer bir çabayı gösterebilmeli. Karalama üzerinde sabırla çalışıp, alın teri dökmeli.
Kalıplar ve özler netleşinceye kadar sürmeli bu gayret. Söz, dış ve iç formunu bulmalı. Aksi halde eser düşük bir cenin olarak gelir dünyaya. Ve yaşamaz!

Ömer Sevinçgül

Yazı kategorisi: kitap dünyası | 3 Yorum »

Zeytinyağı

Yazan: bence Eylül 17, 2006

“Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 10-11)
“İncire ve zeytine andolsun.” (Tin Suresi, 1)zeytin2.jpg

Zeytin… Sahip olduğu besin değeri ile insan sağlığını koruyan bir mucize…

Çok eski çağlardan bu yana tüketilen zeytin, zamanla önemini daha da arttırmış, sofralardaki daimi yerini alarak insan sağlığının önemli bir koruyucusu olmuştur. Besin değeri oldukça yüksek olan zeytin, aynı zamanda yağıyla da sağlığa olan katkısını arttırmaktadır.

Sağlığa olumsuz hiçbir etkisi olmayan zeytinyağı, içerdiği antioksidanlar sayesinde kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı da koruyucu bir etki gösterir. Özellikle günümüzde kalp ve damar şikayetlerinin çoğalması, bu mucizevi besinin insan sağlığı açısından önemini daha da artırmaktadır. Allah zeytinle ilgili olarak ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 10-11)
Besin Kaynağı: ZeytinyağıSon yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca lezzetli bir gıda değil, bunun yanında yüksek kaloriye sahip önemli bir besin kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. Zeytinin yanı sıra zeytinin yağı da, önemli bir besin kaynağıdır. Kuran’da zeytin ağacının yağına şu ayetle dikkat çekilmiştir:

“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.” (Nur Suresi, 35)

Yukarıdaki ayette “mubareketin zeytunetin” ifadesiyle, zeytin “bereketli, kutlu, uğurlu, sayısız yarar sağlayan” anlamlarına gelen mübarek sıfatıyla nitelendirilmiştir. “Zeytuha” ifadesiyle bildirilen zeytinyağı, tüm katı yağların aksine, tüm uzmanlar tarafından başta kalp ve damar sağlığı için olmak üzere en çok tavsiye edilen yağ türü olarak bilinmektedir. Zeytinin ve zeytinyağının sağlık açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

Kalp ve Damar Sağlığı Üzerindeki Faydaları:

Zeytin ve zeytinyağının içinde yağ asitleri bulunur. Bu asitlerin çoğu vücut için zaruri olan tekli doymamış omega-6 (linoleik asit) yağlarıdır. Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan dolayı zeytinyağı diğer yağların aksine kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte, tam tersine kontrol altında tutmaktadır.

Bu konuda yapılan çalışmalarda, 1 hafta boyunca her gün yaklaşık 2 yemek kaşığı doğal zeytinyağı tüketen insanların kolestrol düzeylerinde son derece olumlu sonuçlar elde edilmiştir… Antioksidanlar, vücudumuzdaki zararlı maddeleri etkisiz hale getiren ve hücrenin tahrip edilmesini engelleyen son derece önemli maddelerdir. Düzenli zeytinyağı kullanan insanlarda yüksek antioksidan seviyeleri izlenmiştir. Ayrıca zeytinyağının kalp hastalıklarını önlediği pek çok araştırma ile de tasdik edilmiştir.

Yüksek oranda kalp ve damar hastalıkları vakalarına rastlanan ülkelerde çoğunlukla yüksek kolesterol düzeyine sahip doymuş yağlar tüketilmektedir. Bu yanlış beslenme alışkanlığı Akdeniz diyeti yani zeytinyağı tüketimi ile düzeltilebilmektedir. Zeytinyağı kandaki kolesterolü düzenlediği için kalp ve damar hastalarına ilaç olarak tavsiye edilmektedir.

Bunun yanı sıra zeytinyağı omega-6 yağ asidinin omega-3 yağ asidine oranını da düzenlemektedir. Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin vücuda belli bir oranda alınması çok önemlidir. Çünkü bu oranlardaki dengesizlik durumunda hastalıklar ve kanser de dahil olmak üzere, kalp ve bağışıklık sistemi ile ilgili birçok hastalığın ilerlemesi söz konusu olmaktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı pek çok insan zeytinyağı ile sağlık bulmaktadır. Amerikan Kalp Birliği, kalp hastalığı riskini azaltmak için yüksek tekli doymamış yağ diyetlerinin, %30 düşük yağlı diyete bir alternatif olabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Kanseri önlemedeki rolü:

The Archives of Internal Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışma, yüksek oranda zeytinyağı tüketen kadınların göğüs kanserine yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir. New York’ta Buffalo Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel yağlarda bulunan bir madde olan ß-sitosterol’ün prostat kanser hücrelerinin oluşumunu engellemede yardımcı olabildiğini kanıtlamıştır. Araştırmacılar ß-sitosterol’ün hücrelerin bölünmemesi emrini veren hücre içi haberleşme sistemini güçlendirdiği, böylece hücre büyümesi kontrolsüz hale gelmeden kanserin engellenebileceği sonucuna varmışlardır.

Oxford Üniversitesi’ndeki doktorlar tarafından yürütülen son araştırmada da, zeytinyağının bağırsak kanserine karşı koru- yucu özelliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Doktorlar zeytinyağının bağırsak kanserinin başlamasını engellemek için midedeki asitle tepkimeye girdiğini keşfetmişlerdir. Oxford araştırmacıları aynı zamanda zeytinyağının safra asidi miktarını azaltarak ve DAO (diamin oksidaz adlı enzim) seviyesini yükselterek, anormal hücre artışına ve kansere karşı koruyucu olduğunu keşfetmişlerdir.

Ayrıca araştırmacıların raporlarına göre bol miktarda zeytinyağı ve sebze yiyen insanlarda, eklemlerdeki kronik bir hastalık olan romatizmal arterit (atardamar enfeksiyonu) geçirme riski azalmaktadır.

Kemik gelişimine yardımcı olması:

İçerdiği E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin kemik gelişimine yardımcı olması, kalsiyum kaybını engelleyerek kemikleri güçlendirmesi bakımından zeytin oldukça önemlidir. Zeytin, yaşlılara da özellikle tavsiye edilmektedir; çünkü sindirimi kolaydır ve minerallerle vitaminlerin vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Ayrıca minerallerin kemiklerde çökmesini sağlayarak kalsiyum kaybını da engeller. Kemikler organizmanın mineral yapılarının deposunu oluşturur ve kemiklerde mineral birikimi olmadığı takdirde kemik erimesi gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan zeytinin iskelet sistemimiz üzerinde çok olumlu katkısı vardır. (Harun Yahya, Koku ve Tat Mucizesi)

Yaşlanmayı önlemesi:

Zeytinyağının içerdiği vitaminler, hücre yenileyici özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde de kullanılır, cildi besler ve korurlar. Besinlerle beraber bedenimize “serbest radikal” denilen bazı maddeleri de alırız. Zeytinyağı, başta E vitamini olmak üzere, içerdiği çok sayıdaki antioksidan maddeyle bu zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önler, hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir.

Tansiyon düşürücü:

Archives of Internal Medicine dergisinin 27 Mart 2000 tarihli sayısında yayınlanan bir çalışma, zeytinyağının yüksek tansiyona olumlu etkisini bir kez daha vurgulamaktadır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.

İç organlara faydaları:

Zeytinyağı mide asidini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara karşı korur. Bunun yanı sıra safra salgısını harekete geçirerek, sindirimin en mükemmel hale gelmesini sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve safra taşı riskini azaltır. Ayrıca içindeki klor sayesinde de böbreğin çalışmasına yardımcı olur ve böylece vücudun atıklardan arınmasını kolaylaştırır. Bunların yanı sıra beyin damarlarının sağlığına da olumlu etkisi vardır.

Yüzyıllar Öncesinde Bildirilen Gerçek…

Görüldüğü gibi bugün birçok bilim adamı zeytinyağını esas alan beslenme modelinin en ideal model olduğunu düşünmektedir. Bu özelliklerinden dolayı günlük beslenme programında her öğünde bulunması gereken en temel besinler zeytin ve zeytinyağı olarak belirtilmektedir. Allah’ın pek çok ayette dikkat çektiği zeytin bitkisinin faydaları, ancak tıp biliminin gelişmesiyle keşfedilmiştir.

Besin Uzmanlarının ve Tıp Dünyasının Mucize Besini Keşfi…

Zeytinyağı, tüm bu özellikleri dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini çekmektedir. Uzmanların yorumlarından bir kısmı şöyledir:

Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji Bölümü Başkanı Dr. Dimitrios Trichopoulos: “Amerikalı kadınlar doymuş yağların yerine daha fazla zeytinyağı tüketmiş olsalardı göğüs kanseri riskinde %50 kadar azalma gerçekleşebilirdi.” “Zeytinyağı bazı habis tümör türlerine karşı koruyucu bir etkiye sahiptir: Prostat, göğüs, kolon, pullu hücre ve yemek borusu tümörleri.”
Sağlık ve beslenme konusunda önde gelen otoritelerden biri, CNN’in ödüllü muhabiri, The Food Pharmacy (Besin Eczacılığı) ve Food-Your Miracle Medicine (Besin- Mucize İlacınız) adlı kitapların yazarı ve uluslararası bir köşe yazarı olan Jean Carper: “İtalyanlar tarafından yapılan yeni bir araştırma zeytinyağının, LDL kolesterolünün atardamarları tıkama özelliği de dahil olmak üzere bazı hastalık süreçleriyle savaşan …antioksidanlar içerdiğini bulmuştur.”
Diyetisyen ve beslenme uzmanı, The Pyramid Cookbook: Pleasures of the Food Guide Pyramid (Piramit Yemek Kitabı: Besin Rehberi Piramidinin Lezzetleri) adlı kitabın yazarı olan Pat Baird: “Zeytinyağının çok yönlülüğü… Uzun zamandır var olan zeytin ve onun beden sağlığına olan faydası hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var.”
Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden D. Peck: “Zeytinyağının bağışıklık sistemini güçlendirdiği ortaya çıkarılmıştır…”
Milano Eczacılık Fakültesi’nden Bruno Berra: “… natürel sızma zeytinyağının küçük polar bileşenleri LDL’nin oksidasyona olan direncini belirgin şekilde artırır.”
II. Federico Üniversitesi Dahiliye ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden A. A. Rivellese ve G. Riccardi, M. Mancini: “Zeytinyağı insülin direncini engeller ve kandaki glikozun daha iyi kontrolünü sağlar.”
Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’ndan Frank Sacks: “Zeytinyağı açısından zengin bir diyet aşırı şişmanlığı kontrol altına almada ve tedavi etmede düşük yağlı bir diyetten daha etkilidir. Ayrıca daha uzun süreli kilo kaybına neden olur ve kiloyu korumak daha kolaydır çünkü güzel bir tadı vardır.”

Çocukların gelişimine katkısı:

Zeytin ve zeytinyağı, içlerinde bulunan linoleik asitten (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler ve gelişim çağındaki çocuklar için son derece faydalı besinlerdir. Linoleik asidin eksikliği, gelişimin yavaşlamasına ve hatta birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olur.

Zeytinyağı vücudumuzdaki zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önleyen antioksidan elementleri ve insan için büyük önem taşıyan yağ asitleri içerir. Bunlar da hormonlara destek olur ve hücre zarının oluşumuna yardımcı olurlar.

Zeytinyağı, insan sütündeki yağ asidi oranına benzer, dengeli bir çoklu doymamış bileşime sahiptir. İnsan vücudu tarafından elde edilemeyen, aynı zamanda vücut için vazgeçilmez önemi olan bu temel yağ asitleri açısından, zeytinyağı yeterli bir kaynaktır. Bu faktörler zeytinyağını, yeni doğmuş bebekler için oldukça faydalı kılmaktadır.

Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır. Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır.

Bu makale, Mercek Dergisi 31. sayı (Ocak 2004) 28. sayfada yayınlanmıştır.

Zeytinyağı, Akdeniz beslenmesi ve Kanserin ö nlenmesi Hakkında Bilimsel Bulgular
zeytin4.jpgÖzetin kaynağı http://europa.eu.int/comm/agriculture/prom/olive/medinfo/de/factsheets/fact3.htm

Yazar : Eurosciences Commination ile Münster Üniversitesi’nin Arteriosclerosis Araştırma Kurumu ortak çalışması, Almanya.

1.Giriş

Kanser, Avrupa’ daki ölümlerin %20′ sini oluşturmaktadır. Bununla beraber, Kuzey ve Doğu Avrupa’ da kanser ölüm oranı en yüksek seviyede iken, Akdeniz ülkelerinde kanser ölüm oranı en azdır. Kanser ölümlerinin % 35′ nin (%10- %70 arası) beslenme faktörlerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

Bu konu ile ilgili yapılan çalışmalar, beslenme ve kanser hakkında birçok bilgi sunar. Bu çalışmalar pahalı ve uzun süreli olduğundan nadiren yapılır.

2. Kanser ve Akdeniz beslenmesi

2.1 Vücut ağırlığının rolü

Obezite, menopoz sonrası; göğüs kanseri, prostat kanseri, endometrium ve safra kesesi için açık bir risk faktörüdür. Ayrıca böbreklerdeki epitel hücre kanserinde ve rahim kanserinde tehlike oluşturur. Halk sağlığı incelendiğinde, obeziteden kaçınıldığı fakat fazla kilolu nüfusun çok olduğu görülür. Bu ise obezite ve kalp hastalığı, diyabet, gallstone gibi hastalıklar arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Bundan önceki çalışmalarda da belirtildiği gibi, obeziteyi ve obeziteye bağlı kanseri önlemek için Akdeniz beslenmesi uygundur.

2.2 Beslenmedeki Yağın Rolü
Halk üzerinde yapılan çalışmalar tüketilen toplam yağın, kolon, göğüs, endometriyum ve prostat bezi gibi vücudun birçok bölümünde kansere neden olduğunu göstermiştir. Bütün bu kanserler, batı tipi beslenme ve fazla enerji alımı ile alakalıdır. Bununla birlikte halk sağlığından elde edilen izlenimler net değildir. Mesela göğüs kanseri üzerinde yapılan çalışmalar, tüketilen yağın etken olmadığını göstermiştir. Mide kanseri ile ilgili çalışmalar ise etten ve süt ürünlerinden alınan yağın, mide kanserine karşı koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir.Uluslararası yapılan araştırmalar yağ kökenli kanserlerde yağ tipinin önemli olduğunu ortaya koymuştur. Hayvan yağı tüketimi, kolon, prostat, göğüs ve yumurtalık kanserini arttırıcı rol oynamaktadır. Hayvani yağ ve kanser arasında büyük bir bağlantı vardır. Hayvani yağ tüketiminin az olduğu Yunanistan, İspanya ve Güney İtalya’ da kolon kanseri ölüm oranı azdır. Buralarda genellikle zeytinyağı tüketilir.

Günümüze kadar bitkisel yağların kanser riski olmadığı düşünülmüştü. Son çalışmalar zeytinyağının kanseri ve özellikle göğüs kanserini önleyebileceğini belirtmiştir. Çoklu doymamış yağ asitleri n-serilerinin kansere karşı koruyucu özelliklere sahip olduğu; bununla birlikte, laboratuarda hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda n-6 çoklu doymamış yağ asidinin kanser riskini arttırıcı yönde rol oynayabileceğini ortaya koymuştur.

2.3 Proteinlerin rolü

Protein tüketimi ile kanser riskinin arasındaki herhangi bir ilişkiyi ortaya koyan kanıt yoktur.

2.4 Kompleks karbonhidratlar ve diyet liflerinin rolü
Kompleks karbonhidratların hangisinin koruyucu etki gösterdiği kesin değildir. Tahılların kolon, göğüs, endometriyum ve prostat kanserine karşı yüksek koruyucu etkisi vardır. Yapılan bir çalışma, lifli gıdaların kolorektal kanserine karşı koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir.
2.5 Meyve ve sebzelerin rolü

Yapılan çalışmalar, fazla meyve ve sebze tüketiminin kanseri farklı yönlerde engellediğini, özellikle taze sebzelerin sindirim, solunum ve hormon sistemi ile alakalı kanserleri engellemede etken olduğunu ortaya koymuştur. Vücudun birçok bölümünde antikanserojenik etki gösterirler ve meyve sebze tüketimi ile kanser arasında pozitif bir bağlantı yoktur. Meyve ve sebzeler; karotenoid, vitamin C ve E, lifler, selenyum, glucosinolate, indoller, flavonoidler, proteaz inhibitörler ve bitki sterolleri gibi antikanserojenik maddeler içerirler. İnsan epidemiyoloji bilimi sadece antioksidant ve provitaminlerin rolünü kabullenmiştir. Bununla beraber, bu koruyucu etkinin bir maddeyle değil, diğer maddelerinde bazı koruyucu etkileri olduğu düşünülmektedir.

3. Zeytinyağının kanser üzerindeki rolü

Hastalıklarla yapılan çalışmalar düzenli zeytinyağı tüketiminin kanser ile ters orantılı olduğunu göstermiştir. Birçok araştırma zeytinyağı ile göğüs kanseri veya mide kanseri arasında bir bağıntı ortaya koymuştur. Bu konu hakkında daha fazla çalışma gerekirken, ortaya çıkan sonuçlar, kesin olmamakla beraber zeytinyağının göğüs kanserine karşı koruyucu etkisi olduğunu desteklemiştir. Zeytinyağının mide kanserine karşı koruyuculuğu kesin değildir. Sonuç olarak, meyve ve sebze tüketiminin artırılması mide kanserini önlemede yardımcı olabilir.

Zeytinyağının kolon, endometriyum ve yumurtalık kanseri gibi başka kanserleri de engellediği düşünülmektedir. Fakat yapılan araştırmaların azlığından dolayı yeterli kanıt elde edilememiş ve sonuçlar tahminden ileri gidememiştir. Bununla beraber, zeytinyağının tümör oluşumuna etkisini gösteren hiçbir çalışma yoktur.

4. Kanseri önlemede uluslararası öneriler

Beslenmenin kanseri önlemedeki önemi hakkında genel bir görüş vardır. Hayvanlar ve yapay ortamda yapılan deneylerden bilimsel bilgiler toplanmıştır. Öncelikle, yiyeceklerin her bir besin öğesinden daha fazla kanser riski oluşturabileceği düşünülmüş, ancak sonuçlar birçok yiyecek için kesin ve ikna edici bulunmamıştır. Yiyeceklerin veya besinlerin kanser üzerindeki etkisinin gözlendiği, iyi düzenlenen çalışmalar yapılamamıştır. Bu nedenle kanser ile ilgili bilimsel öneriler sınırlı kalmaktadır.

Birçok sağlık kuruluşu kanser önleyici beslenme önerilerinde bulunur. Son zamanlarda hazırlanan Amerikan Kanser Topluluğu rehberi 6 öneri içermektedir:
Obeziteden kaçının
Yağ tüketimini azaltın
Günlük beslenmenizde meyve ve sebze tüketimini arttırın.
Bütün tahıl, meyve, sebze gibi lifli gıda tüketimini arttırın.
Eğer içiyorsanız, alkollü içecek alımını azaltın.
Tuzlanmış, nitratlanmış ve tütsülenmiş gıda tüketimini azaltın.

Benzer öneriler Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından da verilmektedir, ama rehberlerinde bulunan alınan besin oranları Amerikan Kanser Topluluğunun oranlarından farklıdır. (tüketilen yağ, alınan kalorinin % 30‘unu geçmeyecek ve günlük 20 -30 gr lifli gıda alınacak).

Amerika ulusal bir programla bu rehberlere son halini vermeye başlamıştır. “Daha sağlıklı bir yaşam için günde 5 kez” adlı bu program süper market, restoran, medya ile halka duyurulmaktadır. Bu programda özellikle sebze yemekleri, günde beş veya daha fazla kez meyve ve sebze, ayrıca günde altı veya daha fazla porsiyon ekmek veya tahıl tüketilmesi önerilmektedir.

Avrupa Komisyonu ‘nun “kansere karşı Avrupa” adlı programında beslenme üzerine bazı tavsiyeler bulunmaktadır :
Günlük meyve, sebze ve lifli tahıl ürünleri tüketiminizi arttırın.
Obeziteden kaçının, fiziksel aktivitelerinizi arttırın, yağlı yiyecekleri azaltın.
Alkollü içecekleri azaltın.

Dünya Sağlık Örgütü’ nün Kasım 1996′ da yapılan “Kanserin önlenmesi ve terapisinde besin” adlı konferansının sonuçları, 1997′ de yayınlanmıştır. Kanser riskinin azaltılması için belirlenen genel politika şöyle özetlenmiştir: Meyve, sebze ve bütün tahıl günlük beslenmedeki ana bileşenler olmalıdır; obezite ve fazla alkol alımından kaçınmanın yanı sıra, düzenli fiziksel aktivite yapılmalıdır. Ayrıca; kolon, mide, göğüs veya akciğer kanserini önleyecek özel bir beslenme şekli yoktur.

Yazı kategorisi: sağlık | 3 Yorum »

Ginseng(Asya)

Yazan: bence Eylül 17, 2006

aginseng.gifFotoğraf:Steven Foster
Sağlığa yararlı bir bitki olduğu belirtilen Panax Ginseng (Korean ginseng veya Asya ginsengi) ile ilk kez rahmetli Hikmet Feridun Es’in bir yazısında tanışmıştım. Sanırım tıp fakültesi talebesiydim ve yetmişli yılların ortalarıydı. Takip eden otuz yılda ginseng üzerine çok şey yazıldı, çizildi. Pek çok araştırma yayınlandı. İşte o yayınlardan bazılarına göre ginsengin sağlık yararları:

* Psikomotor performansı arttırıyor.
* Yorgunluğu azaltıyor.
* Stresi dengeliyor.
* Egzersiz performansını iyileştiriyor.
* Bağışıklık aktivitesini uyarıyor.
* Diyabetlilerde kan şekerinin düşürülmesine yardımcı olabiliyor.
* Cinselliği destekliyor.

Yan etkileri neler?
Her bitkisel destek gibi ginseng için de bazı potansiyel tehlikeler var:

* Kanın pıhtılaşmasını azaltıyor. Kanı inceltiyor.
* Kanı sulandırıcı reçeteli bir ilaç alıyorsanız, ginsengi kullanmadan evvel doktorunuzla konuşun.
* Menstruasyon dönemlerinizde ginseng kullanmamanızda yarar var.
* Uzun süreli kullanımında mide rahatsızlığı veya ishal yapabiliyor.
* Sinirlilik, baş ağrısı, baş dönmesi, bulanık görmeye yol açabiliyor.
* Kan basıncı artışı ve kalp ritmi bozukluğu yapabileceği biliniyor.

Genel kanaat ginsengin doğru yerde, doğru zamanda kullanıldığında sağlığa yararlı bir bitkisel destek olduğudur. Her bitkisel destekte olduğu gibi, ginsengi kullanmaya başlamadan önce doktorunuzla konuşmanız gerekiyor.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu
HÜRRİYET, 7 Şubat 2006

Yazı kategorisi: sağlık | Yorum Yok »

:))

Yazan: bence Eylül 15, 2006

b0bz3ou3iy.jpgc0pe8hv5pn.jpg

Yazı kategorisi: resimler | Yorum Yok »

ses çıkarma!!!

Yazan: bence Eylül 15, 2006

Yazı kategorisi: aklıma gelenler, demedi demeyin | Yorum Yok »

Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi

Yazan: bence Eylül 15, 2006

163_aras_kapak.jpg163_aras_kucuk.jpg

Yazı kategorisi: dergilerim | 1 Yorum »

Peygamber(s.a.v.)in uyguladığı islam

Yazan: bence Eylül 15, 2006

1-118.jpg

Fıkhu’s-Siyre ,siyretten çıkarılan fıkıh demektir.Mesele,Resulullah’ın bizzat yaşadığı ve uyguladığı din hükümlerini bulup çıkarmaktır.Bu, O’nun kendi hayatında ve çevresindeki insanlar üzerindeki uygulamalarını
anlatan bir disiplindir.Meraklısına…

Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »

Ginseng

Yazan: bence Eylül 14, 2006

Geçenlerde nette dolaşırken rastladığım ve gözardı edilemeyecek kadar faydalı bulduğum bu iki yazıyı paylaşayım dedim…Yazılar Prof.Dr.Erdem Yeşilada‘ya ait.

240px-panax_quinquefolius.jpg

Ginseng’in yan etkileri, zararları

Geçen hafta gerçek ve sahte Ginsengler’den bahsetmiştik. Bu hafta sahte olanların yan etki ve zararlarından bahsedeceğiz. Gerçek Ginseng’in yüzyıllardır tedavide kullanılmasına rağmen, uygun miktarlarda (doz) ve süreçlerde (kullanım süresi) alındığında hiç bir ciddi yan etkisi veya zararlı etkisi bildirilmemiştir. Bazı kayıtlarda Ginseng’e atfedilen bazı yan etkiler yer almaktaysa da, bunlar “sahte Ginseng” kullanımı veya ilave edilen “katkı maddelerinden” ileri gelmektedir.

KATKI MADDELER
Gerçek Ginseng’in belirtilen fizyolojik etkilerinin görülebilmesi için en az 2-3 hafta yeterli doz seviyesinde kullanılması gerekir. Ancak ilaçların hızla etki göstermesine alışmış kişiler, birkaç gün ilacı kullandıktan sonra “etkisiz” düşüncesi ile kullanmaktan vazgeçebiliyor. Mesela, fiziksel kapasiteyi arttırması, zindelik vermesi için Ginseng kullanan bir kişi, bir haftadır kullandığı halde hiç bir yararını göremediği için ilacı kullanmaktan vazgeçebiliyor. İşte bu önyargıyı giderebilmek için üreticiler Ginseng formülasyonlarının içerisine hemen canlılık veren “kafein” veya kafein taşıyan “Kola ekstresi” vb. karışımlar ilave ediyorlar. Bu tip ürünler Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa da dahil diğer ülkelerde kalite kontrolü yapılma zorunluğu bulunmadığından, “ambalajın üzerinde bu katkı maddelerini bildirmeye de gerek görmüyorlar”. Dolayısıyla bu “Katkılı Ginseng” formülasyonunu alan kişi daha ilk günden itibaren canlılık hissederek bu formülasyonu sürekli kullanmaya başlıyor. Ancak bu durumda da, sürekli kafein alınmasına bağlı olarak kişinin vücudunda “kafein entoksikasyonunun” tipik yan etkileri ortaya çıkıyor; ajitasyonlar, mide asiditesinin artışına bağlı olarak, özelikle gastrit, ülser vd. hastalarında mide-bağırsak sistemi şikayetleri, uykusuzluk, başağrısı, migren krizleri vd. ortaya çıkabiliyor. Ginseng kullanımı ile bildirilen tüm bu yan etkiler aslında kişinin haberi olmadan aldığı kafeine bağlı. Bu katıştırmanın bir diğer olumsuz tarafı hastamızın yüksek tansiyon hastası olması ve çay, kahve, meşrubat gibi kafeinli içeceklerden uzak durması gerekmesi durumunda ortaya çıkar. Bu nedenle “yüksek tansiyonlularda Ginseng kullanılmamalı” şeklinde yanlış bir kanı yaygınlaşmış durumda. Aslında gerçek Ginseng’in “tansiyonu düzenleyici” diğer bir deyişle “normalleştirici” etkisi var. Yani düşük tansiyonlularda tansiyonu yükseltirken, yüksek tansiyonlu hastalarda tansiyonu düşürmekte, normal değerlerine getirmektedir. Ancak Sibirya Ginsengi’nin gerçek Ginseng’ten farklı olarak yüksek tansiyonlularda kullanılmaması şeklinde uyarılar bulunmaktadır. Bu nedenle, kullandığınız Ginseng preparatının hangi birkiden elde edildiği, daha doğrusu kalitesi ve güvenilirliği son derece önemlidir.

NE KADAR KULLANMALI
Öncelikle ben ilaçların sürekli kullanımına karşı olduğumu çeşitli defalar belirtmişimdir (aman dikkat! bağışıklık sistemi baskılayıcılar ve bazı kalp ilaçlarının sürekli kullanılması gerekir). Bu nedenle, sürekli Ginseng kullanımı yerine, yıl içerisinde belirli aralıklarla “tedavi süreçlerinin” uygulanması bence en doğru şeklidir. Bu aralıkları kişinin kendisinin belirlemesi ve verilen aralar ile vücudun kendini toparlaması için fırsat verilmesi doğru olacaktır diye düşünüyorum. Normal olarak önerilen günlük doz 300-400 mg kök tozunu taşıyan tablet, kapsül veya benzeri ilaç şeklidir. Ancak vitamin mineraller ile desteklenmiş formülasyonlarda çok daha düşük miktarlarda kullanılabilmektedir. Aldığınız ürünün “kök tozu” mu yoksa “kök ekstresi” mi olduğu da önemli. Eğer kök ekstresi ise 80 mg dozlar yeterli, aksi takdirde çok yüksek doz kullanımına bağlı olumsuz etkiler görülebilir. Ginseng’in bilhassa “cinsel gücü artırıcı” olarak çok yüksek dozlarda önerilmesi ve kullanılması durumunda dikkatli olunmalıdır. Ginseng’in yan etkisi az dedik ama yüksek dozlarda kullanılması riskli. Gelecek hafta Ginseng’in bilimsel olarak desteklenen etkilerini inceleyeceğiz.

****************************

Tabiatın mucizesi Ginseng

Gerçek Ginseng için “Tabiatın mucizesi” yakıştırması pek abartılı sayılmaz sanırım. Ancak bu özelliğini “tedavi ediciden” ziyade, “koruyucu, onarıcı” olarak dikkate almak daha doğru olur. Uzmanlar Ginseng için “vücudun fonksiyonlarını dengeler, destekler” tanımını kabul eder. Yani azalan/zayıflayan fonksiyonları destekler ama bir “Süpermen” yaratamaz. Bu nedenle, bazı uzmanlar Ginseng’in 40 yaş üstündekilerce kullanılmasının daha doğru olacağını savunur.
- Sinir sistemini yatıştırsın mı yoksa uyarsın mı?
- “Tabiatın mucizesi” dememin nedenlerinden biri, içerisinde birbirine zıt biyolojik etkilere sahip bileşenleri taşımasından; bu bilimsel olarak ortaya konulmuş bir gerçek. Mesela, taşıdığı saponinlerden biri olan Rb-1 ağrı kesici, konvülsiyon giderici, santral sinir sistemi üzerinde bastırıcı (depresan), stres ülserini önleyici etkilere sahip iken, diğer biri olan Rg-1′in santral sinir sistemi üzerinde uyarıcı, tansiyonu yükseltici, yorgunluğu giderici gibi, tamamen zıt özelliklere sahip olduğu tespit edilmiş. Yani santral sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı ve uyarıcı bileşenler bir arada bulunmakta; vücudun uyarılmaya ihtiyacı varsa uyarır, sakinleşmeye ihtiyacı varsa yatıştırır.
- Tansiyonu düşürsün mü, yükseltsin mi?
- Bu şekilde zıt etki gösteren diğer iki bileşen ise kalp fonksiyonları üzerinde etkili; saponinlerden panaksozit- Rb kalp fonksiyonlarını yatıştırırken, Rg ve Rg-1 kalp fonksiyonlarını hızlandırıyor. Tansiyon yüksek ise düşürür, düşük ise yükseltir, yani “normalleştirir”. Ayrıca kalp ritim bozukluklarını düzenler (antiaritmik), kolesterol ve trigliseriti düşürür, kanı sulandırır, vs. Bir hususa dikkat: Kanı sulandırıcı ilaçlar kullananların (aspirin, coumadin, vd.) Ginseng (sarımsak, Ginkgo da dahil) kullanırken kan pıhtılaşma zamanını sık sık ölçtürmeleri ve kullandıkları ilaçların miktarını buna göre ayarlamaları önemlidir.
- Fiziksel ve zihinsel kapasiteyi artırır mı?
- Ginsengin asıl popüler kullanılışı, vücut fonksiyonlarını destekleyerek kişinin fiziksel ve zihinsel aktivitesini artırması, kişinin kendini daha iyi hissetmesini sağlaması. Sinir sistemi ve kalp fonksiyonlarının yanı sıra; bağışıklık sistemini destekleyip bedensel performansı artırarak, dış baskılara, stres vb. etkenlere karşı vücudun direncini artırır (Adaptojen etki). Kısa süreli kullanımlarda hafızayı kuvvetlendirdiği, zihin fonksiyonlarını destekleyerek konsantrasyonu artırdığı ve hafızayı onardığı ortaya konulmuş. Ancak bir kaç yıl önce bir bilimsel çalışmada 24-27 yaşları arasında deneklere Ginseng verilerek beyin fonksiyonlarındaki etkisi incelenmiş ve “bir etki bulunmadığı” sonucuna varılmıştı. Bence komik bir çalışma; denek grubu zaten en yüksek performansa sahip olması gerekenlerden oluşturulmuş.

Yazı kategorisi: demedi demeyin, gazetelerden, sağlık | Yorum Yok »

Fetvalar-Mevdudi

Yazan: bence Eylül 14, 2006

1-102.jpg

Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »