bence…

hayata dair herşey…

Rahşan Ecevit’in yüzüğü ve Papa’nın misyonerlere çağrısı

Posted by bence Ekim 6, 2006

Geçen hafta Rahşan Ecevit’in “Nişan yüzüğümü vereğim de vatan topraklarını satmayın” cümlesi yer aldı gazetelerde.

Fakat bu cümlenin haber yapılış biçimi “kadın senin yüzüğün kaç para eder cinsinden yorumları getirdi peşinen. Esasında sembolik değeri çok kıymetli bir şeyini vererek kampanya için ön ayak olmak istemişti Rahşan Ecevit. Fakat günümüzde milli duyarlılıklar karikatürize edilerek yabancıların mal alımı “milli bir menfaat” gibi sunuluyor. Üstüne bir de Rahşan Ecevit’in öteden beri sorunlu olan “tutarlılığı” devreye girince, milli menfaatler adına dile getirdiği her durum, o konuya dikkat çekilmesinden ziyade küçümsenip alay edilmesine vesile oluyor.

Daha önce de misyoner faaliyetlerine dikkat çekmiş ne var ki söylenene değil söyleyene bak (ki bu noktada Rahşan Hanım’ın pek itibarlı olmadığını gözlemlemek mümkün) hükmü yürürlüğe girerek, “ne zamandan beri pek dindar oldun?” sorularına muhatap olmuştu.

Her ne kadar anlı şanlı medyamız “kadın senin yüzüğün bir saksı toprak almaz” esprisi ile komiklik inşa ettiyse de, ben bu vesile ile toprak alımı satımı konusunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Toprak, yurt, yurtaş kavramları birbirinden ayrılmayacak kavramlardır. Eski Yunan’da toprak sahibi yalnız hür erkekler olur ve yurtaş payesini de onlar alırdı. Toprak sahibi olmak ile söz sahibi olmak arasında birebir bağlantı vardı.

Anadolu’da yurt kelimesi aynı zamanda ev anlamına gelir. Anadolu’da yurt yapmaktan maksat ev yapmaktır. Daha yakın döneme kadar Anadolu köylerinde, dışardan birine toprak satmak söz konusu olmadığı gibi; mesela dışarlıklı olarak orada bulunan köy öğretmeni gibi devlet memurlarına da ev kiraya verilmezdi. Eğer okulun lojmanı yoksa, köyde sözü geçen -ki bu genellikle köyün muhtarıdır- birinin evinde misafir olarak kalırdı. Yani onun para karşılığında oralı olması engellenerek, “misafir” hükmünde kalması özellikle sağlanmaya çalışılırdı.

19.7.2003 tarihinde çıkarılan yasa ile yabancıların emlak alması kolaylaştırıldı. O tarihten itibaren de belirli bölgelerde yabancıların çok fazla toprak aldığına dair haberler medyaya sıkça yansımaya başladı. Bir taraf İsrail Devleti’nin satın alınan topraklar üzerinde kurulduğuna atıfta bulunurken; öbür taraf “ne olmuş bizim vatandaşlarımız da Almanya’da, İngiltere’de, ABD’de mülk sahibi oluyor” itirazını seslendiriyor.

Her iki tarafın söylemini de parantez içine alarak bendeniz yine yayı yüzelli yıl evveline germekten yanayım.

1867 tarihinde ecnebilerin mülk edinmesini sağlayan kanun çıktığında, Ahmet Cevdet Paşa, Frenklerin tırnaklarıyla tutundukları yerden uğraşa uğraşa bir rahne açmak konusundaki becerilerine dikkat çekerek, misyoner faaliyetleriyle mücadele etmenin önemi üzerinde durmuştu. Hakikaten de mülk alımının serbest olması ile misyoner faaliyetleri arasında bire bir ilişki kurmak mümkündür. Misyonerler bir taraftan satın alınan topraklar üzerinde hastane, okul, eczane açarken diğer taraftan da yerli halkın davranış kodlarını çözücü incelemeler yapmışlardır.

Ermeni ayaklanması ile misyoner faaliyetleri arasında bile, bire bir ilişkinin olduğundan bahsetmek mümkün. Özellikle ABD’li misyonerler Türkler ve Yahudileri hedef olarak seçmişken, bu gruplarda aradıklarını bulamamaları neticesinde Osmanlı Devleti’nin tebaa-i sadika olarak isimlendirdiği Ermenilere yönelmişlerdir. Misyoner faaliyetleri sonucunda Ermenilerin bir kısmı Gregoryen cemaaten koparılarak Protestan yapılmış ve böylece Ermeni ayaklanması için hazır bir kuvvet biriktirilmişti.

Şimdi serinkanlı olarak birlikte düşünelim. Neyi? Özellikle Güneydoğu, Akdeniz, Karadeniz bölgelerinden yabancıların mülk edinme gayretini. Ve bu gayrete paralel olarak Papa’nın ve Bush’un misyonerleri hizmete çağıran tutumlarını.

Osmanlı Devleti parçalanıncaya kadar misyonerlerin mülk edinme çabaları devam etmiş, cumhuriyetle birlikte yabancılara toprak satılması yasaklanmıştı.

Bir karış vatan toprağının misyoner faaliyetlerine kurban gitmemesi için neyimi verirdim sorusunu siz de kendinize sorun!!!

Bu sorunun cevabı canımı verirdim olmamalı. Can vermeden bulunacak çözümleri düşünmeyi başarmamız gerekiyor.

Fatma K. Barbarosoğlu

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: