bence…

hayata dair herşey…

Mülteciyim: O halde vurun

Posted by bence Kasım 10, 2006

YILDIZ RAMAZANOĞLU (*)
Onlarla Sultanahmet Adliyesi’nde karşılaşmıştım. 11 Eylül’ün ardından ABD, elinde birikmiş bütün bombaları dünyanın en yoksul halklarından birinin, Afganların üzerine yağdırmaya başlamıştı. Bunu protesto etmek için katıldığımız bir gösteride gözaltına alınan kız arkadaşımızı görmeye gitmiştim. Adliye binasının bir kuytusunda gördüm polislerin arasında oturan yirmi otuz civarında esmer adamı. Muhtemelen bir TIR’ın kasasında ele geçirilmişlerdi, aç ve bitkin görünüyorlardı. Buna rağmen dağıtılan sandviçleri gönülsüzce alışları bazılarının ise reddedişi unutulacak gibi değil. Soylu ve gözü toktular. Çoğu Afgan’dı. Sınır dışı edileceklerdi her zamanki gibi. Ailelerini de kurtarma hayalleriyle bir kurtuluş öyküsüne karışmışlardı. Birazdan bombalarla zangır zangır titreyen ülkelerine yollanma işlemi tamamlanacaktı. Bakışlarındaki söze gelmez yoğun ve kesin ifadeleri görüp de açık yaradan pay almamak imkansızdı.

Yunan güvenlik güçleri tarafından denize atılan insanların bir kısmı boğuldu. Mümkün olsa kıyıcı karanlık ırk – yeryüzünde fesadı ve açgözlülüğü yayan insan türü- topraklarını böbreklerini hatta gözlerinin retinalarını çaldıkları insanları gezegenden aşağı atacaklar. Denize atılan çoğu Filistin, Lübnan ve Iraklı olan genç insanlar bana binlerce kaçağı hatırlattı; onların da ruhlarını geri çağırdılar sanki.

TIR’larda havasızlıktan boğulanlar, çöllerde yollarını kaybederek kurda kuşa yem olanlar, batan gemilerle birlikte derin sular tarafından yutulan insan kardeşlerimiz, komşularımız. Birkaç yıl önce de karların erimesiyle Van’ın dağlık bölgesinden geçiş yapalım derken dağlarda donan bir grup Afgan’ın cesetleri ortaya çıkmıştı.

25 MİLYON İNSANIN UMUT ARAYIŞI

BM’nin resmi verilerine göre dünyada en az 25 milyon insan kendi topraklarında ya da başka ülkelerde güvenli bir yer bir yurt ve yuva arayarak dolaşıyor. Son on yılda kaçak yollarla Batı’ya gitmeye çalışan 3500 civarında insan Ege’de boğuldu. Küresel Göç Raporu’na göre 2005’te 190 milyon insan göç etti. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nün geçen yılki sloganı şuydu: Yaşama umudunun ateşini söndürme. Ama umutlar giderek nasıl sönmesin bu kalpsiz dünyada.

Belgesel Sinemacılar Birliği’nin düzenlediği festivalin (29 Eylül-5 Ekim 2006) açılış belgeseli olan Cenin Cenin filmini izleyince, insanların neden bu ölüm yollarına girmek ve akıl dışı gibi görünen kaçak maceralara atılmak zorunda olduklarını daha iyi anlıyor insan. Bu belgeseldeki şehrin insanların üzerine yıkıldığı görüntüleri kim yaptı? Yönetmen Muhammed Bakri değil tabii. Bunu yapan insanlığın acılarına duyarsız olan uygar dünya. Din kardeşliğinin bile kendi küçük haz ve çıkar dünyasına gömülmüş insanları harekete geçirmeye yetmediği ölü gezegen. Yine de görüyoruz ki insanın ayakta kalma istenci imkânsızdan daha güçlü. Bu korkunç maceralara gözü kapalı atlamalar bu yüzden.

Olayları biraz başa alıp seyredince kötülük çemberi tamamlanıyor. Hiçbir değer tanımayan tam bir insanlık krizi yaşayan emperyalist devletler önce işgal ediyor; sonra şok ve dehşet operasyonları, ardından sürgün. Evsiz ve yurtsuz kalan milyonlar mülteci durumuna düşüyor. Sonra kurtlar sofrasının üyelerinin mültecileri reddi ve nihayet denize atarak cinayet. Tam bir soğukkanlılık hâliyle cinnet içinde yoketme. Kim kaybetti şimdi? Herkes. İçinde insan olmayan bedenlerin

gezdirilmesi yaşamak sayılmaz çünkü.

EN ACI ÖRNEK : FİLİSTİNLİ KAÇAK GÖÇMENLER

Filistin halkının yarıdan çoğu kendi topraklarının dışındaki değişik ülkelerde mülteci durumunda. 1948’deki saldırıların adeta ödülü olarak BM siyonist devleti onaylamıştı. İşgal edilen topraklardan adeta kökleriyle sökülmek istenen Filistinliler henüz işgal edilmemiş olan Gazze ve Batı Şeria’ya sığınmışlardı. Yüzbinlerce Filistinli kendi öz vatanında çadırlara sığındı. Gazze o gün bu gündür dünyada yüzölçümüne göre nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu yer olarak biliniyor. Burada hâlâ insanların çoğu kendi evlerinde değil mülteci kamplarında altyapısı olmayan meskun mahallerde yaşam savaşı veriyor. Bu küçük toprakların dayanamayacağı, besleyemeyeceği büyüklükte bir nüfus neredeyse üst üste yaşamak zorunda.

1967 Haziran savaşında Gazze ve Batı yakası da işgal edildi. Buralarda yaşayan çok sayıda Filistinli bu sefer de başta Lübnan ve Ürdün olmak üzere başka ülkelere iltica etmek zorunda kaldı. Buralarda da yine insanlık dışı şartlarda hayatlarını sürdürmeye, fizikî varlıklarını korumaya çalışmak dışında hiçbir imkana kavuşamadıkları hâlde Sabra-Şatilla, Kana gibi sığınma kamplarında İsrail’in katliamlarına maruz kalmaktan kurtulamadılar. Bu nedir? Terör yalanı bir yandan.

YALANIN ÇOĞALTILMASI VE RUHUN YİTİRİLMESİ

Filistinli bir yazara göre durum tam şu: Birileri hergün yalanı çoğalttığında insan kendini ruhunu hemen teslime hazır hissediyor. Büyük bir halkın çoğu hâlâ mülteci konumunda ve vatansız olarak değerlendirilmekteler. Lübnan saldırılarında bir milyon insanın yerinden edilmesini başarılı bir nüfus hareketi olarak açıklayan İsrail Başbakanı ve onun yolundan gidenleri durdurmak kaçak göçün önlenmesinin en iyi ilacı. Fakat İngiliz gazeteci Yonne Rindley’in deyişiyle Bush ve yoldaşlarında tedavisi zor bir kan dökme bağımlılığı oluşmuş durumda.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği türlü çeşit tanımla yurtsuzları tasnif etmiş. Mülteciler: Ülkelerinin dışında olan ve ırkları, dinleri, uyruklukları, siyasi tercihleri ya da üye oldukları herhangi bir sosyal grup sebebiyle gördükleri haklı zulüm korkusu yüzünden ülkelerine dönemeyenler. Sığınmacılar: Ülkelerinden çeşitli nedenlerle kaçıp başka ülkelere iltica etmek zorunda kalanlar. Ülkesinde yerinden edilmiş olanlar: Ülkelerinde çeşitli acılara düçar olan şiddet ve baskıyla evlerinden çıkarıldıklarından kendi ülkelerinde kalmaktansa uluslararası hudutları geçen kişiler. Yurtsuzlar da şu dünyada uyruksuz, kimliksiz evsiz ve vatansız dolaşan milyonlarca insan.

Bir uyruğu olmak da insan hakkıymış, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, “Herkesin bir uyrukluk edinme hakkı vardır” diyerek bunun altını çizermiş, yurtsuzluk üzerine, Yurtsuz Kişilerin Statüsü Üzerine 1954 Anlaşması ve Yurtsuzluğu Önleyici 1961 Anlaşması olmak üzere iki özel anlaşma varmış, kimin umurunda.

Geçtiğimiz günlerde BBC’de önemli bir program gerçekleşti. Nobel Barış Ödülü almış beş kişi terör hakkındaki görüşlerini bir açık oturumda açıklıyorlardı. Ortaklaşılan görüş şuydu. En iyi önlem, eşitlik ve adalet.

Mültecilere biraz kulak verince de bu doğrulanıyor zaten. Subar Halife’nin Kudüs Günce’sindeki genç, sevgiden sözetme, insanlıktan sözetme, diyordu; bunu duymaya katlanamıyordu. Filistinli Hıristiyan bir mülteci olan yazar Fawaz Turki ise “çocukluğumda işgal yüzünden Hayfa’ yı terkederken belki Filistinli değildim, ama şimdi öyleyim” diyor anılarında, başını döndürecek kadar hınç ve nefretle dolu olduğu zamanlar kimseye zarar vermemek için kendini nasıl eve kapattığını anlatmış içtenlikle.

İnsanların yerinden yurdundan edildikten sonra neredeyse bir de dünyaya verdikleri rahatsızlıktan dolayı özür dilemelerini isteyecek kadar pişkin ve yüzsüz bir insanlık durumuyla karşı karşıyayız şimdilerde.

Türki’nin dediği gibi Bir de slogan yakışır herşeyin üstüne: Yeryüzünde barış olsun.

(*) Edebiyatçı

07.11.2006
Yeni Şafak

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: