Yazan: bence Kasım 27, 2006
• Vahşi hayat belgeselindeki dev cüsseli fakat beyinsiz Afrika mandasını göz önüne getirin.
• Kan kokusuna gelen sırtlanların vahşi ısırmaları ve etlerini parça parça koparmaları karşısında çaresiz kalan manda ne yapıyor?
• Manda gibi bakıyor!
• Geriye kalan, üşüşen akbabalar ve bir kaç kemik.
• Küresel toplum mühendisliğinin sinsi saldırıları karşısında, korunma refleksi olan ulusal toplum mühendisliğinden yoksun toplumlar da, tüm değerlerinin yok edilmesi karşısında vahşi hayat belgeselindeki manda gibi aptal ve çaresiz bakınırlar.
• Geriye sadece çürümüş bir toplum ve devlet artıkları kalır.
• Hastalık üreten küresel yaşam tarzının yol açtığı binlerce sorunu, yine bu sorunları kördüğüm haline getiren küresel gözlük ve anahtarla çözmeye çalışıyoruz.
• Einstein, sağlık ve hayatımızı kilitleyen bu şifrenin formülünü ne kadar da güzel özetliyor; Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »
Yazan: bence Kasım 27, 2006
Onlar daha çocuk… Öldürülenler… Hani hepimizin her gün ekranlardan göz ucuyla seyrettiği çocuklar, masum cesetler…
Siz, dünyada olan biten her şeyde, saklı bir şekilde payı olanlar… Acıların içinde, oyun havaları ile raks edenler…
Sanıyorsunuz ki çocuklar ölürken hiç acı duymazlar… Başınız ağrıdığı zaman sizin duyduğunuz ağrı kadar basit bir krizdir bu yaşananlar… Hapı yutarsınız, ağrı kaybolur.
Öldürenler kadar, siz, seyredenler de pay sahibisiniz bu tek haplık ağrı durumundan. Siz alçaksınız.
Çocukların parçalanmış bedenleri daha toprağın üzerindeyken, bu vahşetin, stratejik dünya dengeleri itibariyle haklı bile olabileceğini söylüyorsunuz.
Siz alçaksınız. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »
Yazan: bence Kasım 26, 2006
Bir sabah ofisime giderken, arabamı koyduğum garajda yaşadığım küçük bir olaydan harika bir ders aldım.
Garaj kapısını açınca, kanatlarını açmış, çırpınıp duran bir kelebekle karşılaştım. Dışarı çıkmaya çalışıyor, habire kapalı camlara çarpıp duruyordu.
Kelebeğin dışarı çıkmasına yardım etme düşüncesiyle, garaj kapısını iyice açtım. Ama bu, işe yaramadı. Tam aksine, garaj kapısının açılırken çıkardığı sesten ürken kelebek, daha yüksekten uçmaya başladı ve bir örümcek ağına dolandı. Bu kez, uzun saplı bir süpürgenin yardımıyla, onu ağdan kurtardım ve süpürgeyle dürterek dışarı çıkarmaya çalıştım. Gene olmadı. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: hikayeler | 4 Yorum »
Yazan: bence Kasım 26, 2006
DÜNYANIN İÇİNDESİN.
Yarı çemberin içindesin. İçinde dünyaya küskünlük var . Yarı çemberin dışındasın. Asılı mı kaldın hayatta? Ya da sıkışık mı kaldın?
Sevinçli vahşi yüreğin ile günahkar yanmış yüreğinin derinliklerinden gelen bunaltı mı geriyor seni? Yoksa yoruldun mu? Bu gün yaşadıkların yordu. Anladım. Sadece bugün yaşadıkların değil. Sıkıntılı günlerden biriydi. Peki. Yok yok tam anlamadım. Bir daha söyler misin? Ruhunu sürgüne mi yolladın? Benliğini yüceltmenin sürgünündesin öyle mi? Azap verici bir gerilimin içindesin.
Konuşmak istemiyorsun. Gerginsin. Bunalımdasın. Ağlıyorsun. Yalnızsın. Kederlisin. Mutsuzsun. Kimse seni anlamıyor. Sen kimseyi anlamıyorsun. Kıyıda köşede kalmış gibisin. Durgunsun. Öfkelisin. Ne yapacağını bilmiyorsun. Ne yapmayacağını biliyorsun. Güçsüzsün. İçinde kötü şeyler olacak korkusu var. Kaygılısın. Heyacan basıyor. Tedirginlik bedenini uyuşturuyor.
Yabani sarılgan bir sarmaşığın hayat ipine sarılması gibi hem kendi benliğinin hem de kötücül benliklerin bencil arzuları ruhuna ve bedenine sarılmış hissediyorsun. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: dergilerim | Yorum Yok »
Yazan: bence Kasım 26, 2006
Sekülarizmin ölüm krizi, beni öldürecek. Allah’ın gör dediği yerden bakınca çok komik görünüyorlar; komik ve trajik.
Ölüm karşısındaki acziyetlerini bastırmak için, yapmayacakları numara yok. Tıpkı mezarlıktan geçerken ıslık çalan zavallıya benziyorlar. Ya da, kötü ruhları kovmak için tamtam çalan animiste. Bu akıl, amansız bir fırtınaya tutulan gemide, son çare olarak Allah’a yakaran bir müşrikin fıtri refleksinden bile mahrum.
Şu kesin: Seküler akıl, ölüme hep peştamalsız yakalanıyor. Bu aklın ne mal olduğunu görmek isteyen, ölüm karşısındaki endazesiz, hırçın, yapmacık, ikiyüzlü ve nobran tavrına baksın. Ölüm, seküler aklın aklını başından almaya, maskesini yüzünden sıyırmaya yetiyor. En rasyonel, en nazik, en centilmen geçineni bile, ölüm karşısında dengesini yitirip başlıyor yalpalamaya.
Ama bu neyi değiştirir ki? Ölüm Allah’ın koyduğu kevni bir yasa. Allah’ın şer’î yasalarına karşı savaşanların zoruna giden de bu galiba. Keşke aynı kolaylıkla kevni yasalarına karşı da savaşabilselerdi, bu onlara ne kadar haz verirdi. Ama olmadı, olmuyor, olmayacak. Buna fena halde bozuluyor olmalılar; bunca garipliği de bozulduklarını belli etmemek için yapıyorlar. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »
Yazan: bence Kasım 26, 2006
Başlık çok kötü!!! Ama başlıktan da kötü olan, bu düşüncenin bir araştırma sonucu “veri” olarak ortaya çıkmış/çıkarılmış olması. Uluslararası Stratejik Araştırma Eğitim ve Danışma Merkezi Platformunun (USADEM) Türkiye’nin 15 ilinde 1900 denek üzerinde yaptığı “AB Sürecinde Türkiye’nin Sosyo-Politik Profili” konulu araştırmada, en güvenilir meslekler olarak %82 oyla öğretmenlik birinci sırada yer aldı. En güvenilmeyen meslekler konusunda %0.7 oyla mütahitler ve milletvekilleri yer alırken %31 oy ile hayat kadınlarının yedinci sırada yer aldığı “ortaya” çıktı/çıkarıldı. Hayat kadınlarının hemen ardından gazeteciler geliyor. Yani hayat kadınları mütehitlerden ve siyatçilerden daha güvenilir bulunuyor.
Alan araştırmalarının ve anketlerin ortaya koyduğu verilere kuşku ile yaklaşılması gerektiğine inananlardanım. Çünkü bu araştırmalarda asıl önemli olan soruların neyi bulmak üzere sorulduğudur. Dolayısıyla araştırmaya rengini veren cevaplar değil sorulardır.
Anketi hazırlayanların sorularından haberdar olmadığımız için, soruların yönlendiriciliği üzerine kalem oynatma imkanımız yok. Ankete katılmış kişilere belli meslekler sıralanarak seçim yapma hakkı tanındığını varsayarsak, onca mesleğin hepsinin sıralanma ihtimali söz konusu olmadığına göre, demek anketi düzenleyenler için “hayat kadınlığının” bir meslek olarak önceliğinin olduğu ortaya çıkıyor. Yani meslekler doktor ,öğretmen,diye sıralanırken mesleklerden bir meslek olarak hayat kadınlığı ilk on içinde kendine yer buldu/bulduruldu. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: gazetelerden | 1 Yorum »
Yazan: bence Kasım 21, 2006
Üniversitede aldığı kimya eğitiminden sonra, Avusturya Graz Teknik Üniversitesi’nde doktorasını yapan, 1987′de doçent, 1994 yılında da profesör olan İbrahim Saraçoğlu, Karl Franz ve Viyana Teknik üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
- Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, uyguladığı taze sıkılmış havuç suyu kürü ile Alzheimer’ı yüzde 30 oranında iyileştirdiğini belirtiyor
- Taze sıkılmış havuç kürünün yüzde 30 oranındaki tedavi gücü, Alzheimer hastalığının başlangıç evresinde olanlar için geçerli
- Prof. Saracoğlu, “Hastalığının son evresinde olanlarda da, hastalığın ilerlemesinin belirgin bir şekilde durdurduğu gözleniyor” diyor
————–
Bitkilerin barındırdığı ve insan sağlığını etkileyen aktif maddeler üzerinde yaptığı çalışmaları uluslararası alanda kabul gören Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, çok önemli bir çalışmasının sonuçlarını yine ilk kez Tempo dergisine açıkladı. Prof. Dr. Saraçoğlu, uyguladığı havuç kürü ile Alzheimer’ı yüzde 30 oranında iyileştirdiğini belirtti. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: gazetelerden, sağlık | Yorum Yok »
Yazan: bence Kasım 19, 2006
BENİN, Burkina Faso, Kamerun, Merkezi Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Cibuti, Gabon, Guinea, Fildişi Sahili, Madagaskar, Mali, Moritanya, Nijerya, Ruanda, Senegal, Tago, Tunus ve Fas.
Sıraladığımız ülkelerin en belirgin ortak özelliği sorulmuş olsaydı, belki çoğumuzun aklına gelen ilk cevap “Bu ülkeler Afrika’da yer alıyor” olurdu. Evet doğru. Ama bir ortak özellikleri daha var ki, Afrika’da yer almak kadar belirgin ve ayırt edici: Frankofon ülkeler ailesine mensup olmaları.
Frankofon kelimesin aslı “La Francophonie.” Anlamı kısaca “Fransızca konuşan” demek. Uluslararası camiada “Frankofon Ülkeler” denilince, tıpkı yukarıdaki zikrettiğimiz ülkelerde olduğu gibi, 18 ülkede Fransızca resmî dil olarak kullanılıyor. Ayrıca 57 ülkede Fransızca ya ikinci dil, ya da yaygın olarak kullanılmakta.
Afrika’daki Fransızca konuşulan toplam yerleşim alanı ABD’den daha büyük. Bu ülkelerdeki toplam nüfus ise 254 milyon. Bu rakam ise çeyrek milyar insanın doğrudan veya dolaylı olarak Fransızcayı ortak iletişim aracı olarak kullandıkları anlamına geliyor. Kısaca bu kadar geniş bir alanın ve sayılmayacak kadar çok farklılıkların bulunduğu bir bölgenin ortak paydasını oluşturuyor Fransızca. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: dergilerim | 7 Yorum »
Yazan: bence Kasım 19, 2006
Yılların marangozuydu. Saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, görülmedik bir özenle çalışırdı.
Tahta mı gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtaları bizzat seçip alırdı. Üzerlerinden en az bir yıl geçmedikçe bu tahtaları asla kullanmaz, kurumalarını beklerdi. Bu yüzden de yaptığı eserlerinde en küçük bir ayrılma, eğilme, bükülme olmazdı. İmal ederken pek az çivi kullanırdı, “Demir çivi eşyanın ömrünü kısaltır” derdi.
İşinde gayet titizdi. Az konuşur, sorulan sorulara kısa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlık etmezdi. Tanıyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanımayan müşteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, “Ben hakkımdan fazlasını istemem” der, pahalı geliyorsa başka bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartışmamaya çalışırdı. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: hikayeler | 2 Yorum »
Yazan: bence Kasım 16, 2006
Okurumun bana ulaşalı epey oluyor. Buna benzer sorularla daha önce de karşılaştım ve hep aynı cevabı verdim. Yeni sorular da geliyor.
Demek ki bu bela bir kangren gibi Müslümanları kuşatıyor. O halde bir köşe ayırmak vacip oldu. Önce soru:
“Hocam, Amway adı altında pazarlanan bu Amerikan ürünleri hakkındaki düşüncenizi öğrenmek istiyorum. Özellikle müslümanların para kazanma hırsı hakkında resmen hastalığa düşürerek, manevi emeklerini sömürerek insanları bu ürünleri satın alma ve tüketmeye teşvik etmektedirler.”
Bu soru bana her sorulduğunda verdiğim cevap aynı oldu. Bir kez daha özetleyerek tekrarlıyorum:
Amway hakkında şöyle bir araştırma yapın. Artık insanlar dünyanın her tarafındaki bilgiye kolay ulaşıyor. Bir tıkla Amway’ın ne mal olduğunu öğrenebilirsiniz. Bu “para şebekesi”nin örgüt yapısı, ticaret felsefesi, çalışma stili, genişleme yöntemi, kendine yeni havariler bulma tarzı hakkında bilgi sahibi olduktan sonra, her akliyyet sahibi Müslüman gibi vereceğiniz ilk tepki şu olacaktır:
İyi de, bu bir tarikat, hatta bir din. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: demedi demeyin, gazetelerden | 33 Yorum »