bence…

hayata dair herşey…

Arşiv 'demedi demeyin' Kategori


BİR SANİYENİZ VAR MI?

Yazan: bence Ocak 27, 2007

“Cesium elementi atomunun 9.192.631.770 kez titremesi” ifadesi sizde herhangi bir çağrışım yaptı mı?
En azından bir tahmin etmenizi istesek, büyük ihtimalle abesle iştigal etmiş oluruz. Çünkü bu ilmî tanımı ve karşılığını belki dünya üzerinde de bilen çok az kişi çıkar.
Aslında bu tanım, bizim için çok ama çok önemli bir kavrama ait. Belki hayatî öneme sahip. Yerine göre, bir ömrün son anı veya belki ilk anı da olabilir. Belki her an, bu kavramla ölümle hayat arasında gidip gelmelerimiz söz konusu. Şimdiye kadar çok az farkında olduğumuz, bolluğundan dolayı değer atfetmediğimiz; ama bazan koskoca ömrü içine sığıştırmak zorunda kaldığımız bir kavram. Belki bu yazı sizin için bir hatırlama ve hatırlatma vesilesi olacaktır. Belki, bu yazının yazarı dâhil, okuyanların kısa zamanda unutacağı, hatırladığımızda da belki çok geç olacak bir değer ölçüsü.
Galiba bunca lafla zamanınızı harcadım. Belki ben de kısacık bir zamanda anlatabileceğim bir hususu, uzun zaman ayırıp fazladan kelime ve cümleler sıraladım.
Şimdi açıklama zamanı.
Şimdi zamanı açıklama ânı.
Şimdi ânı açıklama zamanı.
Tanıma dönelim ve tanımla ânı beraberce anlamaya çalışalım.
“Cesium” isimli bir element. Bu elementi meydana getiren bir atom. Bu atomun tam 9.192.631.770 defa titremesiyle ortaya muhteşem bir meyve, değerini ancak mahrum kayanların bildiği, mahrum kalınca değerinin hakkıyla anlaşıldığı paha biçilmez bir netice çıkıyor.
Cesium elementi atomunun dokuz milyar yüz doksan dokuz milyon altı yüz otuz bir bin yedi yüz yetmiş defa titremesinin tam karşılığı: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin | 1 Yorum »

Alarm! Su tasarruf rehberi

Yazan: bence Ocak 25, 2007

Dünyamız bir mavi gezegen, su gezegeni. Uzaydan çekilen fotoğrafları mavi-beyaz. Mavi üzerindeki suyu, beyaz ise su buharını gösteriyor. Dünyada bu kadar çok su olmasına rağmen sadece yüzde 3’ü tatlı su. Tatlı suların yüzde birinden az oranı insan kullanımına uygun. Geri kalanları buzdağlarında, yeraltı kaynaklarında veya ulaşamayacağımız yerlerde. Başka bir ifadeyle, dünyanın tüm suyu 100 litre olsaydı, bizim kullanabileceğimiz su yarım çorba kaşığı kadar olurdu.

Tatlı su kaynakları bu kadar kısıtlıyken, küresel ısınmayla bu kısıtlı kaynaklar da küçülüyor. UNESCO, 2020 yılında su kıtlığının dünya çapında bir sorun olacağını tahmin ediyor. Koskoca Aral Gölü’nün önümüzdeki yıllarda yok olacağı söyleniyor.

iyibilgi, daha önce yaptığı özel haberle Türkiye’nin su zengini olduğunun kocaman bir yalan olduğunu duyurmuştu.

Ülkemizde Yuvacık, Tavas, Seyfe, Eber, Beyşehir, Çavuşçu, Meke, Akşehir gölleri, İvriz çayı kurudu. Kuruyan Akşehir gölünde balıkçılar artık hububat ekiyor!

Şu anda dünya nüfusunun üçte biri su ve içme suyu kıtlığı yaşıyor. Su kıtlığı, hastalıklara, beslenme sorunlarına ve ekin kıtlığına yol açıyor. Susuz hayat olmuyor.

Şimdi tasarruf zamanı Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: aklıma gelenler, demedi demeyin | 7 Yorum »

Evdeki kimyasal silahlar:Poşet çay ve damacana

Yazan: bence Ocak 25, 2007

Hayatımızı kolaylaştıran birçok ambalaj aslında insan sağlığı için büyük tehlike oluşturuyor. Zımba teli bulunan poşet çaylar, yıpranmış damacanalar kansere yol açabiliyor. Radyokimyager Dr. Memduh Sami Taner evimizdeki tehlikeleri anlattı. 07.01.2007 tarihli Vatan-Pazar’da yayınlanan bu haberi Türkan Hiçyılmaz yapmış. Mutlaka okuyun.

Metal zımbalı poşet çayları içmeyin

Poşet çaylar çok pratik. Bu yüzden de kullanımı hızla artıyor. Ancak dünya zımba telli poşet çayları terk etmesine rağmen (zımba yerine poşete, ip doğal yapıştırıcı ya da dikiş ile tutturuluyor) Türkiye’de hâlâ metal zımbalı poşet çayları satılıyor. Bu insan sağlığı için çok tehlikeli. Çünkü metal zımbalı poşet çay, sıcak suyun içine girdiğinde ve uzun süre bekletildiğinde, çay poşetindeki metal çözünüme uğruyor. Bu da vücutta metal birikimine yol açıyor. Vücutta biriken ağır metal iyonları karaciğer, beyin, akciğerde çeşitli sorunlara ve kansere neden oluyor.

Özellikle limonlu çay içenler kesinlikle metal zımbalı poşet çay kullanmamalı. Çünkü limon asit özelliğinden dolayı metalle tepkimeye girip metalin çözülmesine ve vücuda daha fazla metal yüklenmesine neden oluyor. Poşet çayları alırken ya da kullanırken dikkatli olmak gerekir. Dokunduğunuzda naylon hissi veren metal zımbalı poşet çayları almayın. Onun yerine lifli, doğal malzemeden yapılan, ipi dikişle ya da yapıştırılarak tutturulmuş çayları tercih edin. Önce şekeri atın. Çünkü şeker suyu soğutacak ve metalin çözülmesini engelleyecek. Su mümkün olduğunca ılık olmalı. Ve metal zımbalı poşet çay su içerisinde en fazla iki dakika bekletilmeli. Aslında salt bitkiyi suda kaynatarak hazırlamak en sağlıklı yoldur. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »

İnsanın kronobiyolojisi yani 24 saati

Yazan: bence Ocak 24, 2007

Hem ruh hali hem de vücut ısısı, tansiyon, kalp atımı, hormonları sürekli değişim halindedir. Sabah 6′da vücudunuz uyanır ve hormon salgılar. Peki, sonra? İşte insanoğlunun saat saat yaşadığı değişimin açıklaması.

En tutarlı saydığımız insanların bile 24 saatte 24 kez yaşadığı bu olağanüstü duruma; biyologlar, doktorlar ve farmakologlar kronobiyoloji adını veriyorlar. İşte insanoğlunun saat saat yaşadığı değişimin açıklaması.

06.00
Kortizon salgılamasıyla organizma uyanır. Bu uyanma vücut için kendini yavaş kalkmaya hazırlama işaretidir. Metabolizma hareketlenir ve o günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır olur.

07.00
Vücut hâlâ zayıf bir safhadadır. Bu nedenle bu saatte spor yapmaktan kaçının. Çünkü kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenmiş olursunuz. Spor yerine güzel bir kahvaltı edin, çünkü sindirim organları bu saatte iyi çalışır. Karbonhidratlar bizim için yararlı olacak enerjiye çevrilir (Geceleri ise yağlar). Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »

KİMYASAL MADDELER HAYATIMIZI TEHDİT EDİYOR

Yazan: bence Ocak 13, 2007

images1.jpeg

Çoğumuz evlerimizin “tertemiz”, “mikropsuz” olması için çeşitli kimyasal maddeler kullanıyoruz. Tuvalet ve fırını temizlemek için asit, banyoyu dezenfekte etmek için fenol, mobilyaları cilalamak için damıtılmış petrol ürünleri, çamaşırlarımızı beyazlatmak için klor ve evlerimizi temiz tutmak için çeşit çeşit diğer zehirli kimyasal maddeler… bu sıralama böyle uzayıp gidiyor…

Günlük yaşamda kullandığımız ürünler 50 bin’in üzerinde kimyasal madde çeşidini içeriyor ve her yıl bunlara yüzlerce yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.

Bu ürünlerin büyük kısmı doğrudan kanalizasyona akıp sonunda da su sistemlerimize karışıyor. Sözünü ettiğimiz kimyasallar, sonunda “fazla yüklenme” olasılığı oluşturarak vücudumuzda depolanıyor ve zehirli olma düzeyine ulaştığında çeşitli hastalıklara yol açıyor. (Kronik yorgunluk sendromu, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi.)

Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, teneffüs ettiğimiz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »

Her Şey İlk Kadehle Başlar

Yazan: bence Ocak 4, 2007

images2.jpegHERKES çok içki içmenin vücuda zararlı olduğunu kesinlikle kabul eder. Ancak bazıları; “Evet, şüphesiz içki içmek zararlıdır. Ancak bu çok fazla içilirse meydana gelir. Az içilirse zararı olmaz” derler. Böyle söyleyenler ve buna inananlar, ancak kendilerini aldatırlar. Bugün kesin deliller göstermiştir ki, içki az miktarda da alınsa, kesinlikle vücuda zararlıdır. Hatta beyin hücrelerinde ve vücudun diğer taraflarında bulunan hücrelerdeki tahribat ilk alınan içki ile başlamaktadır.

Alkolün vücuttaki akıbeti

Bir yudum bira veya şarap içen bir şahsa en çok tesiri olan unsur, içkinin yapısında bulunan ve suda çok çabuk eriyen etil alkoldür. Etil alkol o kadar süratle erir ki, içilen her yudum alkolün bir kısmı, daha yutmadan önce, dil ve diş etleri arasından doğruca kana karışır. Alkolün geri kalan kısmı da ne parçalanır, ne de normal yiyecekler gibi hazmolur. O da mideden ve ince bağırsaklardan süratle kana karışır. Alınan alkolün kalın bağırsaklara geçişi pek enderdir. Bu emilme o kadar çabuk olur ki içki ile doldurulan bir midedeki alkolün % 9O’ı, bir saatte kanın içerisindedir. Kanda erimiş olan alkol, kısa bir zamanda vücudumuzdaki bütün organlara, bilhassa beyin gibi yüksek su ve kan içeren organlara gider. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »

Su testisi Cola’ya emanet edilir mi?

Yazan: bence Aralık 25, 2006

En çok ihtiyaç duyduğunuz şey nedir, bir düşünün… Evler, arabalar mı? Şan şöhret mi? Sakin bir dağ eteğinde huzurlu bir hayat mı? Etrafta sevdiğiniz insanlar mı? Bolca para mı? Kim olursanız olun, hayat görüşünüz ne olursa olsun, cevap bunlardan hiçbiri değil.

Çünkü kim olursak olalım, en çok ihtiyaç duyduğumuz şey “hava”. Her nefeste içimize çektiğimiz, Kanuni’nin “olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” dediği zaman teneffüs ettiği hava. Çok şükür, kirli ya da temiz, her yerde bol bol var. Şimdilik, kullandığımız hava için kimse bizden para da istemiyor.

Bir zamanlar “su” için de para istenmiyordu. Su, havadan sonra, gene kim olursak olalım, ihtiyacımız olan ikinci şey…

Bugün, su, iyi para ediyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar çeşme sularından soğudu. “Çeşme suyunu filtre edip için” diyen uzmanları duyan yok. Evlere plastik damacanalarla su alınıyor. Her eve haftada bir, iki veya daha fazla damacana. Su satma işi büyük bir ticaret haline geliyor. Su kaynakları alınıyor, satılıyor… Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, gazetelerden | 8 Yorum »

Genetik tohum yasası Türklerin ve Türkiye’nin sonu olabilir

Yazan: bence Aralık 12, 2006

Son çıkan tohum yasasıyla, Türkiye’yi, Atatürk’ün, Gençliğe Hitabe’de uyarmış olduğu gibi gaflet, delalet ve hıyanet içinde yönetenler, Türklüğe ve Türkiye’ye son darbeyi vuruyor olabilirler. 1970′lerde tarım konusunda kendi kendine yeten ve bir tarım-hayvancılık ülkesi olan Türkiye bugün bu stratejik iki önemli unsurunu yitirmiş durumdadır. Son alınan kararlarla ve çıkarılan kanunlarla, Türkiye’nin çöküşünü hızlandırmak için elinden geleni yapanlar, Türkiye’yi Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında daha da çaresiz hale getirmeye çalışmaktadırlar. Artık Türklere ve Türkiye’ye ihanet edildiği ortadadır! Türkiye Cumhuriyeti adım adım çökertilirken, tarımı ve hayvancılığı yok edilirken, en stratejik kurumları yabancıların eline geçmiştir (Türk Telekom, Bankalar, Tüpraş vb.) .

Tarımı, hayvancılığı, ilaç sektörü olmayan ve bu konuda dışa bağımlı olan bir ülke savaşamaz, kendini savunamaz. Çökmeye ve yok olmaya mahkumdur.

Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO veya GE: Genetically Engineered) içeren tohum belki de insanlık tarihinin en büyük dramı olacaktır.

Bu sayede biyolojik ve mikrobiyolojik savaşın her türlüsü çok büyük kolaylıkla yapılabilir. Yediğiniz ekmekten, meyveden, sebzeden, içtiğiniz biraya, şaraba, meyve suyuna kadar her şey ama her şey artık genetik olarak değiştirilmiş olarak odamıza, buzdolaplarımıza girecektir. Bunun kaçınılmaz anlamı şudur: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin | 9 Yorum »

Amway ve diğerleri

Yazan: bence Kasım 16, 2006

Okurumun bana ulaşalı epey oluyor. Buna benzer sorularla daha önce de karşılaştım ve hep aynı cevabı verdim. Yeni sorular da geliyor.

Demek ki bu bela bir kangren gibi Müslümanları kuşatıyor. O halde bir köşe ayırmak vacip oldu. Önce soru:
“Hocam, Amway adı altında pazarlanan bu Amerikan ürünleri hakkındaki düşüncenizi öğrenmek istiyorum. Özellikle müslümanların para kazanma hırsı hakkında resmen hastalığa düşürerek, manevi emeklerini sömürerek insanları bu ürünleri satın alma ve tüketmeye teşvik etmektedirler.”

Bu soru bana her sorulduğunda verdiğim cevap aynı oldu. Bir kez daha özetleyerek tekrarlıyorum:

Amway hakkında şöyle bir araştırma yapın. Artık insanlar dünyanın her tarafındaki bilgiye kolay ulaşıyor. Bir tıkla Amway’ın ne mal olduğunu öğrenebilirsiniz. Bu “para şebekesi”nin örgüt yapısı, ticaret felsefesi, çalışma stili, genişleme yöntemi, kendine yeni havariler bulma tarzı hakkında bilgi sahibi olduktan sonra, her akliyyet sahibi Müslüman gibi vereceğiniz ilk tepki şu olacaktır:

İyi de, bu bir tarikat, hatta bir din. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, gazetelerden | 33 Yorum »

kefir caiz mi?okuyun karar verin…

Yazan: bence Ekim 12, 2006

Son zamanların üzerinde en çok konuşulan içeceği…
Artık haber bültenlerinde,gazetelerde sağlığa azıcık faydası olan herşeyi mucize başlığı altında sunmak moda.Gerçi kefirin faydaları birazcıktan fazlaca.Bu da iyi bir probiyotik olmasından ileri geliyor.Bu konunun başında probiyotik-prebiyotik terimlerine açıklık getirsek daha iyi olacak.
Probiyotik:En basit tanımıyla faydalı bağırsak mikroplarıdır.1912 Nobel Tıp Ödülünü kazanan Rus bilim adamı Élie Metchnikoff bilim dünyasında probiyotiklerin kaşifi sayılabilir.Metchnikoff yoğurt ve peynir gibi süt ürünlerinde bulunan asit yapan mikroorganizmaların bağırsaktaki hastalık yapan mikroorganizmaları nötralize ettiğini saptamıştır.Erişkin bir insan bağırsağında 100 trilyon (1,5 kg) faydalı bakteri ve mantar bulunur.
Prebiyotik:Prebiyotik maddeler, sindirim sistemi boyunca vücutta emilmeden kalın bağırsağa gelen ve kalın bağırsaktaki yararlı bakterilerin yani probiyotiklerin gelişimini ve aktivitelerini olumlu yönde etkileyen maddelerdir.

Şimdi gelelim kefire; Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: aklıma gelenler, demedi demeyin, sağlık | 5 Yorum »