Yazan: bence Ocak 25, 2007
Dünyamız bir mavi gezegen, su gezegeni. Uzaydan çekilen fotoğrafları mavi-beyaz. Mavi üzerindeki suyu, beyaz ise su buharını gösteriyor. Dünyada bu kadar çok su olmasına rağmen sadece yüzde 3’ü tatlı su. Tatlı suların yüzde birinden az oranı insan kullanımına uygun. Geri kalanları buzdağlarında, yeraltı kaynaklarında veya ulaşamayacağımız yerlerde. Başka bir ifadeyle, dünyanın tüm suyu 100 litre olsaydı, bizim kullanabileceğimiz su yarım çorba kaşığı kadar olurdu.
Tatlı su kaynakları bu kadar kısıtlıyken, küresel ısınmayla bu kısıtlı kaynaklar da küçülüyor. UNESCO, 2020 yılında su kıtlığının dünya çapında bir sorun olacağını tahmin ediyor. Koskoca Aral Gölü’nün önümüzdeki yıllarda yok olacağı söyleniyor.
iyibilgi, daha önce yaptığı özel haberle Türkiye’nin su zengini olduğunun kocaman bir yalan olduğunu duyurmuştu.
Ülkemizde Yuvacık, Tavas, Seyfe, Eber, Beyşehir, Çavuşçu, Meke, Akşehir gölleri, İvriz çayı kurudu. Kuruyan Akşehir gölünde balıkçılar artık hububat ekiyor!
Şu anda dünya nüfusunun üçte biri su ve içme suyu kıtlığı yaşıyor. Su kıtlığı, hastalıklara, beslenme sorunlarına ve ekin kıtlığına yol açıyor. Susuz hayat olmuyor.
Şimdi tasarruf zamanı Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: aklıma gelenler, demedi demeyin | 7 Yorum »
Yazan: bence Ocak 25, 2007
• Şişman insan sayısı ülkemizde 10 yıl içinde iki kat artarak 11 milyon oldu. Şişmanlık, hareket azlığı ve aşırı beslenme zemininde gelişen şeker hastası sayısı, 1990 yılında 1 milyon iken, şimdi gizli şekerle birlikte 5 milyonu aştı. Erişkin nüfusun 15 milyonu yüksek tansiyon hastası. Zaman zaman tansiyonu yükselen 21 milyon kişi ise sırada bekliyor. Hastalık üreten bu yaşam tarzının sonuçları milli felaket gibi. Sanki sinsi bir soykırımla karşı karşıyayız…(1)
• Her yüz bin erişkin erkek nüfusta koroner kalp hastalıklarından ölüm oranı, Kore ve Çin’de 50 iken Türkiye’de 650! Yani ülkemizde 13 misli fazla. Kalp hastası sayısı ise 3 milyon. Önümüzdeki 10 yıl içinde önlem alınmazsa, 3 milyon insanımızı bu sinsi savaşta kaybedeceğiz.
• Sağlık Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi işbirliğiyle yurt çapında yapılan araştırma ise; bir yıl içinde hayatını kaybeden 430 bin kişiden 372 bininin, yaşam tarzını değiştirmediği için öldüğünü gösterdi. Türkiye’de sağlığa dikkat edilse toplam ölümlerin yüzde 86’sı önlenebilir.
• Bu felaketin bataklığı olan Metabolik sendrom ise giderek artıyor. Metabolik sendrom, özellikle göbek çevresinde olmak üzere vücudun yağlanması sonucu tansiyon, kan şekeri ve zararlı yağların yükselmesi ve yararlı HDL’nin azalmasını içerir.
• Türkiye’de metabolik sendrom sıklığını araştıran METSAR çalışması, felaketin gelişimini ve boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu araştırmaya göre(2), metabolik sendrom görülme oranı; 20-30 yaş arasındaki kişilerde % 10 iken, yaş ilerledikçe inanılmaz derecede artarak, 60-70 yaş arasındaki erkeklerde %61’e, kadınlarda ise % 75 oranına çıkmaktadır. Metabolik sendrom aşağıdaki belirtilerden üçünün olmasıdır. Belirtilen bu risk faktörlerinden üçünün olması halinde kalp damar hastalığından ölüm riski 3.5 kat artar. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: sağlık | Yorum Yok »
Yazan: bence Ocak 25, 2007
Hayatımızı kolaylaştıran birçok ambalaj aslında insan sağlığı için büyük tehlike oluşturuyor. Zımba teli bulunan poşet çaylar, yıpranmış damacanalar kansere yol açabiliyor. Radyokimyager Dr. Memduh Sami Taner evimizdeki tehlikeleri anlattı. 07.01.2007 tarihli Vatan-Pazar’da yayınlanan bu haberi Türkan Hiçyılmaz yapmış. Mutlaka okuyun.
Metal zımbalı poşet çayları içmeyin
Poşet çaylar çok pratik. Bu yüzden de kullanımı hızla artıyor. Ancak dünya zımba telli poşet çayları terk etmesine rağmen (zımba yerine poşete, ip doğal yapıştırıcı ya da dikiş ile tutturuluyor) Türkiye’de hâlâ metal zımbalı poşet çayları satılıyor. Bu insan sağlığı için çok tehlikeli. Çünkü metal zımbalı poşet çay, sıcak suyun içine girdiğinde ve uzun süre bekletildiğinde, çay poşetindeki metal çözünüme uğruyor. Bu da vücutta metal birikimine yol açıyor. Vücutta biriken ağır metal iyonları karaciğer, beyin, akciğerde çeşitli sorunlara ve kansere neden oluyor.
Özellikle limonlu çay içenler kesinlikle metal zımbalı poşet çay kullanmamalı. Çünkü limon asit özelliğinden dolayı metalle tepkimeye girip metalin çözülmesine ve vücuda daha fazla metal yüklenmesine neden oluyor. Poşet çayları alırken ya da kullanırken dikkatli olmak gerekir. Dokunduğunuzda naylon hissi veren metal zımbalı poşet çayları almayın. Onun yerine lifli, doğal malzemeden yapılan, ipi dikişle ya da yapıştırılarak tutturulmuş çayları tercih edin. Önce şekeri atın. Çünkü şeker suyu soğutacak ve metalin çözülmesini engelleyecek. Su mümkün olduğunca ılık olmalı. Ve metal zımbalı poşet çay su içerisinde en fazla iki dakika bekletilmeli. Aslında salt bitkiyi suda kaynatarak hazırlamak en sağlıklı yoldur. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »