bence…

hayata dair herşey…

Arşiv 'kitap dünyası' Kategori

ne okudum…

Okuyucu Velinimetimizdir

Yazan: bence Mart 2, 2007

iz396.gif
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

Her şeyin birbirini tamamladığı bir dairenin içindeyiz.

Birbirini tamamlarken, hapseden aynı zamanda.

Beklerken bekleniriz.

Özlerken özleniriz. Ağlarken ağlatırız.

Bir uçtan bir uca sürer yolculuğumuz. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »

Ayetler ve İbretler

Yazan: bence Şubat 8, 2007

kpk212.jpg

“Bâtıla dalanlarla biz de dalıp gitmiştik.”
Müddessir Sûresi, 74:45

ÖNCESİ ve sonrasıyla, bu âyet, Cehennem ehlinin hüsran dolu itiraflarından birini, bir müthiş ibret tablosu olarak dikkatimize sunuyor.

Bu sözler, kıyamet gününde “Yaptığınız hangi iş sizi bu ateşe soktu?” şeklindeki soruya Cehennem ehlinin verdiği cevap içinde yer almaktadır. Bu sözleri de içeren cevaplar, Müddessir Sûresinin 43-46. âyetlerinde dört madde halinde sıralanıyor:

Derler ki: “Biz namaz kılmazdık.
“Yoksulları doyurmazdık.
“Bâtıla dalanlarla biz de dalıp gitmiştik.
“Hesap gününü de yalanlıyorduk.”

Sayılan suçlar arasında “batıla dalanlarla beraber dalıp gitme, özel bir şekilde üzerinde durulmayı gerektiriyor. Çünkü bu fiilde, diğer bütün suçlara, hattâ daha da fazlasına yol açabilecek bir potansiyel saklıdır. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »

Dişilere Tapanlar

Yazan: bence Şubat 8, 2007

Ümit Şimşek

KUR’ÂN’IN âyetleri henüz inmiş gibi okunduğunda, pek çok defalar insanın “Tam da bugünü tasvir ediyor” diyeceği gelir; âyetin daha başka zamanlarla ilgisi, okuyucunun gözünde, bu zamana nispetle pek sönük kalır. Bu âyetin de zamanımızla ilgisi o kadar aşikârdır ki, sanki bugün nazil olmuş gibi bize sesleniyor, geçmiş asırlardan çok modern zamanları tasvir ediyor gibidir.

Gerçi her zamanın Kur’ân âyetlerinden bir payı vardır. Mekke müşrikleri de taptıkları putları dişi olarak tasavvur etmek ve onlara dişi isimleri vermek suretiyle, bu âyetin çizdiği tablo içinde yer alıyorlardı. Halbuki onlar kadına değer veren kimseler de değillerdi. Kadın onlar için bir güçsüzlük simgesi, kız çocuğuna sahip olmak ise bir utanç vesilesiydi. Gerçek hayatta kadını böylesine aşağılayan bir toplumun kendi elleriyle icad ettikleri sözümona tanrılara dişi isimleri verip de onlara tapmaları, dua etmeleri, yalvarmaları, kendileri hesabına ne kadar aşağılayıcı bir durumdur! İşte bu, onlara Şeytanın giydirdiği bir külâhtır ki, bu âyetin devamındaki âyetlerde de anlatıldığı gibi, Şeytan, insan neslinden intikamını böylece almaktadır.

Gelelim günümüze: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: dergilerim | Yorum Yok »

Sivil Örümceğin Ağında

Yazan: bence Şubat 3, 2007

kulus1.jpg

Mustafa Yıldırım

project democracy: şifre çözücü
SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA

“Mustafa Yıldırım ‘ın dillere destan ”Sivil Örümceğin Ağında” adlı kitabının 60 sayfası Soros’un marifetlerine ayrılmış; oku oku bitmiyor, telefon rehberine benziyor, içindeki isimleri saya saya tüketemiyorsun… George Soros Türkiye’de bazı meşhur STK’leri (sivil toplum kuruluşları) besliyor, üstelik bu işin gizlisi saklısı da yok…”
İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 21.6.2005. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »

Soya fasulyesi “fos” çıktı

Yazan: bence Ocak 26, 2007

Sağlıklı beslenme adına soya sütü içmeye, soya peyniri yemeye başlayanlar! Uzakdoğu’nun mucize besini soya fos çıktı. Gıda endüstrisinin yazdığı soya masalının detaylarını öğrenmek için okuyun!

Daha sağlıklı yaşamak isteyenlere her gün yeni bir alternatif sunuluyor. Bir gün soya sütü moda oluyor, bir gün köpek balığı kıkırdağı. Birdenbire ortaya çıkan bu mucize gıdalar bazı yazarlar, gazeteler ve diyetisyenlerden büyük destek görüyor. Adeta kamuoyu oluşturuluyor. İnsanlar daha önce hiç tanımadıkları bu ürünleri gözü kapalı satın almaya başlıyor. Satışlar artıyor…

Bu senaryo birçok “yeniyetme mucize” gıda için geçerli ama bugünkü konumuz soya. Serkan Yimsel’in Hayykitap’tan çıkan “Doğru Beslenmeyle İlgili Yanlış Bildiklerimiz” kitabının bir bölümü soyaya ayrılmış. Bakın Serkan Yimsel, “mucizevî gıda soya” için neler yazıyor:

Soya endüstrisi nasıl ortaya çıktı? Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: kitap dünyası, sağlık | Yorum Yok »

ZAMAN ÖĞÜTÜCÜ

Yazan: bence Ocak 13, 2007

images.jpeg
- Emin ol şekerim, başımı kaşıyacak vaktim yok!!
- Ahh!! Sorma hiç sorma aynı dert bende de var..
- Günlerde öyle kısa ki, hiçbir şeye vakit kalmıyor!!
- Ağzım, burnum derken akşam oluyor. Akşam yemeği tv, derken..
- Kitap dahi okumaya vakit yok!!
- Kitabı bırak ne zamandır günlük gazetelere göz atamaz oldum..
- ………………….

Yukarıdaki diyalog ve daha nice benzerleri size de bir yerlerden tanıdık geliyorsa, rutinlerimizi mercek altına almanın vakti gelmiştir artık. İş bu yazı, son zamanlarda kendini bir zaman israf makinesi olarak gören bir acizin içdökümüdür. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: dergilerim | Yorum Yok »

Tüketim Çağında Estetik

Yazan: bence Aralık 26, 2006

Murat Çetinkaya

Medeniyetlerin ve çağların zihnimizdeki imajları, onlar hakkındaki çağrışımlarımız çoğunlukla estetik kaygıların ürünü olan sanat eserleri ya da yine aynı kaygıların biçimlendirdiği, somut yaşama ait materyallerdir. İnsanlık tarihindeki devreler ve kadim uygarlıklar hakkındaki imgelemimiz estetik algılar üzerine yoğunlaşır. Mısır’ı piramitlerle, eski Yunan’ı tapınaklarıyla hatırlarız. Gündelik yaşama ait, ilk anda teknik bilginin sahasına bırakılmış görünen aletler bile üretildikleri devrin estetik yaklaşımından pay almaları sebebiyle neticede yine hakim estetik ideolojinin düşünülmesine yönlendirir bizleri. Medeniyetlerin edebiyattan müziğe, mimariden giyime kadar geride bıraktıklarının estetik ideolojinin yansımaları olması estetiğin toplumsal gerçekliğin yadsınamaz bir parçası olduğunun göstergesidir.

Estetiğe Dair

İstisnasız her toplumsal yapıda hayatı estetize etmeye yönelik gayretlerin olması estetiği Platon’dan Kant’a, Nietzsche’den Hegel’e pek çok düşünürün ilgi alanına çekmiş; estetik kavramı felsefenin ana temalarından biri haline gelmiştir. “Estetik algılar insana ve topluma içkin midir?”, “Estetik ile hakim söylem arasında nasıl bir ilişkiden söz edilebilir?” gibi soruların toplumun kurgulanmasında ve sosyal gerçekliğin oluşumunda ufuk açıcı yaklaşımları da beraberinde getireceği düşünülmüştür. Estetiğe dair analizlerde kimi zaman insan doğası kimi zaman da estetik ideolojinin toplumsal yapıdaki işlevi çıkış noktası kabul edilmiştir. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: dergilerim | 1 Yorum »

Üç Gün Görebilseydim…

Yazan: bence Aralık 26, 2006

Helen Keller

BAZEN kendi kendime, “Herkes senede bir iki gün de olsa görme ve işitme duygularından mahrum kalsa ne olur?” diye sorarım. O zaman insanlar sahip oldukları şeylere daha çok değer verirlerdi herhalde. Belki sessizlikte seslerin insana verdiği zevki daha iyi takdir ederlerdi.

Bazen tanıdıklarıma çevrelerinde neler gördüklerini soruyorum. Geçenlerde ormanda uzun bir gezintiden dönen arkadaşıma neler gördüğünü sormuştum. Bana verdiği cevap şu oldu:

“Görülecek önemli bir şey yoktu…”

Ormanda bir saat dolaşmak ve bu süre içinde kayda değer bir şey görememek acaba mümkün olabilir mi? Ben kör olmama rağmen, sadece dokunma duyum sayesinde çok şey hissediyorum. Bir yaprağa dokunduğum zaman onun şeklini anlıyorum. Baharda tabiatın kış uykusundan uyandığının ilk işareti olan bir gonca bulmak için parmaklarımı dalların üstünde gezdiriyorum. Bazen elimi yavaşça bir ağaca dayadığım zaman, bu ağacın bir dalında öten kuşun nasıl titrediğini hisseder gibi oluyorum. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: dergilerim, hikayeler | 7 Yorum »

Namaz-2

Yazan: bence Aralık 2, 2006

AMA OLMUYOR. OTURDUĞUN yere çakılı kalıyorsun. Hoyrat bir el tutuyor seni. Ne kadar çok hoyrat eller var değil mi?

Kalbin ne kadar arzuluyor secdeyi. Ancak bu arzu sana kadar ulaşamıyor. Ulaşsa bile cılız ve güçsüz bir sesten öteye gidemiyor. Kalbinle aranda ses geçirmez bir duvar mı var dedin? Belki. Belki başka şeyler. Bilemiyorum. Cansız ve sönmüş bir bedenin içinde hayat bulmaya çalışıyorsun öyle mi?

Durmalısın önce. Sakinleşmelisin. Ne kendi üzerine silahı doğrultup canını yakmalısın ne de bahanelere sığınmalısın. İnsan kendini anlayabilmeli değil mi? Tamam. Duracağına söz vermen sevindirdi beni.

Melekler kalbine dokunamıyor diye üzülüyorsun. Meleklerin kalakaldığını hissediyorsun. Ağlayabilseler ağlayacaklar. Senin için ağlayacaklar. En derin acıyı çekecekler senin için. Sana dünyanın en değerli armağanını-Ona yaklaşma hissini kalbine bırakamadıklarından dolayı üzgünler. Sende mi üzgünsün? Farkındayım üzgün olduğunun. Meleklerin yerine sen ağlıyorsun.

Son bir gayret gösteremez misin? Onun için bunun yapamaz mısın? Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: dergilerim | Yorum Yok »

“GAFİL-İ BÎ-BAHT” NE ANLAR KAŞIKÇI ELMASINDAN

Yazan: bence Aralık 2, 2006

kasikcielmasi.jpgGafil-i bî-baht, yani bahtsız ve elindekinin değerinden gafil olan insan. Değerini bilmeyen kişi için elmasla taş arasında bir fark olabilir mi ki?

Meşhur Osmanlı tarihçisi Defterdar Sarı Mehmet Paşa, “Zübde-i Vekâiyât” isimli eserinde 1656–1694 yılları arasında yaşanan olayları tafsilatlı olarak anlatır. Bu eserinde “Zuhûr-u Elmas-ı Kıymet” ifadesiyle bir elmastan bahseder ve çok ibretli bir hikaye aktarır.

Defterdar Sarı Mehmet Paşa, konuya “İstanbul’da Eğrikapı mezbelesinde (çöplüğünde) bir müdevver (yuvarlak) taş bulan gafil-i bî-baht” ifadesiyle başlar. O elması bulduğu halde, değerini bilmeyen, değerinden habersiz ve umarsız olan, üstelik bir araştırma gereği bile bulmadan, sadece “üç tahta kaşık” karşılığında elması çekinmeden veren kişiyi “gafil-i bî-baht” şeklinde niteler.

Ama elmas bu ya, uzun, maceralı ve engebeli yollardan geçtikten sonra yine değerini bulur.

Eğrikapı çöplüğünde bulunan ve üç kaşık karşılığı el değiştiren elmas, bir “yaymacının,” yani günümüzdeki karşılığıyla işportacının elinde de fazla durmaz. Çünkü o da, daha fazla kâr edeceğini düşünerek, elindeki taşı on akçeye bir kuyumcuya satar. Bu kuyumcu da, hemen meslektaşı olan başka bir kuyumcuya gösterir. Kısa zamanda, bunun kıymetli bir elmas olduğu anlaşılır. Bunun üzerine hisse konusunda iki kuyumcu arasında anlaşmazlık çıkar. Derken durum dönemin Kuyumcubaşısına intikal eder. Kuyumcubaşı, her iki kuyumcuya da birer kese akçe vermek suretiyle elması ellerinden alır. Daha sonra durumdan haberdar olan Vezir-i Âzam Mustafa Paşa da böyle bir hazineye sahip olmak ister. Ancak olay Padişah tarafından duyulduğu için, emir verip getirtir. Kısa bir süre sonra, bunun eşi benzeri görülmemiş bir elmas olduğu anlaşılır ve devrin padişahı Dördüncü Mehmet tarafından hazineye alınır.

Gafil-i bî-baht, yani bahtsız ve elindekinin değerinden gafil olan insan. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: dergilerim | Yorum Yok »