bence…

hayata dair herşey…

Böyle mi buyurdu bilim?

Posted by bence Ocak 16, 2007

Sonunda bu da oldu. İnsanoğlu yapay et üretti. Habere göre, Alman Hükümeti’nin 2 milyon dolar bütçe ayırdığı, NASA’nın da desteklediği proje kapsamında, yaşayan, canlı bir hayvandan alınan hücreler glukoz, amino asit ve minerallerle birleştirilerek bioreaktöre yerleştiriliyor ve kas lifi haline gelene dek elektrik veriliyor. Şimdilik, etin kilosu 10 bin dolara geliyor.

“Çok pahalıymış, daha ucuz ve şaibesiz orijinalinden alalım, mümkünse” diye espriye vurmak mümkün bu durumu. Siyasi şovlarla, irtica karşıtı demeçlerle sistemin şemsiyesi altına girmeyi, bilimsel başarının meşakkatli yolundan daha kısa, etkili ve güvenli bir çözüm olarak görüp, yan gelip yatan bilim adamlarından bahsetmek, “elalem kültür etiyle meşgul, siz giyime kuşama yasak getirmekle” şeklinde sitemler göndermek de…

Ama, Batı’nın “insanlığın yararı” amacıyla çıktığı bilim yolculuğunu fetişizme dönüştürmüş olduğu gerçeği, kaydı daha çok hak ediyor, sanırım. Gerçi Batı’da hayvanların şoklanarak ya da iğnelerle öldürülmesi sonucu elde edilen et, elbette hayvanın kanı akıtılarak elde edilen etten daha sağlıksız oluyor. Bu sorunu gidermek için uygulanacak ‘doğu’daki gibi boğazlama’ işlemi ise, artık bir modernizm tabusu olan ‘sterilizasyon’a uymadığı ve ‘vahşi’ bulunduğu için, kimsenin işine gelmiyor. Velhasıl kültür eti üretiminde amaç olarak vurgulanan, “daha steril, daha az zararlı” gıda üretmek fikrinde bir yere kadar haklılık payı var gibi görünüyor. Ancak sadece görünüyor.

Çünkü ölçülü tüketildiğinde insan vücudu için sayısız faydaları olan ve ‘petrol’ gibi bitebilen, mesela ‘sebze-meyve gibi kuraklıktan dolayı azalabilen’, sonu gelen bir kaynaktan değil, üreyen ve çoğalan canlı bir organizmadan sağlıklı yöntemlerle besin elde etmek varken, yani 2 milyon dolar gibi Afrika’ya gönderilecek olsa milyonlarca insanın karnının doymasını sağlayacak bir paranın buna ayrılmasına hiç mi hiç gereksinim yokken böylesi bir yolun denenmesi, ‘insanlığa fayda’ tezinin anlaşılırlığını yok ediyor. Açığa çıkansa bilimin sadece ‘fetişizm’ boyutu oluyor.

Üstelik, yapay olarak doku yaratılamaması kültür etlerinin tadını etkiliyor. Etler canlı hayvandan elde edilene oranla daha kuru oluyor. Şimdi de, eti lezzetlendirme çalışmaları sürüyor. Fransız yazar Jarry’nin o müthiş alaycılığıyla “hayali çözümler üretme bilimi” dediği herhalde bu türden bir şey olsa gerek.

Bilimi yadsıyan, çerçevesi dogmalarla örülü bir inanç anlayışına mensup değiliz. İlim, bilgi ve okumanın emrolunduğu, kutsal kitabında adım başı ‘akletmez misiniz’ denilmek suretiyle melekelerin çalıştırılması salık verilen bir dinin müntesipleri olarak, bilimsel gelişmelerin karşısında durmak bir yana, her birimiz insanlığın faydası ve dünya için hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmakla yükümlüyüz.

Gelgelelim bu, bilimin giderek insanın yeryüzündeki egemenlik aygıtı olarak işlev görmeye başladığını görmemizi engellememeli. Yaratıcı’nın yaptığından alınan küçük bir parça sayesinde, O’nun eserinin aynını meydana getirmeye kalkışan, kalkıştıkça sonuçları kestirilemediği için tehlike riskinin ne aritmetiği ne de içeriği bilinemeyen bir kumar sayesinde, son model çaresiz dertlere, ekolojik problemlere davetiye çıkaran insanoğlu, dünyaya armağan ettiği sorunların hiçbirine çözüm bulmaksızın “ilerleyen” bir tarihe imza atıyor.

Problem burada yani, çağın hastalıkları olan kansere, AİDS’e, BSE’ye, kuş gribine, onları bırakın, ABD’nin başına bela olan, hemen bütün dünya ülkelerinde de grafiği giderek yükselen bir modernizm dengesizliği olarak ‘şişmanlığa’ bile çare olamamış bilim, aklın ‘maksimum fayda’cı fonksiyonu sayesinde yeryüzüne şekil vermeye çalışıyor.

İmkanlarını, insanlar için nimet ve besin kılınan, tahtını beyaz ete bırakmaya zorlanmışsa da, yerini başka bir şey tutmayan bir lezzet olan ‘kırmızı et’in peşine ‘onu yeniden yaratmak üzere’ takan bilim, kendi eliyle ürettiği, koruyucu madde eklenmiş, işlenmiş ve paketlenmiş, ‘daha çok verim alabilmek için’ hormon verilmiş gıdaların yarattığı hastalıklara ne yapsa çözüm bulamıyor. Bilimin ve uygarlığın korkunç ironisi. Ama asıl ironi, onu derinlemesine incelemek için kullandığımız en kurnaz yöntemler yoluyla bizimle eğlenen, kendisini analiz etme yolundaki nesnel iddiamızla gözümüzün içine baka baka alay eden yeryüzününki. Onun hakkında hüküm veren yanılgı ve yenilgiyle tanışıyor.

Kozmik dengenin bozuluşundan, küresel ısınmadan bahsedecek, insanı gelecekten soğutan distopik-fütüristik senaryolara başvurarak konunun öneminin altını çizecek değilim. Gelecek kapımızda çünkü. Bilimin öngöremediği şekilde, hem de.
Özlem Albayrak

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: