bence…

hayata dair herşey…

MEDYA KADINA BUYURUYOR; KENDİN OLMA BAŞKASI OL

Posted by bence Eylül 4, 2006

FADİME ÖZKAN’IN EDİBE SÖZEN’LE YAPTIĞI SÖYLEŞİ

20rop2.jpg

Televizyonunuzu açtığınızda, gazete sayfalarını çevirdiğinizde iki uç arasında seyreden bir kadın profili ile karşılaşırsınız. Ya sabah kuşağı programları başta olmak üzere eğlence programlarında göbek atan, mendil sallayıp hayal çeken kadın ya da başına gelenleri ağlayarak anlatan “kader kurbanı”, “zavallı” kadınlardır gördüğünüz. Bir de tüketim ve cinsel özgürlük başta olmak üzere “model” olarak sunulan bakımlı, gösterişli, bedenini sergileyen, gösteri dünyasından kadınlardır medyada en çok yer kaplayanlar.

Medyada, kadın bedeni üzerinden yürütülen cinsiyet politikasının bir uzantısı olarak, erkekler haber ve tartışma gibi ‘ciddi’ programları, kadınlar dizi ve eğlence gibi ‘hafif’ programları seyreder gibi bir algı yerleşiktir.

Haber bültenlerinde ve gazetelerin üçüncü sayfalarında ise töre cinayetleri, fiziksel ya da duygusal şiddet nedeniyle haberin öznesi olmuş mağdur kadınlar vardır en çok. Bir de güzellik ve estetik merkezli haberler de görünümünden başka derdi kederi olmayan kadınlar. Sokaktaki, evdeki, şehirdeki, taşradaki kadın, çalışan kadın ve sorunları sıra dışı bir şey olmadıkça pek görünmez medyada. Başörtülü kadınlar yasak merkezli haberlerin dışında hiç görünmez.

Peki neden böyledir? Medya çalışanlarının yarıya yakını kadın olmasına rağmen medyadaki kadın temsilinin böyle olmasının nedenleri nelerdir? Medyada kadın temsilini İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Edibe Sözen ile konuştuk.

* * *

Siz daha önce Amerika’da Wisconsin Üniversitesinde, sosyal temsil konusunda çalıştınız. Medyada kadın nasıl temsil ediliyor?

Medya Takip Merkezi’nin 2005 yılında, kadının haberlerde hangi özelliklerle yer aldığını anlamak için 23 ulusal televizyon kanalı ve 800 üzerinde dergi, ulusal ve yerel gazeteyi takip ederek yaptığı bir çalışmaya göre yüzde 28’lik bir oranla ilk sırada töre cinayetleri ve toplumsal sorunlar var. İkinci sırada yüzde 21’le kadına yönelik şiddet ardından yüzde 8’le genel kadın sorunları, yüzde 7’le boşanma, yüzde 5’le cinsel taciz ve tecavüz geliyor. Başarılı kadın haberlerinin oranı ise yüzde 12. Toplumun kadın gerçeği medyada çok iyi temsil edilemiyor ne yazık ki.

Neden böyle bir temsil sorunu var?

Psikolojik sosyolojik faktörlere baktığımızda sözel kültürde yer alan kadının yazılı kültürde çok net olmadığını ve bunun görsel kültüre de iyi bir biçimde aktarılamadığını görürüz. Kadın konusunda araştırmalar olmasına rağmen kadına dair bilgimiz az. Ayrıca biz kültürel kodlar içindeki kadını tam çözebilmiş değiliz. Sonuçta yayıncılık bir kod çözümüdür. Bir diğer neden de medya çalışanlarının zihninde şekillenmiş olan kadın imajı. Kadın o yüzden sadece görüntüye indirgenmiş durumda. Medyada kadının temsili düşük profilli bir temsil o yüzden. Kült erkekçi bir bakış açısı var çünkü medyada. Bu yapıda kadınlar da yer almasına rağmen kadın duyarlılığı bu yapıyı bir türlü aşamıyor.

Kadının karar mekanizmalarında yer almıyor olmasından kaynaklanan bir sonuç bu.

Bu başat sorunlardan biri. Kadınlar karar mekanizmalarında olsalar bile birer erkek gibi rol aldılar. Kadınlar kararlarını erkeksi olmak koşuluyla gerçekleştirdiklerinde daha başarılı oldular, yolları açıldı.

Türk basın tarihinin ilk kadın genel yayın yönetmeni Nurcan Akad oldu. Akşam gazetesinde göreve başlar başlamaz “arka sayfa güzeli”ni kaldırdı Nurcan Akad.

Türkiye’de son 80 yılda popüler kültür artıyor ve yaygınlaşıyor. Yüzyılın başında yaşanan sosyo-kültürel travma kültürel kodlarda da bir kopuşa neden oldu. Cumhuriyetle birlikte bir takım kültür politikaları denendi. Bu politikalar da hep popüler kültür üzerine odaklandı. Kültürden çok medeniyet ön plana geçirildi.

Medyanın nesneleştirdiği ilk kadın: Kerime Halis

Bu kadın temsilini nasıl etkiledi?

1929 yılında Cumhuriyet gazetesi -ki Cumhuriyetin yarı resmi gazetesi olarak da adlandırılabilir- bir güzellik yarışması düzenliyor. Bu yarışmaya Balıkhane Nazırı Mehmet Tevfik Beyin torunu Feriha Tevfik kraliçe seçiliyor. Ve 1933’te de Kerime Halis dünya güzeli seçiliyor. Bu olağanüstü gün şerefine Cumhuriyet gazetesi renkli baskı yapıyor. Kadının ilk temsilini böyle görüyoruz. Çok ciddi bir yayın organında, çok ciddi bir süreçte ortaya çıkarılan kadın portresi popüler kültürün nesneleştirdiği bir kadın portresi.

Sonraki yıllarda nasıl yaşandı medyada kadın temsili?

Her on yılda Türkiye’de bir değer değişimi yaşanıyor. 1940’larda kadın modası erkeğe benzerlik üzerinden kuruldu. Kısa saçlar, ala garson kesimli elbiseler, dize kadar kısalan etek boyları, asker kostümleri, bahriyeli kıyafetleri giyiliyor. Hatta kravat takmak moda oluyor. Kalçasız düz göğüslü kadınlar öne çıkarılıyor.

1950’lerde büyük bir göç dalgasıyla birlikte arabesk kültürü artıyor ve yeni bir kadın tiplemesi doğuyor. 1960’larda öğrenci olayları nedeniyle, Batıdan da esinlenilen bohem kültürle birlikte kadınlar yine erkeğe benziyor. 1970’lerde ideolojik temsillerle birlikte yazılı basında devrimci sol kadın tiplemesi baskın oluyor. 80’lerde ise liberal dönüşüm ve kamusal alanlardaki göreceli artışla beraber Papatyalar geliyor mesela gündeme. Belli cemaatlerin kadınları temsil imkanı buluyorlar. 80’ler biraz daha çeşitlenmenin yaşandığı bir dönem. 90’lar ise kadının tam anlamıyla tüketimin nesnesi haline getirildiği bir dönem. Kadın olma bilinci, siyasi talepler bir tarafa itilmiş, dergiler gazeteler ve televizyonlar aracılığıyla kadına hedeflenmiş bir tüketim dönemi başlıyor.

Özel televizyon kanallarının bu yıllarda açılmış ve yaygınlaşmış olmasının katkısı da büyük değil mi bu dönemde?

1990’lar depolitizasyon sürecinin yerleştiği, toplumsal katılım paylarının azaldığı bir dönemdir. Karnavalvari bir ülke inşa ediliyor. Bu bir renklenmeye yol açıyor ama bilboardlarda, reklamlarda büyük bir artış yaşanıyor. Kamusal alanın genişlemesi beklenirken bu yeri reklam dünyası aldı. Bu da tüketici davranışını belirli hale getirdi. Bu dönemde kadın ve cinsellik ile çocuklar tüketimin birincil unsuru olarak kurgulandı. Kentsel alanda bir ihtiyaç, alışkanlık da ortaya çıkı. Kadınlar illa kadın dergilerini okumak zorunda hissettiler kendilerini. Bütün bunlar mücadele vermeden bir özgürlük alanı sundu kadına. Kadın tükettiği anda kendini özgür hissetti. Kadın alışverişe gitmek de özgürdür ama başka bir yere gittiğinde özgürlüğü sınırlanır.

Bundan sonra başlaması gereken, beklenen süreç ne?

Bir eleştiri süreci. Ama halen daha ona geçmiş değiliz.

Medyada görünür olmak da prestij kazanmanın bir yolu haline geldi bu dönemde.

Enteresandır. Aydın Doğan medyası ortaya çıktıktan sonra Aydın Doğan’ın bir demeci var: “Ben herhangi bir ürünü mesela bir buzdolabını mükemmel şekilde üretseydim bile medyadan kazandığım prestiji hiçbir şekilde sağlayamayacaktım” diye. Çünkü medya hem prestij, hem tüketim, hem eğlence aracı haline geldi. Sanal dünya gerçek dünyadaki boşlukları bir şekilde kapatmaya başladı.

Kadının medyada temsilinde sorun var, bu düşük profilli bir temsil diyorsunuz. Ama öte yandan da özel televizyonlarda günün hemen her saatinde, her kanalda göbek atan, mendil sallayan kadınlar var. Ekranda aslında bir kadın hakimiyeti var.

Görsel medyanın formatı kamu olayları, eğlence dünyası ve haber dünyası üzerine kurulu. Bu formatın dışındakiler aksesuardır. Bahsettiğiniz kadın programları ya da kadın sorunlarını çözmek isteyen programlar aksesuar niteliğindedir.

Toplumsal dönüşümle birlikte medyada görünen kadın modeli şehirli, tüketen, cinsel özgürlüğünü kullanan, bakımlı bir kadın. Medyanın bu kadın modelini sunarken kullandığı dil nasıl bir dil?

Bu kadın dilini dönüştürücü bir dil değil. Emredici, buyurgan bir dil. Kadınlar bu dile ortak olamıyorlar ancak edilgen biçimde hizmetine giriyorlar. Mesela bir ses kadınlara sürekli şöyle sesleniliyor: “Bu ürünü kullanırsan on günde zayıflayacaksın.”

Ekrandakiler sokakta

Baudrillard Amerika adlı kitabında şöyle diyor: “Ekrandan Amerika’yı görürsünüz. Sokağa çıktığınızda da ekranı görürsünüz.” Türkiye’de de böyle bir süreç yaşanıyor sanki. Sokaktaki kadınlar artık birbirine çok benziyor. Giyim, saç rengi, makyaj, hatta estetik ameliyatların artışı ve ucuzlamasıyla aynı yüz. Kadın programlarına seyirci olarak gelen kadınlarda da aynı şey var. Stüdyo ekrandan gördükleri kadınlar gibi giyinip süslenmiş ama asla benzer bir hayat sürmeyen kadınlarla dolu.

Bu toplum başkası olmaya özendirilmiş bir toplum. Bu Cumhuriyetin başından beri uygulanan bir politika. “Kendin olma başkası ol” politikası. Bu başkası her on yılda bir değişiyor. Çağımızda insan büyük bir seyyalite halinde. Kişi kendisi gibi mi yaşayacak başkası gibi mi? Bu büyük bir ikilem. Kendi dili, kültürü, inancı gibi yaşamak istiyor ama böyle bir imkan yok. Dünyada kadınların kendileri olmaları konusunda müthiş bir çaba var. Bizde ise tersine bir çaba var. Buradaki kedin değil başkası olmaya endekslendiği için tüm çabalar, ekranın büyüsüyle de kadınlar ekranda gördükleri gibi olmak istiyor. Kendisi olduğunda değerli görülmediği için kendinden memnun değil. Ancak ekranda gördüğü gibi göründüğünde statü sahibi ve değerli olabileceğini düşünüyor.

Kendisi olmayı başarabilecek, kadınlar üzerinde kurulan baskıya direnebilecek güçte olması beklenen kadınlarda da var ama böyle bir boyun eğiş. Birkaç gün önce bir televizyonda alanında uzman bir kadın vardı ve yüzü tamamen estetikliydi. Burun hokka gibi, elmacık kemikleri çıkartılmış, kaşlar kaldırılmış, dudaklar silikonlu. Bu beni dehşete düşürdü. Bundan geri durmak mümkün değil mi?

Evet bu bir dayatma ve genel bir sorun ama kadınlar daha çok yaşıyorlar çünkü sosyal bir şizofreni içindeler. Sistem kadının daha genç, daha güzel, daha ince olmasını istiyor. Buyurulan gibi olmak isteyen kadın sayısı arttıkça yeni yeni sektörler ortaya çıkıyor çünkü. Sağlık, güzellik merkezleri, estetik cerrahı gibi. Bunun dışına çıkacak bir gücü yok kadının. Bedenin de ön plana geçtiği bir yüzyıl bu.

Ekranda gösterilen hayata özenen, sunulan kadın modeline öykünen genç kızların kadınların psikolojisi etkileniyor bundan. Yaşadıkları hayata ve kendilerine karşı hoşnutsuzlukları artıyor. Güneydoğu’da yaşanan genç kız intiharlarıyla dolaylı da olsa bir bağlantı kurulabilir mi?

Modernleşen bir Diyarbakır ve Batman var. Modernleşmenin gerçek öznesi gençler ve kadınlar. Oradaki erkek egemen yapı aşirete, törelere, geleneğe bağlı. Erkeğin bu sosyal yapı nedeniyle modernleşmesi daha zor. Ama kadın daha çabuk intibak ediyor, modernleşiyor.

Neden?

Yapılan çalışmalar bize oraya gelen yabancıların özellikle öğretmen, doktor gibi kamu görevlilerinin de kadınların modernleşmesini etkilediğini gösteriyor. Rol model olarak onları benimsediler. Oradaki genç kızların beğendiği erkekler oraya çalışmaya gelen modern erkekler. Kadın modernleşme sürecine girdiği andan itibaren önce etrafındaki erkekleri sorguluyor ve çevresindekileri feodal ve geleneksel buluyor. O yüzden de erkeklerden fazla modernleşmenin travmasını yaşadılar. Bu travmanın sonucunda da intihara giden yolda kendi bedenlerine şiddet uyguladılar. Bu sonucun bir ucunda oraya giden rol modellerin, bir ucunda da medyanın sunduklarının etkisi var deniyor araştırmalara göre.

Kitleler artık baştan çıkarılmış durumda

Kadın sorunlarından hareketle yapılan programlar aldatılmış, ekonomik gücü olmadığı için boşanamamış, çocuğundan ayrılmış, “zavallı” kadınlar. Cinayetler de işlendi ve bu tür programlarda bir azalma oldu. Bu programlar uzmanlarca eleştiriliyor ama kadınlar tarafından kabul görüyor, sorgulanmıyor, aksine çok da izleniyor.

Sorgulayabilmek için o yapıyı bilmek gerekir. İzleyen masum. Ekrana getirilen dramatik olayın etkisinde kalarak, merhamet ederek izliyor. Ekranda duyguların harekete geçirildiği bir dünya yaratılıyor çünkü. Rasyonel bir yayıncılık yapılsa o zaman mahremin bu kadar açılmaması ya da saldırılmaması gerektiği düşünülecek ama.

Bu şuna tekabül ediyor mu: Şehirlere göç sonrasında hayatını ev merkezli geçiren ama mahalle kültürünün de ortadan kalkması ile evinde tek başına televizyon izleyen kadınların benzerini görme, dertleşme ihtiyaçları hatta dedikodu yapma alışkanlıkları bu programlarla karşılıyor olamaz mı? Bu programlar böyle bir sosyal gerçekliğe denk düşüyor olamaz mı?

Televizyon izleme bugün sosyal bir davranış değil güdüsel bir ihtiyaç haline gelmiştir. Kurgulanan bu programlarda da güdüler ön planda. Kadını sosyal hayata dahil edici ya da sosyal hayattan dışlanmışlığını dile getirici bir yaklaşım içinde değil. Güdüler, cinsellik, güzellik, genç kalma, sağlık, başka insanların hayatlarını merak etme insiyakı ya da aldatılma, terk edilme gibi kadın korkuları, kadının özel alana ilişkin duyarlılıkları harekete geçirilmiştir. Sosyal boyutu zayıftır bu programların. Baskın olan güdülere seslenme ve baştan çıkarmadır. Bir gözlük markasını, bir marka arabayı, bir parfümü kullanabilmek için baştan çıkarılmıştır artık bugün kitleler.

Mağdur kadın artık maske kullanmıyor

Özel kanalların ilk yıllarında ekrana çıkıp başına gelenleri anlatan kadınlar kimliğini gizliyor, maske, kese kağıdı gibi araçlarla yüzünü kapatıyordu. Şimdi herkes gayet açık bir şekilde anlatabiliyor olup biteni. Bunun anlamı ne? Haya duygusu mu azaldı, cesaret mi arttı?

Maske kullanılmamasının nedeni mahremiyetin sınırlarının daraltılması. Ar etme duygusu ortadan kalktı. İngiliz sosyolog Giddens modern toplumu tanımlarken “Modern toplum güven alanlarının yaratılmaya çalışıldığı bir risk toplumudur ancak birey psikolojisinde utanma duygusunun da olduğu bir toplumdur” der. Utanma duygusu modern hayata ait bir şey. Bugünkü çarpık post-modernizmde ise insan halleri olduğu gibi gündeme getirilir. Sinemada da, televizyonda da. David Linch’in Blue Velvet / Mavi Kadife adlı filmi bu süreci görmek bakımından çok önemlidir. Oradaki erkek tiplemesi hem kendisinden romantizm bekleyen masum nişanlısı ile yaşadıklarını hem de evli, eşiyle problemli, hayatın bütün tecrübelerini yaşamış bir kadınla yaşadıklarını gösterir. Bu bir yelpaze. Post-modern dünya bu yelpazeyi tek tek açtı. Modern dünyada biz o erkeğin sadece masum ilişkisini görüyorduk. Ama post-modern dünya bize ara noktalarda neler yaptığını da gösteriyor. O masumaneliği bırakıp mahrem alanın her aşamasını herkese açmak bana göre insanlığın yaşadığı en büyük ızdıraplardan biri.

Bunun böyle olması değil de gösterilmesi mi sorun?

Evet. Çünkü gösterince genel kabul görüyor. İnsanların birbirine olan güveni, utanması ortadan kalkıyor. Bu kitlesel olarak yayıyor.

Kadına yönelik şiddet haber oluyor ama…

Peki kadın emeği medyada neden gösterilmiyor?

Bu konuda yapılmış popüler kültürde kadın başlıklı bir çalışmaya göre töre cinayetleri, şiddet, cinsel şiddet dışında şiddetin öznesi kadın, tarikat gerçeği içinde yer alan ya da siyasi bir kriz sonrası ortaya çıkan yani skandalların öznesi kadınlar var medyada. İster kırsal kesimde ister kentsel alanda olsun çalışan kadınlar ve sorunları yok. Bizde yapılan akademik çalışmalara göre yayınlar değiştirilmiyor. Mesela İngiltere’de akademik kesim bir baskı unsuru oluşturabiliyor.

Şiddete maruz kalan kadınların medyada haber olarak yer alması sorunun çözümüne katkı da bulunuyor mu?

Türkiye’de kadına ilişkin şiddet haberlerinin geri dönüşü yok. Almanya’da namus meselesi yüzünden ağabeyi tarafından sokak ortasında öldürülen genç bir Türk kadınının haberi medyaya yansır yansımaz yaklaşık bin kadın o caddede toplanıp tepki gösteriyor. Bu tür haberlerle böyle bir tepkisel alan oluşturabiliyorsanız, o zaman bu tür haberleri yayınlamakta bir beis yok.

Güldünya’nın öldürülmesi haberlerinin ardından böyle bir tepki gelişti ama.

Bu tek başına bir örnek. Kadın kuruluşları bu tür haberlerden dolayı tepkilerini ortaya koyabiliyorlarsa o zaman medya kamuoyu oluşturmayı gerçekten başarıyordur.

Kadın konusunda çalışanlar kitlesine medyadan ulaşamıyor

Kadın sorunları, kadın hakları üzerine çalışan, kafa yoran kadınlar, seslenmeleri gereken kadınların izlediği programlarda değil, yine konuya duyarlı olanların izlediği daha “ciddi” programlarda konuşuyorlar. Uzmanların kendi kitlesine ulaşamama gibi bir sorunu da var.

Sorunuza tam bir karşılık değil belki ama Türkiye’de tematik yayıncılığa geçilmek zorunda. Haber kanalları, spor kanalları, eğlence kanalları ayrışmalı. Bu soruna küçük bir oranda da olsa bir çözüm getirebilir. Medya farklılaşmış dünyalar sunmalı. Onun yerine homojen bir dünya sunuyor ve bu bana göre çok sıkıcı.

Dizilerde kadın ya geleneksel roller içinde iyi eş, iyi anne ya da fettan, hafif meşrep gösteriliyor, diye itiraz ediliyor. Buna katılıyor musunuz. Dizilerde kadının temsili nasıl sizce?

Ben iyi bir dizi izleyicisi değilim ama basın ve televizyonlar koordineli çalıştığı, artık ana haber bültenlerinin de bir parçası diziler. O yüzden haberim var. Dizilerdeki tiplemeler gerçek hayata çok yakın tiplemeler değil. Bunların bir kısmı insanların hayallerini süsleyen tiplemeler. Gerçekçi olunabilmesi için toplumun iyi tanınması lazım.

Muhafazakar başörtülü kadına medyada yer yok

Ekranlarda cinsel ve tüketim özgürlüğünü kullanan kadın var. Muhafazakar, başörtülü, inançlı kadın medyada neredeyse hiç gösterilmiyor. Bu neden böyle?

Başörtülü kadına gelmeden önce medyada normal kadın yok. Sıra dışı, marjinal olan daha çok. Çünkü sıra dışının, absürdün temsili normalin temsilinden daha kolay. Böyle bir yapısı var medyanın. Görüntü paradigmasıyla ilgili bir şey bu. O paradigmayı çözmeden sinemaya ya da ekrana aktarmak çok kolay bir şey değil. Gündelik hayattan kopuk bir sinemamız ve dizilerimiz var. Başı açık kadının sorunu da getirilmiyor ekrana, örtülü kadınınki de.

Ama öte yandan İslam ve kadın konusu medyanın son oyuncağı. Muhafazakar kadının mahrem alanını açma anlamında bir uğraş var. Bu konunun bu kadar popülerleşmesini neye bağlıyorsunuz?

Toplumsal ciddiyet kaybolmuş, örtülü kadın sisteme entegre edilmiştir. Sisteme entegre olduktan sonra duyarlılık bir noktada ortadan kalkıyor. Vasatı temsil etmeye başlıyorsunuz. Bunun görsel medyaya nasıl aktarılacağı tarafların sahip çıkmasıyla alakalı bence. Batıda lobiler gibi devreye girmek gerek.

Medyatik entelektüeller var, akademik kamuoyu yok

İletişim bilimciler Türk medyasını ve halkın tepkilerini doğru okuyabiliyor ve sesini doğru yere ulaştırabiliyor mu? Bir açılım sağlayabiliyor mu?

Doğru okuma yapabiliyor ama sesini ulaştırma bakımından bir sorun yaşıyor. Bir takım medyatik entelektüeller var. Medya, gündemi alabora eden, ciddi eleştirel bir analizden çok kendine göre bir toplum, siyasi gündem belirleyenleri öne çıkartıyor. Akademik kamuoyunu oluşmamış bir kamuoyudur Türkiye’de.

Bu sadece medyayla ilgili bir sorun mu yani?

Burada iki boyutu var sorunun. Biri, medyatik dil vasat bir dildir. Bunu kullanamayan, bilgisini basite indirgeyerek anlatamayan entelektüellerden kaynaklanır. Akademik dili medyada kullanamazsınız. Kürsüde değilsiniz çünkü. O dili bir şekilde medyaya tercüme etmek lazım. Bu bir sorun. İkinci boyut ise medya eleştirel boyutu gündeme getirmek istemiyor.

Yetiştirdiğimiz öğrenciler karar mekanizmasında değiller

İletişim hocasınız. Medya çalışanları öğrencileriniz. Mevcut yapının değişmemesinden kendinize de pay çıkarıyor musunuz?

Bu yanlış bir kurgulama çünkü onlar sadece çalışan. Yetiştirdiğimiz çocukların medya dilini değiştirme kabiliyeti yok çünkü dil iktidardır. Kurgulanmış iktidarın gücünü ve dilini belirleyenler medyanın gücünü elinde tutanlardır.

Peki gelecekten ümitli misiniz öğrencileriniz adına? Bugün muhabir, editör olarak çalışanlar 10-20 yıl sonra karar mekanizmasına yükseldiğinde medyada dil ve yaklaşım değişecek mi?

Elbette. Umarım. Ama şu anda medya konuşmuyor, sermaye konuşuyor. Bu bir mülkiyet sorunu. Sermaye sahip olanlar, haberin de mülkiyetine sahipler. Ancak mülkiyet el değiştirirse bir değişim ya da dönüşüm yaşanabilir.

Sade bir vatandaş gibi okuma izleme özgürlüğüm yok

Tv izlerken akademisyen gözlüğü gözünüzde olur mu hep? Sade vatandaş olarak televizyon izleme, gazete okuma özgürlüğünüz var mı?

Yok. Bu bir görme alışkanlığı çünkü. Çok sıradan bir şey okuduğunuzda bile onun ekonomik sosyo-politiğini de yaparsınız.

Bu seçimlerinizi değiştiriyor mu peki? İzleyici ve gazete okuru olarak?

Ben haber dışında iyi bir televizyon izleyicisi değilim. Ama iyi bir gazete ve internet okuruyum. Yazılı kültürden vazgeçmem. Bu görsel kültüre şüpheyle bakmayı gerektiren, yazılı kültüre sadakatle ilgili bir şey.

http://www.yenisafak.com.tr

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: