Yazan: bence Kasım 27, 2006
• Vahşi hayat belgeselindeki dev cüsseli fakat beyinsiz Afrika mandasını göz önüne getirin.
• Kan kokusuna gelen sırtlanların vahşi ısırmaları ve etlerini parça parça koparmaları karşısında çaresiz kalan manda ne yapıyor?
• Manda gibi bakıyor!
• Geriye kalan, üşüşen akbabalar ve bir kaç kemik.
• Küresel toplum mühendisliğinin sinsi saldırıları karşısında, korunma refleksi olan ulusal toplum mühendisliğinden yoksun toplumlar da, tüm değerlerinin yok edilmesi karşısında vahşi hayat belgeselindeki manda gibi aptal ve çaresiz bakınırlar.
• Geriye sadece çürümüş bir toplum ve devlet artıkları kalır.
• Hastalık üreten küresel yaşam tarzının yol açtığı binlerce sorunu, yine bu sorunları kördüğüm haline getiren küresel gözlük ve anahtarla çözmeye çalışıyoruz.
• Einstein, sağlık ve hayatımızı kilitleyen bu şifrenin formülünü ne kadar da güzel özetliyor; Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »
Yazan: bence Kasım 26, 2006
DÜNYANIN İÇİNDESİN.
Yarı çemberin içindesin. İçinde dünyaya küskünlük var . Yarı çemberin dışındasın. Asılı mı kaldın hayatta? Ya da sıkışık mı kaldın?
Sevinçli vahşi yüreğin ile günahkar yanmış yüreğinin derinliklerinden gelen bunaltı mı geriyor seni? Yoksa yoruldun mu? Bu gün yaşadıkların yordu. Anladım. Sadece bugün yaşadıkların değil. Sıkıntılı günlerden biriydi. Peki. Yok yok tam anlamadım. Bir daha söyler misin? Ruhunu sürgüne mi yolladın? Benliğini yüceltmenin sürgünündesin öyle mi? Azap verici bir gerilimin içindesin.
Konuşmak istemiyorsun. Gerginsin. Bunalımdasın. Ağlıyorsun. Yalnızsın. Kederlisin. Mutsuzsun. Kimse seni anlamıyor. Sen kimseyi anlamıyorsun. Kıyıda köşede kalmış gibisin. Durgunsun. Öfkelisin. Ne yapacağını bilmiyorsun. Ne yapmayacağını biliyorsun. Güçsüzsün. İçinde kötü şeyler olacak korkusu var. Kaygılısın. Heyacan basıyor. Tedirginlik bedenini uyuşturuyor.
Yabani sarılgan bir sarmaşığın hayat ipine sarılması gibi hem kendi benliğinin hem de kötücül benliklerin bencil arzuları ruhuna ve bedenine sarılmış hissediyorsun. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: dergilerim | Yorum Yok »
Yazan: bence Kasım 19, 2006
BENİN, Burkina Faso, Kamerun, Merkezi Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Cibuti, Gabon, Guinea, Fildişi Sahili, Madagaskar, Mali, Moritanya, Nijerya, Ruanda, Senegal, Tago, Tunus ve Fas.
Sıraladığımız ülkelerin en belirgin ortak özelliği sorulmuş olsaydı, belki çoğumuzun aklına gelen ilk cevap “Bu ülkeler Afrika’da yer alıyor” olurdu. Evet doğru. Ama bir ortak özellikleri daha var ki, Afrika’da yer almak kadar belirgin ve ayırt edici: Frankofon ülkeler ailesine mensup olmaları.
Frankofon kelimesin aslı “La Francophonie.” Anlamı kısaca “Fransızca konuşan” demek. Uluslararası camiada “Frankofon Ülkeler” denilince, tıpkı yukarıdaki zikrettiğimiz ülkelerde olduğu gibi, 18 ülkede Fransızca resmî dil olarak kullanılıyor. Ayrıca 57 ülkede Fransızca ya ikinci dil, ya da yaygın olarak kullanılmakta.
Afrika’daki Fransızca konuşulan toplam yerleşim alanı ABD’den daha büyük. Bu ülkelerdeki toplam nüfus ise 254 milyon. Bu rakam ise çeyrek milyar insanın doğrudan veya dolaylı olarak Fransızcayı ortak iletişim aracı olarak kullandıkları anlamına geliyor. Kısaca bu kadar geniş bir alanın ve sayılmayacak kadar çok farklılıkların bulunduğu bir bölgenin ortak paydasını oluşturuyor Fransızca. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: dergilerim | 7 Yorum »
Yazan: bence Kasım 13, 2006

“1991 yılında televizyonda Türk kadınlarının tesettüre dönüyor olduklarını gösteren bir haber izlemiş, çok şaşırmış ve onlar adına üzülmüştüm. İçimden, ‘Zavallılık’ diye düşünmüştüm, ‘kültürleri bu kadınların beyinlerini yıkıyor. Birçok Batılı gibi, İslâm’ın kadınları baskı altında tuttuğuna ve tesettürün de bu baskının sembolü olduğuna inanıyordum. Bundan dört yıl sonra, aynen o baskı altındaki kadınlar gibi giyinmeye başlayınca, kıyafetimin bir dükkanın camekanına yansıyışını gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı tasavvur edebilirsiniz…
Katherine Bullock’un kendi ifadesiyle, ‘önce İslâm’dan nefret etmeyi, sonra ona saygı duymaya başlamayı, sonra ona ilgi duymayı, ve en sonunda onu kabul etmeyi’ içeren manevî yolculuğunda, tesettür ‘kilit nokta’yı oluşturur. İslâm’ı seçmeye karar verdiğinde, Anglo-Sakson kökenlere sahip bir Avustralyalı olarak Toronto Üniversitesi’nde doktora yapmaktadır ve İslâm’dan önce, İslâm’ı seçerken, ve de örtünmeye karar verdikten sonra edindiği izlenimler onu doktora tezini ‘tesettür’ üzerine yapmaya yöneltir.
Dr. Bullock’un Karakalem Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılan Müslüman Kadınları ve Tesettürü Yeniden Düşünmek başlıklı kitabı, onun doktora çalışması esnasında başlayan tesettür araştırmalarının sonuç ve bulgularını bize sunuyor. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: kitap dünyası | 2 Yorum »
Yazan: bence Kasım 10, 2006

Doç. Dr. Ahmet Akgündüz
OSAV
Akgündüz’ün kitabı, diyebilirim ki, Osmanlı’ya bilhassa padişahlarımıza yapılan iftiraların milli vicdandaki üzüntü ve tepkisine tercüman oluyor. Osmanlı’yı bir bakıma yeniden keşfediyor gibiyiz. Osmanlı’nın ta kendisi ve meşru varisleri, çocukları olarak her türlü yeni ve doğru bilgiye muhtacız. Osmanlı’yı iyi ve doğru bilmeden Türkiye’nin geleceğe yürümesi mümkün değildir. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz gibi konularında gerçekten uzman, gayret sahibi, enerji dolu, eline kalem alabilen tarihçilerimizi tebrik ediyorum.
Yılmaz Öztuna, Tarihçi-Yazar
“Osmanlı’da Harem” sadece ciddi bir boşluğu doldurmakla kalmamış maksatlı veya maksatsız yalanların ecdadla aramıza gerdiği perdeye ilmin indirdiği bir kılıç olmuştur. Bu kitapla perde açılıyor, haremin seks; işret yeri değil de, bir hizmet mahilli, eğitim yuvası olduğu karşımıza çıkıyor.
Dr. Mehmed Niyazi Özdemir, Araştırmaca Yazar
Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »
Yazan: bence Ekim 20, 2006
İNSANIN televizyona karşı tepkisiz kalması mümkün değildir. Çünkü insan harici ve dahili şartlarda oluşan dürtülere karşı daima tepki gösterir. Işık gözlerine ulaşır, sesler kulaklarına gelir, kokular burnuna dolar, hava akımı tenine temas eder, ani sancılarla midesi kasılır, idrar mesanesini şişirir, cisimler diline dokunur, salgılar kan dolaşımına boşalır ve hatta düşünceler bile zaman zaman onu etkiler. Her durumda bu dürtüler, algılamaları harekete dönüştüren sinir uçlarını güçlendirir.
Televizyonun sosyal ve psikolojik etkilerinin son yıllarda sıklıkla eleştirildiğine tanık olduk. Fakat bu tartışmalar televizyonun fizyolojik zararlarını göz ardı etmemize neden olmamalı. Son yapılan araştırmalar televizyonun bedenimize yönelik zararlarının çok daha etkili ve kalıcı olduğunu ortaya koyuyor.
Özellikle beyin üzerine yapılan araştırmalar bebeğin doğumundan ergenlik dönemine kadar geçen sürenin çok kritik bir dönem olduğu noktasında birleşiyor. Araştırmalara göre bebekler nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresiyle doğar ve ilk üç yılda bu hücreleri destekleyecek ve besleyecek milyarlarca glia hücresi üretilir. Sinir hücreleri, merkezi sinir sisteminin yaklaşık yarısını kaplar ve diğer yarısı da destek görevli hücrelerce doldurulur. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: dergilerim, sağlık | 2 Yorum »
Yazan: bence Ekim 20, 2006
BATI UYGARLIĞI, insanı reklamlarıyla tüketici yaptı. Bunun için de reklamı yeniden icad etti ve tüketim ekonomisinin en önemli dayanağı haline getirdi. Zamanla, bu sektör, cazip imkânlarıyla insanların en yeteneklilerini kendisine çeken, bilim adamlarına halkın
zayıf taraflarını keşfetmek ve bu noktalardan onları yakalamak için yüksek ücretlerle araştırmalar yaptıran, kitleleri tüketim yarışında hiç soluk almaksızın koşturup durmak için her gün yeni yöntemler keşfeden ve tuzaklar kuran bir muazzam sektöre dönüştü. Bugün reklamsız bir hayat değil, bir gün bile düşünmek imkânsızlaşmış olduğu için, bunun anlamını sorgulamak, onun bize ne verdiği ve bizden neyi alıp götürdüğü gibi sorular üzerinde durmak, aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Veya geçse bile onu zaten hayatımızdan çıkarma imkânına sahip olmadığımız için, bir yararı olmayacağını düşünerek üzerinde durmuyoruz. Zaten, tüketici rolünü benimsemekle, reklamlar tarafından yönlendirilmeyi de peşin olarak kabul etmiş bulunuyoruz. Onun için, bize biçilmiş olan bu rolü sorgulamaya ve kendi hayatımızda yönetimi tekrar ele geçirmeye teşebbüs etmeden önce, başımıza bu büyük çorabı ören mekanizma üzerinde durmamız gerekiyor.
Reklam konusunda yapılacak değerlendirmelerin başında, ortasında ve sonunda, gözden uzak tutmamamız gereken temel bir gerçek vardır: Reklam, bize, ihtiyacımız olmayan şeyi satar. Eğer bir ürün veya hizmet, zorunlu ihtiyaç maddeleri arasında ise, onun reklama ihtiyacı yoktur; insanlar ne yapıp yapıp onu bulurlar. Biz ekmeği veya suyu reklamlarda görerek aramaya başlamayız. Başımızı sokacak bir ev fikrini bizim zihnimize reklamlar sokmaz. Reklam, ihtiyaç olmayan yerde ortaya çıkar ve bizde, muhtaç olmadığımız şeylere karşı, sanki onlara ihtiyacımız varmışçasına arzu uyandırır. Eğer yiyecek gibi ihtiyaç maddelerinin de bolca reklamının yapıldığını görüyor ve bundan, “İhtiyaç maddelerinin de reklama ihtiyacı var” veya “Bizim ihtiyaç maddelerine ulaşmak yahut onlardan haberdar olmak için reklama ihtiyacımız var” sonucunu çıkarıyorsanız, gözden kaçırdığınız bir nokta var demektir: Reklamı yapılan şey, ihtiyacımız olan yiyecek değil, markadır ve işlenerek daha pahalı—ve bazan da zararlı—hâle getirilmiş olan bir üründür. Bir şişe suyu reklamını izlediğinizde, suya ihtiyacınız olduğunu veya bu ihtiyacınızı nasıl karşılayacağınızı öğrenmiş olmazsınız; sadece, belli bir firmanın ambalajladığı ürünü diğerlerine tercih etmek için bir arzu duymaya başlarsınız. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: dergilerim, gazetelerden | 1 Yorum »
Yazan: bence Ekim 6, 2006

Hayykitap‘tan “ACİL” bir kitap
Hayykitap’tan sağlıklı insanlar üzerine oynanan oyunlarla ilgili
çarpıcı (ve sinir bozucu) bir araştırma kitabı: Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: kitap dünyası | Yorum Yok »
Yazan: bence Ekim 2, 2006

* Etkili sunum teknikleri
* Karakter eğitiminde 100 YOL
* Dalgınlığı ölçme testi
* Hz. Muhammed’in özel halleri
* Konsantrasyon nasıl geliştirilir?
* Motive gücü %100 sözler
* Geleceğin 2 mesleği
* Hatalardan pazarlama dersleri
* Tutuşturan konuşma
* 30 tutumda kekemeliğe son
* Karar vermede 9 kesin adım
* En verimli 24 saatin ipuçları
* Konuşma kusurlarına çareler
* Ustalardan 24 ayar taktikler
* Eş seçiminde TEHLİKELİ kişilikler
* Sıra dışı sonuç için bunları yapın!
* Doğru kararın 3 kuralı
* Tutuşturan konuşma
* Takdim konuşması nasıl yapılır?
* İşçi ücretlerinde Mimar Sinanın rolü
* İnşaat işçisi gencin büyük başarısı
* Karar verme sürecinde 9 adım
* Bir yağmur damlasının hikâyesi
* Hayatınızı kim yönetiyor?
* 20 dakikada zekâ testi
Devamı
Yazı kategorisi: dergilerim | 5 Yorum »
Yazan: bence Ekim 2, 2006
TV ekranından kumandaya tek dokunmayla seyredilebilen ev veya işyeri takip ve güvenlik sistemi.
Sıvı tuz, şeker, un.
Yolcuların deniz suyu içinde seyahat ettikleri deniz otobüsü.
Süt, mama ve suyu aynı biberonda toplayan, ayrıca kilit özelliği bulunan ikiz veya üçüz biberon.
Yağmur suyunu yere değmeden depolayıp kullanıma sunan sistem.
Belediye otobüslerinde büfe hizmetleri.
G.B.
Temmuz 2006
Yazı kategorisi: genç beyinden alıntılar | 1 Yorum »