bence…

hayata dair herşey…

Arşiv Aralık 26th, 2006

Tüketim Çağında Estetik

Yazan: bence Aralık 26, 2006

Murat Çetinkaya

Medeniyetlerin ve çağların zihnimizdeki imajları, onlar hakkındaki çağrışımlarımız çoğunlukla estetik kaygıların ürünü olan sanat eserleri ya da yine aynı kaygıların biçimlendirdiği, somut yaşama ait materyallerdir. İnsanlık tarihindeki devreler ve kadim uygarlıklar hakkındaki imgelemimiz estetik algılar üzerine yoğunlaşır. Mısır’ı piramitlerle, eski Yunan’ı tapınaklarıyla hatırlarız. Gündelik yaşama ait, ilk anda teknik bilginin sahasına bırakılmış görünen aletler bile üretildikleri devrin estetik yaklaşımından pay almaları sebebiyle neticede yine hakim estetik ideolojinin düşünülmesine yönlendirir bizleri. Medeniyetlerin edebiyattan müziğe, mimariden giyime kadar geride bıraktıklarının estetik ideolojinin yansımaları olması estetiğin toplumsal gerçekliğin yadsınamaz bir parçası olduğunun göstergesidir.

Estetiğe Dair

İstisnasız her toplumsal yapıda hayatı estetize etmeye yönelik gayretlerin olması estetiği Platon’dan Kant’a, Nietzsche’den Hegel’e pek çok düşünürün ilgi alanına çekmiş; estetik kavramı felsefenin ana temalarından biri haline gelmiştir. “Estetik algılar insana ve topluma içkin midir?”, “Estetik ile hakim söylem arasında nasıl bir ilişkiden söz edilebilir?” gibi soruların toplumun kurgulanmasında ve sosyal gerçekliğin oluşumunda ufuk açıcı yaklaşımları da beraberinde getireceği düşünülmüştür. Estetiğe dair analizlerde kimi zaman insan doğası kimi zaman da estetik ideolojinin toplumsal yapıdaki işlevi çıkış noktası kabul edilmiştir. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: dergilerim | 1 Yorum »

Üç Gün Görebilseydim…

Yazan: bence Aralık 26, 2006

Helen Keller

BAZEN kendi kendime, “Herkes senede bir iki gün de olsa görme ve işitme duygularından mahrum kalsa ne olur?” diye sorarım. O zaman insanlar sahip oldukları şeylere daha çok değer verirlerdi herhalde. Belki sessizlikte seslerin insana verdiği zevki daha iyi takdir ederlerdi.

Bazen tanıdıklarıma çevrelerinde neler gördüklerini soruyorum. Geçenlerde ormanda uzun bir gezintiden dönen arkadaşıma neler gördüğünü sormuştum. Bana verdiği cevap şu oldu:

“Görülecek önemli bir şey yoktu…”

Ormanda bir saat dolaşmak ve bu süre içinde kayda değer bir şey görememek acaba mümkün olabilir mi? Ben kör olmama rağmen, sadece dokunma duyum sayesinde çok şey hissediyorum. Bir yaprağa dokunduğum zaman onun şeklini anlıyorum. Baharda tabiatın kış uykusundan uyandığının ilk işareti olan bir gonca bulmak için parmaklarımı dalların üstünde gezdiriyorum. Bazen elimi yavaşça bir ağaca dayadığım zaman, bu ağacın bir dalında öten kuşun nasıl titrediğini hisseder gibi oluyorum. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: dergilerim, hikayeler | 7 Yorum »