Murat Çetinkaya
Medeniyetlerin ve çağların zihnimizdeki imajları, onlar hakkındaki çağrışımlarımız çoğunlukla estetik kaygıların ürünü olan sanat eserleri ya da yine aynı kaygıların biçimlendirdiği, somut yaşama ait materyallerdir. İnsanlık tarihindeki devreler ve kadim uygarlıklar hakkındaki imgelemimiz estetik algılar üzerine yoğunlaşır. Mısır’ı piramitlerle, eski Yunan’ı tapınaklarıyla hatırlarız. Gündelik yaşama ait, ilk anda teknik bilginin sahasına bırakılmış görünen aletler bile üretildikleri devrin estetik yaklaşımından pay almaları sebebiyle neticede yine hakim estetik ideolojinin düşünülmesine yönlendirir bizleri. Medeniyetlerin edebiyattan müziğe, mimariden giyime kadar geride bıraktıklarının estetik ideolojinin yansımaları olması estetiğin toplumsal gerçekliğin yadsınamaz bir parçası olduğunun göstergesidir.
Estetiğe Dair
İstisnasız her toplumsal yapıda hayatı estetize etmeye yönelik gayretlerin olması estetiği Platon’dan Kant’a, Nietzsche’den Hegel’e pek çok düşünürün ilgi alanına çekmiş; estetik kavramı felsefenin ana temalarından biri haline gelmiştir. “Estetik algılar insana ve topluma içkin midir?”, “Estetik ile hakim söylem arasında nasıl bir ilişkiden söz edilebilir?” gibi soruların toplumun kurgulanmasında ve sosyal gerçekliğin oluşumunda ufuk açıcı yaklaşımları da beraberinde getireceği düşünülmüştür. Estetiğe dair analizlerde kimi zaman insan doğası kimi zaman da estetik ideolojinin toplumsal yapıdaki işlevi çıkış noktası kabul edilmiştir. Yazının devamını oku »


