bence…

hayata dair herşey…

Türkiye’nin hastalığı: Metabolik Sendrom

Posted by bence Ocak 25, 2007

• Şişman insan sayısı ülkemizde 10 yıl içinde iki kat artarak 11 milyon oldu. Şişmanlık, hareket azlığı ve aşırı beslenme zemininde gelişen şeker hastası sayısı, 1990 yılında 1 milyon iken, şimdi gizli şekerle birlikte 5 milyonu aştı. Erişkin nüfusun 15 milyonu yüksek tansiyon hastası. Zaman zaman tansiyonu yükselen 21 milyon kişi ise sırada bekliyor. Hastalık üreten bu yaşam tarzının sonuçları milli felaket gibi. Sanki sinsi bir soykırımla karşı karşıyayız…(1)
• Her yüz bin erişkin erkek nüfusta koroner kalp hastalıklarından ölüm oranı, Kore ve Çin’de 50 iken Türkiye’de 650! Yani ülkemizde 13 misli fazla. Kalp hastası sayısı ise 3 milyon. Önümüzdeki 10 yıl içinde önlem alınmazsa, 3 milyon insanımızı bu sinsi savaşta kaybedeceğiz.
• Sağlık Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi işbirliğiyle yurt çapında yapılan araştırma ise; bir yıl içinde hayatını kaybeden 430 bin kişiden 372 bininin, yaşam tarzını değiştirmediği için öldüğünü gösterdi. Türkiye’de sağlığa dikkat edilse toplam ölümlerin yüzde 86’sı önlenebilir.
• Bu felaketin bataklığı olan Metabolik sendrom ise giderek artıyor. Metabolik sendrom, özellikle göbek çevresinde olmak üzere vücudun yağlanması sonucu tansiyon, kan şekeri ve zararlı yağların yükselmesi ve yararlı HDL’nin azalmasını içerir.
• Türkiye’de metabolik sendrom sıklığını araştıran METSAR çalışması, felaketin gelişimini ve boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu araştırmaya göre(2), metabolik sendrom görülme oranı; 20-30 yaş arasındaki kişilerde % 10 iken, yaş ilerledikçe inanılmaz derecede artarak, 60-70 yaş arasındaki erkeklerde %61’e, kadınlarda ise % 75 oranına çıkmaktadır. Metabolik sendrom aşağıdaki belirtilerden üçünün olmasıdır. Belirtilen bu risk faktörlerinden üçünün olması halinde kalp damar hastalığından ölüm riski 3.5 kat artar.
• Göbek tipi şişmanlık (erkekte 94, kadında 80 cm üzeri)
• Kan basıncının 130/85 mm Hg üzeri olması
• Trigliserid yüksekliği (150 mg üzeri)
• HDL düşüklüğü (erkekte 40, kadında 50 mg altı)
• Kan şekeri yüksekliği (100 mg üzeri).

• Ülkemizde giderek artan sayıda kalp krizine, felçlere ve ölümlere yol açan ‘metabolik sendrom’ adı verilen bu bataklığı, akılda kalıcı benzetmelerle biraz daha anlatmak yararlı olur. Bu önemli sağlık sorunu, borç batağında yüzerken hâlâ borçlanan ve krizlere açık hale gelen ülkelerin ekonomik hastalığı ile benzerlik gösterir.
• Oturgan yaşantıya rağmen aşırı beslenmeyle ihtiyaçtan fazla kalori alınması, yani gelecekte alınacak kalorilerin bugünden alınması, vücudun bir nevi borçlanması anlamına gelir. Bunların hücrelere giderek üretime dönüşmesi yerine, oturgan yaşantı yüzünden göbek bölgesinde toplanmasının maliyeti oldukça fazladır. Beslenirken keyif veren bu yağlanma yani borçlanma şekli, vücudumuzda hamal gibi taşınırken de, zayıflama şeklinde ödenirken de, bize kat kat sıkıntı verir.
• Göbek çevresinde görülen bu büyümenin hücrelere ve damarlara faydası yoktur, aksine zararı vardır. Bu yağlar göbekte durduğu gibi masum durmaz. Pankreasın aşırı insülin salgılaması sonucu yorulması şeker hastalığına yol açarken damarlarda yağ birikimi sonucu damar direncinin artması; tansiyonun yükselmesine, koroner damar hastalığına, kalp krizi ve felçlere yol açar.
• Bu tablonun temelinde; vücudu yağ tulumuna çeviren ihtiyaçtan fazla kalori alınması yani bir nevi yüksek faizli, yüksek maliyetli borçlanma vardır. Buradaki yüksek faiz; tansiyon ve kan şekerinin yükselmesi, yüksek maliyet ise; dolaşımı sağlayan damarları bu borç yükünün tıkaması sonucu ortaya çıkan felç ve kalp krizidir.
• Metabolik sendrom; üretmeden tüketmeyi zevk haline getiren ve bu yolla büyümekte olduğunu zanneden ülkelerin giderek artan borç yükü altında ezilmesi ve krizlere açık hale gelmesine benzer bir durumdur. Vücudun aleyhine büyümenin faturasını yine vücut öder. Aşırı kalori alımı, ithalat artışında olduğu gibi önceleri geçici bir rahatlık sağlasa da, bir süre sonra aldığımız ile harcadığımız kalori arasındaki cari açık, kriz riskine yol açacaktır.
• Konforlu yaşam tarzının sonucu; aldığımız ile harcadığımız kalori arasındaki fark, cari açığı oluşturur. Gerekenden fazla aldığımız kaloriler cari açığı artırarak bizi yağ tulumuna çevirir. Eğer sağlığımıza kavuşmak ve krizleri önlemek istiyorsak, bu tip borçlanmadan kurtulmalıyız. Aşırı borçlanarak sağlanan bu hormonlu büyüme, kalça ve göbek şişirme olup, böyle bir büyümenin hücrelere ve vücuda hiç bir faydası yoktur, aksine zararı vardır. Şişmanlayarak büyürken kaslarımız eriyor. Büyüyoruz diye kendimizi aldatmayalım gerçeği görelim.

Cari açık niye artıyor?

• Günümüz dünyasının en yaygın hastalığı aşırı tüketimdir. Çünkü her şey tüketimi körüklüyor. Reklâmlar ve albenili dış dünya herkesi tüketmeye alıştırıyor hatta zorluyor. Bu yüzden insanlar sürekli borçlanıyor. Her dakika yapılan reklâm bombardımanı sonucu kolayca ulaşılan cezbedici her çeşit yiyecek ve içecek, insanları gerekenden fazla kalori almaya yani borçlanmaya zorluyor.
• Bu borçlanma yani yağlanma; insülin direnci dediğimiz, gelecekte şeker hastalığına dönüşecek olan ikinci bir tehlikeye daha yol açıyor. Fazladan alınan kalorileri yaksın diye hücrelerin kapısını çalan insülin, hücrelerin direnciyle karşılaşır. Hücreler, bedensel hareketle çalışarak üretime dönüştüremediği yani ödeyemediği borçlar dururken yeni borç almayı reddeder ve insüline direnir. En basit canlı olan bir hücre bile bu gereksiz borçlanmaya karşı koyarken, en gelişmiş organ olan beynimiz neden karşı koyamıyor?
• Sadece göbek ve kalça büyüten bu aşırı kalori alınması, sıcak para girişine benzer şekilde eroin gibi vücudu uyuşturuyor, tembel ve hantal yapıyor. Üretime dönüşmeyen, bize faydası olmayan bu borçlanma sonumuzu hazırlıyor, uyanalım. Bermuda şeytan üçgeni dediğimiz koltuk, taşıt, asansör ise fazladan aldığımız bu borçları ödemeyi yani kaslarımızı kullanmayı, geliştirmeyi engelliyor.
• Dış dünyanın aldatmasına ve borçlanmanın dayanılmaz hafifliğine karşı koyamadığımız için, borçlanmaya bağımlı hale geliyor ve sürekli borçlanıyoruz. Gelecekte alacağımız kalorileri bu günden alarak borçlanmak bir yana, eski borçları ödemek yani vücutta biriken yağları eritmek istiyorsak; daha az yemeli, daha çok çalışmalı yani bu oturgan yaşam tarzını terk etmeliyiz. Gelecekte bizi sürekli açlık ve sefalete mahkûm edecek bu yağlanma yani borçlanmadan vazgeçmeliyiz.

“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamayı alışkanlık haline getirmiş milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, istiklal ve istikballerini kaybederler.”

KEMAL ATATÜRK

Kaynaklar:

1- Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayykitap 7. Baskı, 2007

2- Türkiye metabolik sendrom sıklığı araştırması Oğuz A ve ark.
http://www.abdiibrahim.com.tr/haberler/ppt/Metsar_Sunum_28022005.ppt

Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: