bence…

hayata dair herşey…

Arşiv 'gazetelerden' Kategori


Silikonlu kemik torbası zulmü

Yazan: bence Mayıs 31, 2007

Bugünkü güzellik anlayışı için “kadınlara verilmiş modern çağ cezası” demiş idim..

Hangi suçun cezası olarak peki? Özgürleşmesinin cezası olarak..

Madem bin yılların değer yargılarına karşı çıktın, madem dedin ben yarım değil tam akıllıyım, madem dedin ben erkeklerle eşitim, e işin kötüsü de öyle olduğunu da kanıtladın, e o zaman nasıl vuracağız seni? Nasıl yok edeceğiz kendine güvenini? Nasıl bitireceğiz seni?

Sana ha bire “yeterince güzel değilsin” baskısı uygulayarak..

Nedir bugünkü güzellik anlayışı?

Aklı başında sağlıklı bir kadının sahip olması imkansız bir takım ölçüler..

Daracık kalçalar, iri ve dimdik memeler, geniş omuzlar, incecik bacaklar, incecik kollar, çökük yanaklar.. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, gazetelerden, sağlık | Yorum Yok »

Baş olmayı bırak, adam olmaya bak!

Yazan: bence Mart 2, 2007

Bir zamanlar ‘muvaffakiyet’ diye bir sözcük kullanılırdı Türkçemizde. Nedense, şimdilerde pek iltifat görmüyor; zira eskimiş sayılıyor. Onun yerine ‘başarı’ veya “başarılı olmak” ifadeleri daha revaçta. Her fırsatta karşımıza çıkan ‘başarı’ sözcüğünün kısa bir zaman diliminde ‘muvaffakiyet’in veya “muvaffak olmak” tabirinin yerini alması aslâ bir tesadüf değil.

Zihinde değişmeler olunca, çaresiz dilde de değişmeler oluyor. Dünyaya, olaylara bakışımız, ister istemez kullandığımız ’simge’leri de dönüştürüyor; öyle ki, ya eldekilerin içini boşaltıp onları yeni anlamlarla dolduruyor, ya da çok daha kullanışlı, elverişli yepyeni ’simge’ler üretiyor.

Niçin ‘muvaffakiyet’ sözcüğünü ihmâl edip, yerine ‘başarı’ sözcüğünü ikame ettik dersiniz?

Sırf eskimiş olduğu için veya telâffuzu güç olduğundan mı?

Hayır! Bilâkis bu sözcük, kökü/kökeni itibariyle zihnimizle/zihniyetimizle uyuşmadığı için onu bir köşeye fırlattık. Eskiyen, gerçekte sözcüğün kendisi değil, ait olduğu dünya idi; ‘muvaffakiyet’in o dünyada işgal ettiği mevkî idi. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

Vatansever bir öğretmenin feryadı

Yazan: bence Mart 2, 2007

Ülkeler enerji için birbiriyle savaşırken biz yıllarca rüzgarı ve suyu boşa verdik. Bunların değerini yeni yeni anlamaya başladık. Bir Müslüman için farz-ı kifayeden emekli olmak mümkün değil iken biz modaya uyup emekli olduk, kahve köşelerinde pinekledik, evde eşlere yük olduk. Farzı- kifaye, birileri tarafından karşılanması gereken kamu ihtiyaçlarıdır. İçinde yaşadığımız dünyanın ve daha önce de ülkenin mahallenin, yerleşim yerinin, ülkenin ihtiyaçları varsa, bunların bir kısmı karşılanmamış duruyorsa, herhangi bir kimse de bu ihtiyaçlara el atma ve karınca kararınca karşılama imkanına sahipse -bunu yapmadığı takdirde- Allah kendisine soracak, savunması yoksa kusurunun karşılığını görecektir. Bu şuur hakim olsa hiçbir Müslüman, kendisi ve ailesi için gerekenleri yaptıktan sonra geriye kalan vaktini ve imkanını boşa geçiremez.

Neler yapabilir?

Bu sorunun cevabı bir kitap tutacak kadar uzundur, üstelik kolaydır. Burada bir okuyucunun bana yazdığı uzun mektubundan parçalar alarak güzel bir örnek sunmakla yetineceğim. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | 3 Yorum »

28 Şubat’a armağan: Youtube gençliği

Yazan: bence Mart 2, 2007

I-

Onlar, canımızdan özge can bildiklerimiz, yani çocuklarımız. Ninnilerle büyütmediysek de, ninni yerine tekrar tekrar servis edilen “Hababam sınıfı”yla büyüttüklerimiz.

Öğrencilik yıllarından hatıra devşirmeyi, “hayta” karakterler üzerinden bellettiklerimiz.

Tek bir karakterin “kimlik”inde evire çevire, döne döne İnek Şaban olmaya zorladıklarımız.

Önce kızar gibi yapıp:

“Türkçe’yi bozuyor Türk insanına kötü örnek oluyor”

Sonra: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

Derin korku!

Yazan: bence Şubat 4, 2007

Onlar ve biz… Kimdir onlar, bize benzemeyenler midir? Biz kimiz peki… Durduğumuz yere göre değişen bu sorunun cevabı nasıl şekillenir? Kültür, din, etnisite ve en önemlisi yaşam tarzı, iletişim dili, görünüm, hangisidir en temel kriter?

Uzun süre televizyon programları yaptığım için bilirim. Türkiye’de en zayıf bırakılmış alanlardan birisidir sosyoloji. Türkiye’de de bu alanda uzmanlaşmış kişilerin sayısı üç-beş kişiyi geçmez. Onlarda zaten temsil ettikleri sınıfın gözünden sosyolojik analizlerini yaparlar. Burada Erol Güngör’ü rahmetle anmak ve belki de yeniden okumak gerekir. Yaşasaydı bu sorulara acaba ne cevaplar verirdi?

Bu sorulara Avrupa’da cevap arayan Türk sosyolog Ayşe Güveli Hollanda’da Nijmagen üniversitesinde iken Avrupa’daki yeni oluşan sınıfları araştırmıştı. Bulguları dünyadaki yeni imtiyazlı sınıfın sol-entelektüeller olduğu şeklindeydi. Mesela bizde sınıf analizleri yapılacak olsa acaba imtiyazlı sınıflar kimler çıkar?

“Kültürel birikimlere, inançlara, değerlere boş ver sadece görünüme bak”, pompasının sonuçları yeni bakış açıları ile analiz arayışları içindeyken, benim aradığım açılımlar yerine klişe yargılara sahip olsa da bir sosyologun, Emre Kongar’ın yorumlarına Akşam gazetesinde Güler Kömürcü’nün yazısında rastladım: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

İSLAM İMAJI VE ÖN YARGILAR

Yazan: bence Ocak 26, 2007

Yvonne Ridley Taliban tarafından kaçırıldıktan sonra Kuran’ı okuyacağına söz vererek serbest kalıyor. Kuran’ı okudukça İslam’ın gerçek yüzüyle tanışıyor ve Müslüman oluyor.Bakın olanları nasıl anlatıyor?

“Taliban tarafından kaçırıldığımda büyük haberlere imza atan bir gazeteciydim. Ancak o zaman, utanç verici şekilde kendim gazetelere manşet oldum. Taliban’a söz verdim: “Eğer beni serbest bırakırsanız Kur’an’ı okuyacağım. İslâm’ı araştıracağım.” Onlar sözünü tuttu, beni bıraktı. Ben de tuttum. Söz sözdür diye düşündüm ve Kur’an’ı okumaya başladım. Tamamen akademik bir çalışmaydı. Manevi bir yolculuğa çıkmak gibi bir niyetim yoktu başlangıçta.

Kur’an, nefes kesiciydi. Kur’an, sanki bir yaşam kılavuzu. Okuduğum her şeyden çok etkilendim. Özellikle kadın haklarından. Çünkü bize hep Müslüman kadınların baskı altında olduğu anlatılırdı… Ancak Kur’an diyor ki; biz kadınlar manevi olarak erkeklerle eşitiz. Eğitim hakkı konusunda da eşitiz. Biz kadınlar çocuk doğurma özelliğinden dolayı İslâm’da yüceltiliyoruz. Cennetin annelerin ayağının altında olduğu söyleniyor. İslâm’ı ilk kabul eden bir kadındı. İslâm’ın ilk şehidi de bir kadındı. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

Böyle mi buyurdu bilim?

Yazan: bence Ocak 16, 2007

Sonunda bu da oldu. İnsanoğlu yapay et üretti. Habere göre, Alman Hükümeti’nin 2 milyon dolar bütçe ayırdığı, NASA’nın da desteklediği proje kapsamında, yaşayan, canlı bir hayvandan alınan hücreler glukoz, amino asit ve minerallerle birleştirilerek bioreaktöre yerleştiriliyor ve kas lifi haline gelene dek elektrik veriliyor. Şimdilik, etin kilosu 10 bin dolara geliyor.

“Çok pahalıymış, daha ucuz ve şaibesiz orijinalinden alalım, mümkünse” diye espriye vurmak mümkün bu durumu. Siyasi şovlarla, irtica karşıtı demeçlerle sistemin şemsiyesi altına girmeyi, bilimsel başarının meşakkatli yolundan daha kısa, etkili ve güvenli bir çözüm olarak görüp, yan gelip yatan bilim adamlarından bahsetmek, “elalem kültür etiyle meşgul, siz giyime kuşama yasak getirmekle” şeklinde sitemler göndermek de…

Ama, Batı’nın “insanlığın yararı” amacıyla çıktığı bilim yolculuğunu fetişizme dönüştürmüş olduğu gerçeği, kaydı daha çok hak ediyor, sanırım. Gerçi Batı’da hayvanların şoklanarak ya da iğnelerle öldürülmesi sonucu elde edilen et, elbette hayvanın kanı akıtılarak elde edilen etten daha sağlıksız oluyor. Bu sorunu gidermek için uygulanacak ‘doğu’daki gibi boğazlama’ işlemi ise, artık bir modernizm tabusu olan ’sterilizasyon’a uymadığı ve ‘vahşi’ bulunduğu için, kimsenin işine gelmiyor. Velhasıl kültür eti üretiminde amaç olarak vurgulanan, “daha steril, daha az zararlı” gıda üretmek fikrinde bir yere kadar haklılık payı var gibi görünüyor. Ancak sadece görünüyor. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | Yorum Yok »

Gazinin isyanı ve İpsiz Recepler karışınca…

Yazan: bence Ocak 16, 2007

KAHRAMAN gazilerimize karşı bitmemesi, tükenmemesi gereken minnet borcumuz vardır. Eğer onların kadir kıymetini bilemezsek, başlarını önlerine düşürürsek bu vatan bize haramdır…
Ve ne yazık ki;
Kahraman gazilerimiz, boyunları eğik, mağdur durumdadırlar!.. http://www.kuvvaimilliye.net/ adresinde yayınlanan bir yakınmayı aynen yansıtmak istiyorum..
“Roketli saldırısı sonucu 02/11/1989 da Hakkari Çukurca”da vuruldum ve ağır yaralı olarak bir dizi ameliyata alındım. Askeri hastanenin raporlarında da belirtildiği gibi vücudumda çıkarılması mümkün olmayan 16 adet şarapnel parçası mevcuttur. Vücudumda 16 tanesi göğüs ve akciğer çevresinde olmak üzere, 3 tanesi elimde 19 adet şarapnel parçası bulunmaktadır.
O zaman göğüs boşluğumdaki şarapnelleri operasyon yapılırsa ölürsün diye çıkarmak istemediler. Elimdeki şarapneller de çıkarılmadığı gibi halen sağ el parmaklarımda hareket kısıtlılığı ve his kaybı mevcuttur.
O zamandan beri çok yoruluyor, biraz yürüsem tıkanıyorum. Sağlık şartlarıma uygun sabit bir iş bulamadığımdan; eşim oğlumu da alıp beni terk etti ve boşadı. İmkânsızlıklar yüzünden 9 yıldır oğlumu göremiyorum. Şu anda bir hayvan ahırından beter bir viranelikte elektriksiz, susuz bir şekilde eğer onun bunun yardımıyla yaşamak denirse yaşıyorum. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | 2 Yorum »

Misafir Odası ve kadınlar

Yazan: bence Aralık 25, 2006

“Her şeyin zekatı kendi cinsinden olur. Nitekim, Enes ibn Malik’ten şu hadis rivayet olunmuştur:” Evin zekatı onun içinde misafir ağırlanması için bir oda hazırlamaktır.”

Çocukluğumda iki oda bir sofa evde yaşıyorduk. Şimdi düşünüyorum da bizim şu an yaşamakta olduğumuz evin üçte birinden biraz büyüktü. Ama haftada bir muhakkak yatılı misafirimiz olurdu.Günlük misafirleri saymıyorum bile.Hastası olan, şehre inecek olan(şehir Eminönü ya da Taksim demekti)herkesin durağı idi.Durağı bir metafor olarak kullandığımı zannetmeyin.Gerçek manası ile bir durak.Eski Londra asfaltının kenarındaki üç katlı evin orta katında oturuyorduk.O sıralar kırk beş dakikada bir Florya-Taksim arası çalışmakta olan bir belediye otobüsü vardı.Minibüsler günümüzdeki kadar yaygın değildi.Hastası olanlar, Haydarpaşa’dan trene binip memleketine gidecek olanlar en az iki saat evvelinden bize gelir, kadınlar ve çocuklar bizde beklerken evin erkeği otobüs durağında eğleşirdi.Otobüsü uzaktan görür görmez pencere önünde beklemekte olan çocuklara işaretini verirdi.Evdekiler durağa yetişemediğinde, şoförler basıp gitmezdi.Koşa koşa gelmekte olan yolcuları muhakkak beklerlerdi. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | 2 Yorum »

Tamir sevaptır

Yazan: bence Aralık 25, 2006

Özel durumlar dışında, tamirciyle pazarlık etmem ve edilmesinden de hoşlanmam. Tamircilerin varlığını hep birer nimet olarak görürüm. Bizi “israf” günahından kurtardıklarını, vahşi kapitalizmin dişlisini bir yerinden kırdıklarını, hiç değilse yağlamadıklarını düşünürüm.

Meslek liselerine karşı malum güruhun irtikâp ettiği katsayı zorbalığını, herkes İmam-Hatip okullarını bitirmeye bağlar. Vakıa, bunda doğruluk payı büyüktür. Fakat bendeniz, bu sebep dışında bir başka sebebin daha olduğunu düşünürüm. O da, bu memlekette zanaatın, tamirin ve tamircinin bitirilmek istenmesidir. Bence bu sonuca hizmet eden her tür uygulama, bilerek veya bilmeyerek düşülen şeytani bir tuzaktır.

Gayri Safi Milli Hasılası 30-40 bin dolar olan kapitalist ülkelerde bozulanı atar, yenisini alırsın. Zaten kapitalizmin üretim ve tüketim çarkı da “bozulanı at, yenisini al” döngüsü üzerine kurulmuştur. Dünyanın kaymağını yiyen şımarık ve küstah azınlığın “kullan at” standardını sürdürmeleri, dünyanın geri kalanına kaça mal olmaktadır, hiç düşündünüz mü? Şu dökülen kanlarda, yıkılan ocaklarda, bir hiç uğruna açılan savaşlarda, bu azınlığın hayat standardını koruma endişesi başat rol oynuyor. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden | 2 Yorum »