bence…

hayata dair herşey…

Misafir Odası ve kadınlar

Posted by bence Aralık 25, 2006

“Her şeyin zekatı kendi cinsinden olur. Nitekim, Enes ibn Malik’ten şu hadis rivayet olunmuştur:” Evin zekatı onun içinde misafir ağırlanması için bir oda hazırlamaktır.”

Çocukluğumda iki oda bir sofa evde yaşıyorduk. Şimdi düşünüyorum da bizim şu an yaşamakta olduğumuz evin üçte birinden biraz büyüktü. Ama haftada bir muhakkak yatılı misafirimiz olurdu.Günlük misafirleri saymıyorum bile.Hastası olan, şehre inecek olan(şehir Eminönü ya da Taksim demekti)herkesin durağı idi.Durağı bir metafor olarak kullandığımı zannetmeyin.Gerçek manası ile bir durak.Eski Londra asfaltının kenarındaki üç katlı evin orta katında oturuyorduk.O sıralar kırk beş dakikada bir Florya-Taksim arası çalışmakta olan bir belediye otobüsü vardı.Minibüsler günümüzdeki kadar yaygın değildi.Hastası olanlar, Haydarpaşa’dan trene binip memleketine gidecek olanlar en az iki saat evvelinden bize gelir, kadınlar ve çocuklar bizde beklerken evin erkeği otobüs durağında eğleşirdi.Otobüsü uzaktan görür görmez pencere önünde beklemekte olan çocuklara işaretini verirdi.Evdekiler durağa yetişemediğinde, şoförler basıp gitmezdi.Koşa koşa gelmekte olan yolcuları muhakkak beklerlerdi.

Rahmetli büyükannem, her geleni ille de doyurmadan göndermezdi.”Sofradan kalktık ” cümlesini asla ciddiye almazdı.Kış ise yanmakta olan kuzineye patates atılır, beyaz peynir ve çay ile ikram edilen “yolculuk azığı” herkesin iştahını kapanmamak üzere açardı.Küçücük kilerde bir çuval patates daima hazır olurdu.Misafir geliyor eyvah ne pişireceğim, telaşı asla yaşanmazdı.Allah ne verdiyse…”Misafir dokuz nasip ile gelir, bir nasibini yer sekizini ev sahibine bırakır gider.” Canı gönülden inanılırdı bu söze.Hadis-i şerif olduğu bilinmeden.

Kuzinede ille de meşe odunu yanardı.Rahmetli büyükbabam uzun yıllar kömüre direndi.Üç çeki odun almakta yıllarca ısrar etti.Üç metrekare odunluğa üç çeki odunu ne kadar itinalı yerleştirirdi.Almaya kıyamazdınız.Bir elleri kuzineye odun atıyordu ama öbür elleri yedikleri her meyvenin çekirdeğini, hurma çekirdeğinden elma çekirdeğine kadar boşalmış yağ tenekelerine gömüyordu.

Büyükannemin ve büyükbabamın “ilmi ” yoktu.Kitabi bilgilere sahip değillerdi.Şimdi yaptıkları her şeyin ille de bir hadise dayandığını şaşırarak fark ediyorum.

İlk gençlik yıllarında misafir odası kavramıyla alay ederdik.Bir mabed titizliği ile korunuşu garibimize giderdi. Niye otele gitmiyordu ki gelenler? Yoldaşı olan otele gitmez derdi rahmetli büyükbabam.

Şimdi yaşamakta olduğumuz evlere bakıyorum da, ev bize değil eşyalara ait.Yüz parça yemek takımlarıyla yirmi kişiyi bir arada ağırlamışlığımız yok.Evde kaç kişiyi ağırlayacağımıza eşyalar karar veriyor çünkü.Masa sekiz kişilik.Oturma gurupları da öyle.Anne baba çocuklar.En en fazla dört kişi daha gelebilir diyor bize eşyalarımız.

Oysa nohut oda bakla sofa evlerde kapının önünde otuz çift ayakkabı sayardım mevlüt günlerinde,bayram günlerinde.Her şey yaşamak içindi.Nereye sığardı o kadar insan? Ve en fazla altı kişilik olan yemek takımlarıyla nasıl ağırlanırlardı? Bizim on beş adet limonata bardağımız vardı.Sayıyı bu kadar net hatırlamamın sebebi on sekiz olması gerekirken,üç takımın her birinden bir bardağın kırıldığını asla unutmamış olmam herhalde.Gerisini komşulardan tamamlamak hiç dert değildi.Her şeyi tamamlardık.Masa,sandalye,bardak,tabak.

Bazı günler semt pazarlarına çıkıyorum.Kadınların mutfak eşyalarının önünde dakikalarca vakit harcayışlarına bakıyorum.Kim bilir kaçıncı tencereyi alıyorlar şevk ile.Taşım döküm yemek yapıyorlarsa ne ala.Küçük kızların barbi bebek eşyası almasına benzetiyorum bakımlı orta sınıf kadınların tencere tava aşkını.Bir tencere daha almazsam ölürüm beni kimse durduramaz frekansında takılı kalmışlar sanki. Ama yine de akşam yemekleri lahmacuncudan, pideciden.

Neyzen diyor ya hani, ben güzel sevmeye geldim değil ekmek yemeğe.Siz buzdolabına bir adet daha mıknatıslı süs yapıştırmak,.bir tencere daha fazla alan olmak için mi geldiniz dünyaya !

Bütün çocuklar için bir şey yapmadıkça kendi çocuğunuza güzel bir dünya bırakmanız mümkün değil.

Dünyanızı bir misafir odası gibi düşünün.Kimi ağırlıyorsunuz orada!?

İster gelmekte olan bayramı bahane bilin isterse gelmekte olan yeni yılı, kendi çocuklarınız değil esas “öteki” çocuklar sizden hediye bekliyor!

Fatma K. Barbarosoğlu

2 Yanıt to “Misafir Odası ve kadınlar”

  1. havva sakarya said

    çok etkilendim.harika bir yazı.benim gibi düşünen insanlar var diye sevindim

  2. gerçekten çok etkileyici bir yazı tşkkür ederim…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: