bence…

hayata dair herşey…

Bu ekmekler niye ‘mis gibi’ kokmuyor?

Posted by bence Ekim 11, 2006

0f0a83df87254a4287b13d57b.jpg
Ekmeğin fiyatına zam yapmamak ve ‘ucuz’ göstermek için habire gramajdan aldılar. Sonunda gramaj küçülünce iş fırıncıya, uncuya düştü. Beyazlatmak için katkı maddesi kullanmaya başladılar. Yoksa 200 gramlık ekmek, zamanın 500 gramlık ekmeğinden, nasıl daha ‘irice’ görünebilir ki. Ama benim için çok daha önemli bir sorun var: Bu ekmeklerin kokusu nerde? Hani nerede o ‘mis gibi’ taze ekmek kokusu?

Ekmeklere dikkat ediniz, şişiyorlar gittikçe. Dışardan bakınca görüntü tamam ama elinize alıp, sofraya koyduğunuzda o ‘kalıbı yerinde’ ekmeğin nasıl ‘fos’ bir şey olduğunu görüyorsunuz. Bir söz vardır ya, ‘Önce ekmekler bozuldu.’… Herhalde önce bozulduğu için bozulmanın öncülüğü ekmekte kaldı. Bizim fırıncılar nasıl yapıyorsa yapıyor, ekmeğin gramajı küçüldükçe bir şekilde daha çok şişirerek, daha büyük ‘görünümlü’ ekmekler satıyorlar bize.
Hadi diyelim hiç olmazsa ‘göz zevkimiz’e saygıları var ama bu ekmek, ‘ekmek gibi’ de kokmuyor!
Şimdi, söylersek, ‘Babalık bırak bu eski nameleri’ diyeceksiniz ama demeden de geçemeyeceğim… Yahu bu ekmekler kokmaz mıydı? ‘Mis gibi taze ekmek kokusu’ diye bir şey yok muydu? Peki şimdi niye kokmuyor?
Un Sanayicileri Derneği Genel Sekreteri İlker Tanık’ın verdiği bilgiye göre, ekmekte başımıza gelenlerin ana nedeni, ekmeği ‘ucuz’ gösterme çabası. Gramaj aynı kalsaydı, diğer mallar gibi ekmeğin fiyatı da zamlandıkça, 500 – 600 bin lira gibi gidecekti. Ama ‘ekmek ucuz’ dedirtmek için zamları ufak tutup, gramajdan götürdüler. Böylece fiyatı pek artmamış göründü ama gramajdan gitti. Gittikçe de ekmeği şişirmek gerekti.
Tanık, “Ekmek en az 300 gram olması gerekir. 200 gramlık küçük ekmeği büyük gösterme çabası ile kullanılan katkı maddeleri sorun yaratıyor. Birbirleri ile rekabet içindeki fırıncılar ekmeği büyük gösterme çabası içinde yanlışlıklar yapıyorlar. Halbuki ekmek 300 gram olsa, pek çok sorun çözülecek” diyor.

Benzoil’le beyazlatmaca…
Tüketici vatandaş, ‘pişkin değil hamur, keserken dağılıp ufalanıyor, sünger gibi, çok çabuk bayatlıyor, güzel kokmuyor’ diye yakınıp duruyor. Doğru, hepimizin de böyle şikâyetleri var. Bir kere gramaj küçüldükçe ekmeğin şişmesinin hikmetini anlattık ama ekmekteki mesele bundan ibaret değil. Fırıncının ekmeği hem beyaz gösterme, hem de şişirme derdi ile kullandığı katkı maddeleri var. Bazı tüketici dernekleri, bu katkıların aşırı dozda kullanıldığını, kullanılan maddelerin ‘kanserojen’ olduklarını söylüyor.
Türkiye’nin ekmeğinin üretildiği tahılı yetiştiren Konya, bu konuda önemli bir kent. İlin Tüketiciler Birliği Şubesi’nin endişe veren tespitleri var.
Şube Başkanı Kemal Özer, açıklamasında şöyle demiş:
“Değirmenciler, unu beyazlatmak için benzoil peroksit adlı maddeyi kullanıyorlar. Bu madde, tüketicinin sağlığını tehlikeye atıyor. Kullanımının yasaklanması gerekir. Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı kendi çıkardıkları yönetmeliklere uymuyor.”
Ancak Un Sanayicileri Derneği yetkilileri ‘benzoil peroksit kullanıldığı’ iddialarını reddediyorlar. Genel Sekreter İlker Tanık, “Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği uyarınca artık benzoil peroksit kullanılmıyor. Derneğimize üye olan değirmenler, başta Gıda Kodeksi olmak üzere ilgili yasa ve yönetmeliklere titizlikle uyarak sağlığa aykırı bir uygulama yapmaktan özenle kaçınıyorlar. Tüketici vatandaş bu açıdan müsterih olabilir” diyor.

AB’de kullanımı yasak
İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Hikmet Boyacıoğlu benzoil peroksitin un katkı maddesi olarak AB ülkelerinde kullanımına izin verilmediğini söylüyor. İngiltere’de benzoil peroksit kullanımının 1995 yılında durdurulduğunu belirten Prof. Boyacıoğlu şöyle diyor:
“Taze öğütülmüş un sarı renkte olup birkaç hafta sonra doğal olarak beyazlar veya ağarır. Ancak piyasalarda ağartmaya talep olduğundan benzoil peroksit unu ağartmak için kullanılmaktadır. Bu madde, unu 24 – 72 saatte ağartır. Benzoil peroksitin deney hayvanlarında kansere neden olduğuna dair sınırlı, insanlarda kansere neden olduğuna dair ise yetersiz kanıt vardır.”

Fırın ve değirmen enflasyonu
İlker Tanık’ın verdiği bilgiye göre ülkemizde fırın ve değirmen enflasyonu var. 12 milyon ton buğday (un) tüketen Türkiye’de 30 milyon ton buğday işleyecek kapasiteye sahip bin 91 değirmen var. Sayısı bini aşan değirmenin yarattığı aşırı rekabet, buğday ve un piyasasında önemli sorunlara neden oluyor.
Bunun yanı sıra ülkemizde fırın enflasyonu yaşanıyor. Sayısını kimsenin bilmediği fırınların birbiri ile girdiği ölümcül rekabet de, ekmeğin kalitesini ve sağlığını bozan sonuçlar yaratıyor. Değirmencinin ve fırıncının ölümüne rekabet ettiği ortamda, Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı ve belediye zabıtası denetim görevini yapmadığı için aşırı rekabetin yol açtığı sorunlar, halkın sağlığını tehdit eden boyutlara ulaşıyor.

Gıdaların denetimi sahipsiz kaldı
Belediye zabıtası, fırınları, lokantaları, bakkalları denetler, aldığı numuneleri tahlil ederek bozuk gıda imal eden ve satanları cezalandırırdı. Her nedense Ankara’daki büyüklerimiz, belediyelerin bu yetkisini Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı’na verdiler. İki Bakanlık yetkili olunca denetim işleri ortada kaldı, aksadı. Şimdi denetim yetkisini Tarım Bakanlığı’na vermek için yasa değişikliği yapılıyor. Ama bu arada denetimsiz kalan piyasada sahtekârlar halkı zehirlemeye devam ediyor.

Şimdi nerenin ekmeği meşhur?
Artık birçok kentte ‘sağlıklı ve doğal’ ekmek bulmak neredeyse imkânsız bir hale geldi. Oysa eskiden ekmeği meşhur kentler vardı. Şimdi alıyorsunuz, tam pişmemiş, su ve tuz oranı dengesiz, mayalanma sürecine uyulmamış… Böyle ekmekleri tüketmek zorunda kalıyoruz. Sağlık ve Tarım Bakanlığı kendi çıkardıkları yönetmeliklere uymuyor. Un fabrikalarında unu beyazlatmak için kansorejen madde kullanılabiliyor. Fırınların un depoları rutubetli. Fırın sahibi ile personel eğitimsiz. Fırında yatıp kalkan personel kirlilik yaratıyor. Ekmek ambalajsız satılıyor. Nakliye koşulları sağlıksız, satış noktalarında tutuldukları yerler kirli, kırık plastik kutularla taşınma yapılıyor. Ekmek satan bakkal ve market personeli de dikkatli değil.

Türk’ün enerjisinin yüzde 44’ü ekmekten
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre Türk halkı günlük enerjisinin yüzde 44’ünü ekmekten alıyor. Ancak yediğimiz ekmeğin hali yürekler acısı bir durumda.
Trakya Üniversitesi’nden Kamil Yaman’ın yaptığı ‘Ekmek Fırınlarının Durumu’ konulu tez çalışmasında ortaya çıkan sonuçlar ürkütücü. Araştırmaya göre, fırıncıların yüzde 54’ü bu mesleğe hiçbir eğitim almadan başlıyor. Fırınlarımızda gıda konusunda, lise ya da yüksek okul düzeyinde eğitim görmüş personel hiç yok. Fırınların yüzde 46’sı hijyen kurallarına uymuyor.
Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nün yaptığı araştırmanın sonuçları ise daha iç karartıcı. ‘Konya’da Tüketici Açısından Ekmek Kalitesi’ başlıklı araştırmada bin 353 denekle konuşulmuş. Araştırmaya katılan vatandaşların yüzde 19’u bugüne kadar tükettikleri ekmeklerin içinden ip çıktığını, yüzde 19’u saç kılı, yüzde 18’i tuz kütlesi, yüzde 4.5’i böcek , yüzde 3’ü tel ve çivi gibi metaller çıktığını belirtmiş.

http://www.milliyet.com.tr/2004/01/18/business/bus10.html

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: