bence…

hayata dair herşey…

Kamusal Alan Şımarıklığı!

Posted by bence Eylül 2, 2006

EVİNİZDE, SİZE NORMAL davranılmasını istemiyorsunuz. Size övgüler yağdırılması hoşunuza gidiyor. Size hizmet edilmesi, büyülüyor sizi. Eleştiriden hoşlanmıyorsunuz. Gözünüzdeki merteği, görmek istemiyorsunuz.

Erkek iseniz, iş arkadaşlarınızın sizi övdüğü gibi, evinizde övülmek istiyorsunuz. İşyerinizde patron iseniz, çalışanların size hizmet ettiği gibi, eşinizden hizmet bekliyorsunuz. Yardımcıların sizi övmesi gibi, eşinizden övgüler bekliyorsunuz.

İş yerlerinizde, çalışma arkadaşınızın size davrandığı gibi, ailenizden ilgi bekliyorsunuz. İnsanların size ilgi göstermesini ve sizi övmesini bekliyorsunuz. Aynı övgüyü evde de eşinizden bekliyorsunuz. Evinizde size övgüler yağdırılmadığında, kendinizi ilgisiz hissediyorsunuz. Kimsenin size ilgi göstermediğini düşünüyorsunuz. Dışarıda sizi şımartan şeyleri, evinizde de bekliyorsunuz. Meğersem, sizi dışarıda şımartacak derecedeki ilgiyi evdekilerden bekliyormuşsunuz. Dışarıdakiler kadar ilgiyi bulamayınca da kendinizi ilgisiz hissediyorsunuz.

İlk gençlik yıllarında, dışarıda sizi çağıran sayısız cazip şeyler bulabilirsiniz. Dışarıdaki cazibe, sizi kendisine çağırıyor, size övgüler yağdırıyor, hatta şımartıyor, sonra da sizden övgüler bekliyor. ‘Dışarı’nın şımartan cazibesi, ilginizi çekiyor. Eve gelip de aynı ilgiyi anne ve babanızdan görmüyorsanız, onların sizi sevmediğini düşünüyorsunuz. Sizi dışarıda şımartan şeyler, anne babanızın ilgisini çekmeyen şeyler. Ama siz, evde de şımartılmak istediğiniz için, anne babanızın sizi şımartmamasına içerliyorsunuz.

Alışverişte üzerinizde bir elbise deniyorsunuz; satıcı, size, bu elbisenin çok yakıştığını söylüyor, gururunuzu kabartıyor, iyice bir şımarıyorsunuz. Hatta sizi daha fazla şımartmak için, bazı iş yerlerindeki tezgahtar bayanların size elbise biçtiğini görüyorsunuz. Ve bundan zevk alıyorsunuz. O sizi takdir ediyor, sizi bilerek şımartıyor. Evinizin dışında da size bazı şeylerin yakıştığını söyleyenlerin var olması hoşunuza gidiyor. Evde tatmin edemediğiniz şımarma isteğinizi, dışarıda telafi ediyorsunuz. Eve geldiğinizde, anne ve babanız veya eşiniz, aldığınız elbisenin, gerçekte size pek yakışmadığını söylese de, siz onlara inanmıyor, dışarıdaki övgünün esiri gibi davranıyorsunuz. Onlar size gerçeği söylüyor, sizi şımartmıyorlar. Ama siz bundan hiç zevk almıyorsunuz. Ve şımarmak istiyorsunuz.

Sokağa çıktığınızda, sokakta, kendisinden geçmiş, sayısız şımarık görüyorsunuz. Siz de şımarmak istiyorsunuz. Helalle yetinmiyorsunuz. ‘Harama girmeye lüzum yok’ diyemiyorsunuz. Sanki diliniz tutuluyor, günahların lezzeti, verdiği ıstırabı gölgeliyor. Nefsinize hakim olamıyorsunuz. Ellerinize batan dikenler, kanattığı halde elinize, gözünüze ve kalbinize hakim olamıyorsunuz.

Her yerde tesettürden söz ediyorsunuz. Ama, tesettürsüzlere bakmadan geçemiyorsunuz. Gözlerinize tesettür perdesi çekemiyorsunuz. Sanki gözlerinize hakkı görecek perdeler çekiyorsunuz. Sanki tesettürsüzlük, gözlerinize perde oluyor. İradenizi elinizden alıyor, hakkı nefsinize kabul ettirmekte sebatınızı kırıyor.

Dışarıda sizi şımartan şeyler olduğunu düşünüyorsunuz. Ama şımarmaktan da hoşlanıyorsunuz. 40 yaşına gelseniz de 50 yaşına gelseniz de hala şımarmak istiyorsunuz. Yaşınız seksenlere geldiğinde bile, birinin ‘Ruhunuz hala çok genç’ demesinden haz alıyorsunuz. Seksenlere gelmesine rağmen, hala evlilik yapabilenlere şaşmıyorsunuz. Adama hak veriyorsunuz.

Kadın iseniz, iş hayatında, size yapılan övgüleri doğru zannediyorsunuz. ‘Aman efendim! Bu gün ne kadar güzelsiniz!’ sözlerini gerçek zannediyorsunuz. Ve bu sözü herkesten bekliyorsunuz. Bu beklentinizi ifade etmeyenleri sevmiyorsunuz, uzak duruyorsunuz bu tiplerden. İnsanların size olan ilgisine kendinizi kaptırıyorsunuz. Sizi eleştirenleri sevmiyorsunuz, hep de sizi yüceltenler gözünüzde büyüyor.

Eşinizle birlikte alışverişe gittiğinizde, satıcının, sizi hedefleyerek konuştuğunu biliyor ama buna aldırış etmiyorsunuz. Hatta bunu hissederek zevk alıyorsunuz. Adam sizi övüyor, siz ise bu övgüyü gerçek zannediyorsunuz. Eşinizden beklemediğiniz övgü dolu ifadeleri, dışarıdaki insanların size karşı sarfettiğini düşünüyor ve onların sizi eşinizden daha çok taktir ettiğini düşünmeye başlıyorsunuz. Gittiğiniz mağazalardaki birkaç satıcı, pazarlamacı, eşinizi ikna etmekten çok sizi ikna etmeye çalışıyor. Ve sonunda alışveriş işi, hanım işi haline gelmiş oluyor.

Alış veriş işinin hanım işi olduğuna o kadar ikna olmuş erkek var ki, bir çok yerde erkeğin sesi soluğu çıkmıyor. Siz ne derseniz o oluyor. Yanlışlıkla, sizden, bu işi pek de beceremediğinizi söylerlerse de ‘sen ne anlarsın bu işlerden’ zılgıtını cümle alem içinde çekersiniz. Daha fazla zelil ve rezil olmak istemeyen muhatabınız da sesini soluğunu keser ve sizin verdiğiniz kararları uygulamak için acele eder.

Sokağın her köşesi sizin için hazırlanmış. Çarşıda, pazarda her şey, siz düşünülerek ayarlanmış. Yürüdüğünüz çarşıda, mağazaların çoğu sizin için açılmış, ekonominin belkemiğini oluşturan kuyumcular size çalışıyor ve sizi memnun etmek için uğraşıp didiniyor. Her türlü iç ve dış giysileriniz, siz göresiniz diye, sokağın uluorta yerine dizilmiş, iç çamaşırlar vitrinlerden dışarı fırlamış.

Siz güzelliğinizden bir şey kaybetmeyesiniz diye, her taraf kozmetikle dolu, kozmetik alamıyorsanız, uğraşmak istemiyorsanız, bütün güzellik salonları emrinize amade olmuş durumda. Size özgüven sağlamak ve sizi şımartmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Reklamların her köşesinde siz varsınız. Sanırsınız ki, reklamı yapılan ürün tanıtılıyor. Gerçekte ise, siz varsınız reklamın her köşesinde. Eğer kocalarınızı ikna edemiyorsanız, bırakınız kamusal güce sahip olan reklamlar sizin yerinize onları ikna etsin. Hem böylece erkeklerin dilini de çözer, baskısından da kurtulursunuz. Hem ‘biraz şımarmaktan ne çıkar ki!’ diyorsunuz. Ve ‘günaha çağrı’nın, sonu olmadığını unutuyorsunuz.

‘Bırakın! Sizi biraz şımartalım!’ diyen reklamları seyretmekten kendinizi alamıyorsunuz. Sizi şımartanlara övgüler yağdırıyorsunuz.

Kadın erkek, çocuk, kim olursa olsun, kamusallığın gücüne karşı, özel alanınıza sahip çıkamazsanız, bütün ‘özel’liğinizi yitirirsiniz. Evlerinizi, özel alan olmaktan çıkarıp, kamusal alanın tüketim yerlerine dönüştürürsünüz.

Kamusal alanın şımartan cazibesi etrafınızı sarıyor. Aklınızı başından alıyor. Kamusal alanın sizi şımartmasına müsaade ediyorsunuz. Aynı şımarıklığı evde, aile hayatında, hayatın gerçekleriyle yüzleştiğinizde göremediğinizde sorun çıkarıyorsunuz. Kamusal alandan beklentilerinizi, evinizde arıyorsunuz. Bulamayınca da tekrar kamusalın kucağına düşüyorsunuz.

Bütün restoranlar, parklar, bahçeler, eğlence mekanları, alışveriş mekanları, aile hayatınızın özel alanından, kamusal alana kaptırdığınız mekanlardır.

Zaman, bunları geri alma zamanıdır. Aksi halde, kamusal alan, size hiçbir özel alan bırakmayıncaya kadar kanınızı emmeye devam edecektir.

Ahmet Nazlı
Karakalem

Reklamlar

2 Yanıt to “Kamusal Alan Şımarıklığı!”

  1. Suat Öztürk said

    Merhaba “Bence”,

    Blogunuza Siyahî’den yönlendim.

    İçki konusunda çok güzel bir yazı aktarmışsınız. Sağolun.

    Ahmet Nazlı’nın yazısı da çok iyi..

    Saygılar..

  2. bence said

    Şeref verdiniz efendim.

    Bir parça faydam olabildiyse ne mutlu.Tekrar beklerim.

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: