bence…

hayata dair herşey…

Arşiv 'sağlık' Kategori


Silikonlu kemik torbası zulmü

Yazan: bence Mayıs 31, 2007

Bugünkü güzellik anlayışı için “kadınlara verilmiş modern çağ cezası” demiş idim..

Hangi suçun cezası olarak peki? Özgürleşmesinin cezası olarak..

Madem bin yılların değer yargılarına karşı çıktın, madem dedin ben yarım değil tam akıllıyım, madem dedin ben erkeklerle eşitim, e işin kötüsü de öyle olduğunu da kanıtladın, e o zaman nasıl vuracağız seni? Nasıl yok edeceğiz kendine güvenini? Nasıl bitireceğiz seni?

Sana ha bire “yeterince güzel değilsin” baskısı uygulayarak..

Nedir bugünkü güzellik anlayışı?

Aklı başında sağlıklı bir kadının sahip olması imkansız bir takım ölçüler..

Daracık kalçalar, iri ve dimdik memeler, geniş omuzlar, incecik bacaklar, incecik kollar, çökük yanaklar.. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, gazetelerden, sağlık | Yorum Yok »

Yaşasın tereyağı!

Yazan: bence Şubat 17, 2007

Takke düştü, margarin göründü, bir nesil margarinle çürüdü! Artık gönül rahatlığıyla tereyağı yiyebilirsiniz. Kalp hastalarına uzun yıllardır yasaklı tereyağı aklandı! Kalbe zarar veren asıl suçlu ise teşhis edildi.

iyibilgi özel

Hangi yağ daha sağlıklı? Bitmek bilmeyen bir tartışma bu. 90 yaşına kadar kuyrukyağı, tereyağı yiyen dedelere mi inanmak lazım, hayvansal yağlar kolesterol yapar diyerek doktorları, dernekleri dahi etkilemiş olan margarin lobisine mi?

Margarin kuşağı

Türk mutfağı uzun yıllardır margarin istilası altında. Margarinin ülkemize giriş hikayesi 28.03.2004 tarihli Sabah gazetesinde şu sözlerle anlatılıyor: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 2 Yorum »

Soya fasulyesi “fos” çıktı

Yazan: bence Ocak 26, 2007

Sağlıklı beslenme adına soya sütü içmeye, soya peyniri yemeye başlayanlar! Uzakdoğu’nun mucize besini soya fos çıktı. Gıda endüstrisinin yazdığı soya masalının detaylarını öğrenmek için okuyun!

Daha sağlıklı yaşamak isteyenlere her gün yeni bir alternatif sunuluyor. Bir gün soya sütü moda oluyor, bir gün köpek balığı kıkırdağı. Birdenbire ortaya çıkan bu mucize gıdalar bazı yazarlar, gazeteler ve diyetisyenlerden büyük destek görüyor. Adeta kamuoyu oluşturuluyor. İnsanlar daha önce hiç tanımadıkları bu ürünleri gözü kapalı satın almaya başlıyor. Satışlar artıyor…

Bu senaryo birçok “yeniyetme mucize” gıda için geçerli ama bugünkü konumuz soya. Serkan Yimsel’in Hayykitap’tan çıkan “Doğru Beslenmeyle İlgili Yanlış Bildiklerimiz” kitabının bir bölümü soyaya ayrılmış. Bakın Serkan Yimsel, “mucizevî gıda soya” için neler yazıyor:

Soya endüstrisi nasıl ortaya çıktı? Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: kitap dünyası, sağlık | Yorum Yok »

Türkiye’nin hastalığı: Metabolik Sendrom

Yazan: bence Ocak 25, 2007

• Şişman insan sayısı ülkemizde 10 yıl içinde iki kat artarak 11 milyon oldu. Şişmanlık, hareket azlığı ve aşırı beslenme zemininde gelişen şeker hastası sayısı, 1990 yılında 1 milyon iken, şimdi gizli şekerle birlikte 5 milyonu aştı. Erişkin nüfusun 15 milyonu yüksek tansiyon hastası. Zaman zaman tansiyonu yükselen 21 milyon kişi ise sırada bekliyor. Hastalık üreten bu yaşam tarzının sonuçları milli felaket gibi. Sanki sinsi bir soykırımla karşı karşıyayız…(1)
• Her yüz bin erişkin erkek nüfusta koroner kalp hastalıklarından ölüm oranı, Kore ve Çin’de 50 iken Türkiye’de 650! Yani ülkemizde 13 misli fazla. Kalp hastası sayısı ise 3 milyon. Önümüzdeki 10 yıl içinde önlem alınmazsa, 3 milyon insanımızı bu sinsi savaşta kaybedeceğiz.
• Sağlık Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi işbirliğiyle yurt çapında yapılan araştırma ise; bir yıl içinde hayatını kaybeden 430 bin kişiden 372 bininin, yaşam tarzını değiştirmediği için öldüğünü gösterdi. Türkiye’de sağlığa dikkat edilse toplam ölümlerin yüzde 86’sı önlenebilir.
• Bu felaketin bataklığı olan Metabolik sendrom ise giderek artıyor. Metabolik sendrom, özellikle göbek çevresinde olmak üzere vücudun yağlanması sonucu tansiyon, kan şekeri ve zararlı yağların yükselmesi ve yararlı HDL’nin azalmasını içerir.
• Türkiye’de metabolik sendrom sıklığını araştıran METSAR çalışması, felaketin gelişimini ve boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu araştırmaya göre(2), metabolik sendrom görülme oranı; 20-30 yaş arasındaki kişilerde % 10 iken, yaş ilerledikçe inanılmaz derecede artarak, 60-70 yaş arasındaki erkeklerde %61’e, kadınlarda ise % 75 oranına çıkmaktadır. Metabolik sendrom aşağıdaki belirtilerden üçünün olmasıdır. Belirtilen bu risk faktörlerinden üçünün olması halinde kalp damar hastalığından ölüm riski 3.5 kat artar. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: sağlık | Yorum Yok »

Evdeki kimyasal silahlar:Poşet çay ve damacana

Yazan: bence Ocak 25, 2007

Hayatımızı kolaylaştıran birçok ambalaj aslında insan sağlığı için büyük tehlike oluşturuyor. Zımba teli bulunan poşet çaylar, yıpranmış damacanalar kansere yol açabiliyor. Radyokimyager Dr. Memduh Sami Taner evimizdeki tehlikeleri anlattı. 07.01.2007 tarihli Vatan-Pazar’da yayınlanan bu haberi Türkan Hiçyılmaz yapmış. Mutlaka okuyun.

Metal zımbalı poşet çayları içmeyin

Poşet çaylar çok pratik. Bu yüzden de kullanımı hızla artıyor. Ancak dünya zımba telli poşet çayları terk etmesine rağmen (zımba yerine poşete, ip doğal yapıştırıcı ya da dikiş ile tutturuluyor) Türkiye’de hâlâ metal zımbalı poşet çayları satılıyor. Bu insan sağlığı için çok tehlikeli. Çünkü metal zımbalı poşet çay, sıcak suyun içine girdiğinde ve uzun süre bekletildiğinde, çay poşetindeki metal çözünüme uğruyor. Bu da vücutta metal birikimine yol açıyor. Vücutta biriken ağır metal iyonları karaciğer, beyin, akciğerde çeşitli sorunlara ve kansere neden oluyor.

Özellikle limonlu çay içenler kesinlikle metal zımbalı poşet çay kullanmamalı. Çünkü limon asit özelliğinden dolayı metalle tepkimeye girip metalin çözülmesine ve vücuda daha fazla metal yüklenmesine neden oluyor. Poşet çayları alırken ya da kullanırken dikkatli olmak gerekir. Dokunduğunuzda naylon hissi veren metal zımbalı poşet çayları almayın. Onun yerine lifli, doğal malzemeden yapılan, ipi dikişle ya da yapıştırılarak tutturulmuş çayları tercih edin. Önce şekeri atın. Çünkü şeker suyu soğutacak ve metalin çözülmesini engelleyecek. Su mümkün olduğunca ılık olmalı. Ve metal zımbalı poşet çay su içerisinde en fazla iki dakika bekletilmeli. Aslında salt bitkiyi suda kaynatarak hazırlamak en sağlıklı yoldur. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »

İnsanın kronobiyolojisi yani 24 saati

Yazan: bence Ocak 24, 2007

Hem ruh hali hem de vücut ısısı, tansiyon, kalp atımı, hormonları sürekli değişim halindedir. Sabah 6′da vücudunuz uyanır ve hormon salgılar. Peki, sonra? İşte insanoğlunun saat saat yaşadığı değişimin açıklaması.

En tutarlı saydığımız insanların bile 24 saatte 24 kez yaşadığı bu olağanüstü duruma; biyologlar, doktorlar ve farmakologlar kronobiyoloji adını veriyorlar. İşte insanoğlunun saat saat yaşadığı değişimin açıklaması.

06.00
Kortizon salgılamasıyla organizma uyanır. Bu uyanma vücut için kendini yavaş kalkmaya hazırlama işaretidir. Metabolizma hareketlenir ve o günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır olur.

07.00
Vücut hâlâ zayıf bir safhadadır. Bu nedenle bu saatte spor yapmaktan kaçının. Çünkü kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenmiş olursunuz. Spor yerine güzel bir kahvaltı edin, çünkü sindirim organları bu saatte iyi çalışır. Karbonhidratlar bizim için yararlı olacak enerjiye çevrilir (Geceleri ise yağlar). Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »

KİMYASAL MADDELER HAYATIMIZI TEHDİT EDİYOR

Yazan: bence Ocak 13, 2007

images1.jpeg

Çoğumuz evlerimizin “tertemiz”, “mikropsuz” olması için çeşitli kimyasal maddeler kullanıyoruz. Tuvalet ve fırını temizlemek için asit, banyoyu dezenfekte etmek için fenol, mobilyaları cilalamak için damıtılmış petrol ürünleri, çamaşırlarımızı beyazlatmak için klor ve evlerimizi temiz tutmak için çeşit çeşit diğer zehirli kimyasal maddeler… bu sıralama böyle uzayıp gidiyor…

Günlük yaşamda kullandığımız ürünler 50 bin’in üzerinde kimyasal madde çeşidini içeriyor ve her yıl bunlara yüzlerce yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.

Bu ürünlerin büyük kısmı doğrudan kanalizasyona akıp sonunda da su sistemlerimize karışıyor. Sözünü ettiğimiz kimyasallar, sonunda “fazla yüklenme” olasılığı oluşturarak vücudumuzda depolanıyor ve zehirli olma düzeyine ulaştığında çeşitli hastalıklara yol açıyor. (Kronik yorgunluk sendromu, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi.)

Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, teneffüs ettiğimiz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »

Her Şey İlk Kadehle Başlar

Yazan: bence Ocak 4, 2007

images2.jpegHERKES çok içki içmenin vücuda zararlı olduğunu kesinlikle kabul eder. Ancak bazıları; “Evet, şüphesiz içki içmek zararlıdır. Ancak bu çok fazla içilirse meydana gelir. Az içilirse zararı olmaz” derler. Böyle söyleyenler ve buna inananlar, ancak kendilerini aldatırlar. Bugün kesin deliller göstermiştir ki, içki az miktarda da alınsa, kesinlikle vücuda zararlıdır. Hatta beyin hücrelerinde ve vücudun diğer taraflarında bulunan hücrelerdeki tahribat ilk alınan içki ile başlamaktadır.

Alkolün vücuttaki akıbeti

Bir yudum bira veya şarap içen bir şahsa en çok tesiri olan unsur, içkinin yapısında bulunan ve suda çok çabuk eriyen etil alkoldür. Etil alkol o kadar süratle erir ki, içilen her yudum alkolün bir kısmı, daha yutmadan önce, dil ve diş etleri arasından doğruca kana karışır. Alkolün geri kalan kısmı da ne parçalanır, ne de normal yiyecekler gibi hazmolur. O da mideden ve ince bağırsaklardan süratle kana karışır. Alınan alkolün kalın bağırsaklara geçişi pek enderdir. Bu emilme o kadar çabuk olur ki içki ile doldurulan bir midedeki alkolün % 9O’ı, bir saatte kanın içerisindedir. Kanda erimiş olan alkol, kısa bir zamanda vücudumuzdaki bütün organlara, bilhassa beyin gibi yüksek su ve kan içeren organlara gider. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: demedi demeyin, sağlık | 1 Yorum »

Alzheimer’a karşı havuç kürü

Yazan: bence Kasım 21, 2006

Üniversitede aldığı kimya eğitiminden sonra, Avusturya Graz Teknik Üniversitesi’nde doktorasını yapan, 1987′de doçent, 1994 yılında da profesör olan İbrahim Saraçoğlu, Karl Franz ve Viyana Teknik üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

- Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, uyguladığı taze sıkılmış havuç suyu kürü ile Alzheimer’ı yüzde 30 oranında iyileştirdiğini belirtiyor

- Taze sıkılmış havuç kürünün yüzde 30 oranındaki tedavi gücü, Alzheimer hastalığının başlangıç evresinde olanlar için geçerli

- Prof. Saracoğlu, “Hastalığının son evresinde olanlarda da, hastalığın ilerlemesinin belirgin bir şekilde durdurduğu gözleniyor” diyor

————–
Bitkilerin barındırdığı ve insan sağlığını etkileyen aktif maddeler üzerinde yaptığı çalışmaları uluslararası alanda kabul gören Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, çok önemli bir çalışmasının sonuçlarını yine ilk kez Tempo dergisine açıkladı. Prof. Dr. Saraçoğlu, uyguladığı havuç kürü ile Alzheimer’ı yüzde 30 oranında iyileştirdiğini belirtti. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: gazetelerden, sağlık | Yorum Yok »

Grip aşısı yaptıralım mı?

Yazan: bence Kasım 16, 2006

Hep aynı hikaye. Sonbahar başladıktan sonra gazeteler ‘gripten dünyada su kadar kişi ölecek şeklinde’ grip ile ilgili haberler ile dolmaya başladı. Tabii aynı gazetelerde grip aşılarının boy boy reklamları da var. Eczanelerin camekanları “Yeni grip aşısı geldi” ilanları ile doldu. İsteyen kişi hekime danışmadan eczaneye giderek aşı olabiliyor. Dostlarımız, akrabalarımız ve hastalarımız her yıl bıkmadan hep aynı soruları soruyorlar. “Grip aşısı olalım mı?”, “Grip aşısının zararı var mı?”, “Grip aşısı Alzheimer hastalığı yapabilir mi?” , “Grip aşısı otizme yol açabilir mi?”, “Grip aşısı kanser yapar mı?”

İsterseniz konuyu sorulu cevaplı bir şekilde irdeleyelim. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: sağlık | 15 Yorum »