bence…

hayata dair herşey…

Zihinsel soykırım!

Posted by bence Şubat 8, 2007

Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen

İçinde yaşadığımız akvaryumun suyu olan yaşam tarzını kirleten kaynakları temizlemeden sağlıklı bir hayat yaşamak mümkün değildir.

Bu kaynaklar; ülkeyi çöplüğe çeviren çevre savaşı, toplumun yaşam tarzını yozlaştırıp çürüten medya savaşı, beyinleri işgal ederek küresel yaşam tarzını dayatan zihinsel savaş, vücudumuzu şişiren boyalı sıvı ve içkileri dayatan su savaşı, Türk toplumunu hasta ederek kırmayı amaçlayan sağlık savaşı, bilimsel yozlaşmaya yol açan bilim savaşıdır.

Bunlardan belki de en önemlisi, zihinsel savaşın yol açtığı zihinsel kirlenmedir.

Zihinsel savaşın amacı insan zihnini ele geçirmektir. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu budur. Bu yöntemin en etkili olduğu zaman ise bebeklik dönemidir.

Algılamaya henüz yeni başlayan bebeklere, ilk tanıması istenen nesneler, sevgi ve güven sözcükleri içine gizlenerek reklâm, çizgi filmler ve çocuk programlarıyla sunulur.

Bu şekilde çocuğun zihinsel bariyerleri kolayca geçilerek sigaradan cep telefonuna, janjanlı şeylerden kolalı içkilere kadar yaşam tarzına girmesi istenen her şey, ilk algılanan nesneler olarak körpe beyinlerine kök hücre nakli gibi ekilir.

Artık minik yavrular bu nesnelerin sağlığa veya insan hayatına zararlı olabileceğini idrak edemez. Çünkü minik beyinlere binlerce kere aşılanan ‘hayata bağlar’ ‘bağlan hayata’ şifreleriyle ilişkilendirilen bu görüntüler gözü kulağı gibi vazgeçilmez olarak algılanır.

Sonraki yıllarda bunların zararlı olduğu idrak edilse bile iş işten geçmiş, bu alışkanlıklar insan hayatının bir gerçeği haline dönüşmüştür. Kendini yaşadığı dünyaya bağlayan bu nesnelerdir. Bunların yan etki ve zararlarının da artık hiç bir önemi yoktur.

Henüz reşit hale gelmemiş çocukların beyninin bu şekilde programlanması, özgürlükler açısından da endişe vericidir. Uzaklardan ve bebeklik yıllarından gönderilen sinyallerle yönetilen kuşaklar mı tasarlanıyor? Özgürlükler, sadece silahla yok edilmiyor. Minik beyinlere defalarca aşılanan bu tehlikeden, ‘Selocanlarımızı’ yani, küresel minik robotlara dönüştürülmeye çalışılan canlarımızı, nasıl koruyabiliriz?

İnsan beynini ele geçirmeyi ve yaşam tarzını kendi isteklerine göre düzenlemeyi hedef alan bu savaş, eğlenceden eğitim ve kültüre kadar birçok alanda sessiz ve derinden devam ediyor.

Bu zihinsel savaş aslında kültürel bir salgındır. İnsan beynine en yoğun bilgi girişinin olduğu ortamlar; eğitim kurumları, yazılı ve görüntülü medya, eğlence mekânları bu salgının yayılma yerleridir. Çünkü, bu virüs bilgilendirme, eğitim, öğretim, eğlendirme gibi yararlı faaliyetler sırasında zihinlere gayet kolay nüfuz etmektedir.

‘Yat yat uyu, uyu uyu yat’ virüsünün uyuşturduğu beyinlere kolaylıkla yerleşen ve hastalık üreten yaşam tarzını sinsice yükleyen bu salgın hızla yayılıyor. Bu salgın pop kültürü, çağdaş ve modern yaşam, batı tipi yaşam gibi fiyakalı isimler arkasına saklanarak, dilimizden mağaza isimlerine kadar pek çok alanda, yöresel ve geleneksel olan her şeyi silip süpürüyor.

Pembe hayallerle sanal bir dünya kurulurken aslında yapılan iş, zihinsel aldatmadır. Dış dünyayı tanıma ve bilgilendirme gibi çok yararlı eylemlere bulaşan bu kültürel salgın, bilgi bombardımanı arasına sokuşturulan yanlış, yararsız ve hatta zararlı bilgilerle yapılan zihinsel aldatma döneminden sonra, zihinsel kirletme dönemine geçer:

Çağımızın en ciddi sorunu, bu bilgi kirlenmesinin yıllar süren tortusu olan zihinsel kirlenmedir. Yalan yanlış bilgiyle doldurulan kirlenmiş beyinler, kendilerine yaklaşan felaketi kurtuluş gibi görürken, zihinlere gizlice yazılan seçenek listesinden seçim yapmayı özgürlük zannedebilir.

Beynimizi sığlaştıran bu zihinsel kirlenme, belleğimize yayılıp bütün zihni kaplarken aslında zihinsel işgal tamamlanıyor demektir.

Bu aşamadan sonra ise kıyıda köşede kalan bize ait ne varsa acımasız bir şekilde imha edilir. Milli ve manevi değerler, vatan, bayrak, din, ahlak ve size ait her şey gereksiz, modası geçmiş ve çağ dışı kabul edildiği için imha edilmelidir.

Bu dönem resmen zihinsel soykırım dönemidir ve bildiğimiz soykırımdan daha acımasız ve daha tehlikelidir. Çünkü maddi soykırıma uğrayan bir toplum yok olduğu için, artık onu kullanma şansı yoktur. Zihinsel soykırıma uğrayan bir toplum ise ölmesini engelleyen asgari bir ücretle köle olarak kullanılabilir.

Bu soykırıma uğrayan toplumlar, kendi değerlerinden soyunup, yaşam tarzını dışarıdan yüklenen değerlere göre tanzim ettiği için, kendi değerlerine yabancılaşır, küçümser hatta onları düşman gibi görmeye başlar. Kutsal değerleri çiğnenir veya satılırken sevinir ve üzülenleri yadırgar, ‘noolmuş yani?‘ der. Çünkü ruhunu yeni kutsallar sarmıştır.

Kendi anne ve babasını bile acımasız bir şekilde öldürmekten çekinmez ama aynı gün eğlence partisi verirken, sakladığı annesinin cesedini, arkadaşlarının keyfini bozan utanılacak bir nesne gibi görür. Yeni yaşam tarzına çabucak alışmıştır artık.

Nüfus cüzdanında T.C. vatandaşı ve Müslüman yazan pek çok kişinin kendisini dünya vatandaşı gibi hissetmesinin asıl nedeni; işte bu zihinsel soykırımdır.

Gerçek hayattan ‘rol modeli’ olarak zihinlere yansıyan; güç ve paranın bütün değerleri ezerek yerine geçmesi, güç ve paraya ulaşmak için toplumun yaşam tarzını kemiren ve hastalık üreten akvaryuma dönüştüren başka bir salgın hastalığa yol açar.

Bu tehlikeli salgın yolsuzluktur. Bu virüsün esir aldığı toplum çökerken, yaşam tarzları hastalık üreten bataklığa dönüşür. Çünkü tüm kaynakları yolsuzluğa kurban gittiği için, yeni kurban; hastalıklar içinde kıvranan kendileri olacaktır. Önlenemeyen sosyal hastalıklar, zincirleme yolla ve çığ etkisiyle yaşam tarzımızı işte böyle, hastalık üreten bataklığa dönüştürmüş oluyor.

Zihinleri işgal edilen ve tüm değerleri soykırıma uğrayan toplumlar, yolsuzluğa, faiz ve borçlara kaptırdıkları trilyon dolarların ne kadar büyük bir miktar olduğunu algılayamadığı gibi, neden ve nasıl gittiğinin şifrelerini de çözemez. Kaybettiği bu trilyon dolarların binde birini tekrar alabilmek için, kedinin kendi kuyruğuyla oynadığı gibi, sürekli dolanır durur. Sürekli sahte şifreleri çözmekle oyalanır.

Hâlbuki asıl Da Vinci’nin şifresi; kendi hayatının ve sağlığının kilitlendiği bu şifredir, bilemez ve çözemez! İşte bu zihinsel işgal ve soykırım; içinde yaşadığımız akvaryumu kirleten, zihinleri kilitleyen ve toplumları acınacak hale getiren böylesine acımasız bir akıl oyunudur.

Zihinsel soykırıma uğrayan toplumlar, içine düştükleri hastalık üreten bataklığı idrak edecek ve kurutacak zihinsel derinliği de kaybederler. Onların yapabileceği tek şey; bu bataklığın sürekli ürettiği sivrisinek ordusuyla savaşmak ve kıt kaynaklarını bu şekilde harcamaktan ibarettir. Ama bu sivrisinek bulutları hiç bitmeyecektir.

İyibilgi

Reklamlar

16 Yanıt to “Zihinsel soykırım!”

  1. Essa; 2 yüz istihbarad C:D
    Bu ne?(MÜ? NE veya mü ni?)
    Şimdi sizlerle imkânımız ölçüsünde, Allah’ın izin verdiği kadar bu ne oyunu oynamaya başlayacağız. Bu ne kelimesinin, ne anlama geldiğini sanıyorum hepimiz biliyoruz. Bu ne sözcüğünün çocuk dilindeki karşılığı ise (mü ne veya mü ni dir), bir gün çocuğun eline, içerisinde bolca resim bulunan bir kitap geçer. Ve en yakınında kim var ise hemen ona zaman kaybetmeden sormaya başlar. Mü ni. –O köpek tir çocuğum. – Anne mü ni? – Ona kedi denir evladım. –Baba mü ne? – Ona kürek denir çocuğum! –Mü ni? —Ona kurbağa deriz biz! –Abi mü ni? –Ya git başımdan, anne al şunu yine dersime çalışmama engel oluyor! –Viiiiiğğğiiğğ,va,vağ, vağ! –Dede mü ni? –OO Hoppa, gel bakalım kucağıma, neymiş bakalım bir! –Mü ne? –Onun içinde neler var neler evladım, baba anneni de ben o kutu ile kandırmıştım. –Hi,hi hi,hi, dede mü ne?
    Bu böyle devam eder gider. Ne siz çocuğa yeterince cevap verebilirsiniz, nede çocuk sizin cevaplarınızdan tatmin olur, çünkü çocuğun adını farkında olmadan bilmiyoruzdur! Çünkü çocuğun göbek adı meraktır. Zaten her şey merakla başlamıştır. Eğer İnsanlık tarihini yeterince okuyup araştırmışsanız, Hz Âdem yaratılınca şeytan isyan eder ve Allahın huzurundan kovulur. Sonra Allah Hz Havva’yı yaratır ve şeytan şükreder! Neyse gereksiz yere tartışmalara girmeden, biz saadete gelelim. Bir gün bende, kendimi çocuk yerine koydum ve Türkçemizi incelemeye başladım. Hatta ona tecavüz ettim, çok komiktir, Türkçeye tecavüz ederken aldığım hazzı başka hiçbir şeyde almadım desem yeridir. Türkçeye hem tecavüz etmeye başladım hem de onunla oynamaya başladım, dev amın da neler çıktı neler bir bilseniz, gülmekten gözlerinizden yaşlar akmaya başlar. Hu bu arada “inisiye olmak” teriminin ne anlama geldiğini de araştırdım tabi ki. Derken am acım için kalktım, ülkemizin değişik yerlerine gittim ve insanları dinlemeye başladım. Onların konuştuklarını ve hareketlerini inceleyerek gözlem yaptım. Bu gözlemlerim sırasında, güldüm, güldüm ağladım! Neden mi?
    Buyurun nedenlerine siz karar verin: Örneğin bir kâffede veya çay ocağında oturuyorsunuz.
    Ya bak sana, hele bir otur sana, şunu uzat sana, oyna sana, ya at sana, bana sor sana, haydi gidiyoruz kalk sana, vur sana, yap sana, boya sana, karıştır sana, uyan sana, solla sana, çağır sana, kaldır sana, al sana, alma sana, yoğur sana, kır sana, sula sana, bağla sana, kıvır sana, kalk sana (mü niii?) mü ne? Anladım dersiniz ve oradan kalkarsınız. O mekanda bulunanların sana dan başka bir şey bilmediklerini veya yemediklerini anlamanız çok zor olmaz. Neyse gelelim yavaş- yavaş bizim gençlere; Ne verdiniz arkadaşlar bize, bize batının pisliğinden başka, birbirinizi yemekten başka, onursuzluktan başka, bize bu gençliğe ne verdiniz ey büyükler size soruyorum. Sadece uyudunuz ve bir birinizi yediniz, birbirinizi çekemediniz ve batı da sizin bu boşluğunuzu kullanarak, har vurup harman savurdular, başka ne yapacaklarını sandınız? Yok, gelin size de şu zenginliğimizi verelim, sizde bizden aşağıya kalmayın demelerini mi bekliyordunuz? Bu ne? – Beni Anlaya biliyorsunuz mü ne?
    Saçmalamayın sayın bence sitesi sakini, sizin bu yazınızda mevcud bulunan şu cümle çok ağırıma gitti. Sözde, zamane gençleri, partiye gidebilmek için, anne babasını öldürürler ve hiç bir şey olmamış gibi onların cesetlerinin yanından kalkıp patiye gider diye yazmışsınız. Yok ya! Bak sen! Hadi ya! Gerçekten de öyle mi? Saçmalıyorsunuz, siz partiye hiç gittiniz mi kız. Sizin bedeniniz hiç yüz bin, iki yüz kere bin, bin, bin çekinme, de Sibel sese veya elektriğe maruz kaldı mı? Sizin bedeniniz hiç Genç Osman’ın şehid edildiği yerde, mü ne , mü ni hileleriyle acı çekti mi? Kendine gelin büyükler kendinize gelin, yere tükürmeği, hileyi, aldatmayı, faiz yemeyi, zina etmeyi, velhasıl bütün pislikleri yine sizin suçladığınız gençlere siz öğrettiniz. Siz değil misiniz bir birlerini seven gençleri kavuşturmayan, siz değil misiniz, kadınların cesetlerini gömmeyen. Allah’u ekber, O izin verirse bilin ki hepinizi keseceğim, bilin ki bizlere bulaştırdığınız bu ne hilelerinden sebep hepinize hesap soracağız. Rakın rol (rakın bol). Anlamadınız mı, peki- peki anladık sen neymişsin be abi, anlamadığınız konuları yazımın ileriki bölümlerinde zamanla anlatacağım. Bütün mesele İn gizlice dir, ve nasıl konuşursak öyle düşünürüz, nasıl düşünürsek öyle yaşarız, nasıl yaşarsak öyle inanırız, doğru mu? Bu gerçeği elimden geldiği kadar size açıklayayım. Bu açıklamayı yaparken sizlere yeni bir oyundan haber vereceğim ve o oyunu da aşağı da yazacağım. Oyunumuz kısaca şöyle:

    Kör baykuş kimdir tamlama oyunu:
    Oyun şöyle başlar. Şu anda yanınızda bulunan kişiye aklınıza ilk gelen kelimeden tamlama türeterek, oyun devam eder. Aşağıda sizlere kısaca örnekler vereceğim. Üstte yazdığım yazıda dikkat ettiniz ise “sana” ile ilgili tamlama oyunundan bahsettim. Aşağıda yazacağım tamlama oyunu hakkında geniş bilgi isterseniz eğer, Türkçemizin; bağlaç, fiil, zamir, edat, zarf, ünlem, sıfat ve benzeri Türkçemizin alt yapısını oluşturan olguları araştırabilirsiniz. Zaten TDK nın resmi sitesinde aşağıda yazacağım tamlama oyunum için inceleme yaparsanız, benim ile hemfikir olacağınızı düşünüyorum.
    1. Örnek: Alsa, yapsa, tutsa, kalksa, oynasa, anlasa, duyursa, sorsa, çağırsa, bağırsa, çıksa, koşsa, yapsa, kızmasa, uzatsa, yollasa, kıvırsa, sussa, konuşsa, anlatsa, yakalasa, umursamasa, uyansa, uyumasa, akıllansa, sanmasa, danışsa, yılışmasa, teknosa, bossa, akçansa, diasa, temsa, pilsa, brisa, iklimsa, çimsa, lassa, vb,vb,vb.(mü ne-mü ni?) –Derin devlet mü ni.
    (Amaç nedir? Ya da birilerinin am acı nedir?) (Bu arada diğer örnekler için Musa it misin?)
    2. Örnek: Gel sek, iç sek, büyü sek, ver sek, in sek, bil sek, güven sek, çöz sek, it sek, tüm sek, çiz sek, çevir sek, ölç sek, gör sek, dön sek, yük sek, işit sek, götür sek, getir sek, izle sek, sürü sek, süz sek, üfle sek, kes sek, biç sek vb.vb( Mü ne, mü ni?)
    3.Örnek: Ip sak, yap sak, al sak, kaç sak, vur sak, anla sak, kıvır sak, bağır sak, sor sak, uzatma sak, birlik ol sak, çağır sak, bağırma sak, kaçır sak, sakla sak, doyur sak, bağla sak, as sak, kılıçla sak, oyna sak, yolla sak, yaz sak, sor sak, vb, vb (mü ne, mü ni?)
    4. Örnek: CCola, an la, yol la, fır la, sol la, sak la, yay la, av la, sal la, çuval la( götürdüler biz uyuduk) tır la, kamyon la, uçak la ( da götürdüler yalan mı?) çocuk la, çakmak la, ( Bir sabah bir akşam birde çakmak kaç para?)şinanay la, adam la, çın la, bağ la vb.vb.(Mü ne, mü ni?)
    5. Örnek: bank ak, yavşak, sol ak, sal ak, kıvır ak, yal ak, çan ak, çıkar ak, sor ak, mal ak, dal ak, bard ak, oyn ak, kıvr ak, çard ak, kay ak, kaym ak, şıpş ak, sors ak, anlas ak, birlik ols ak, toplans ak, kafalarını kılıca vurs ak, dünyada huzur buls ak, sanmas ak, çat ak, baş ak, oğl ak, nac ak, yat ak, vb, vb,vb (Mü ne? Mü ni, mü ni, mü ni, mü ni, mü ni, mü ni?)
    6. Örnek: Bir bilmecem var çocuklar size. – Haydi sor- sor! – Çayda kahvaltı da yenir? Ücr eti, bil eti, roz eti, memlek eti, poş eti, şirk eti, il eti, vilay eti, niy eti, cin eti, niy eti, devl eti, kask eti, misk eti, sünn eti, dinl eti, aşir eti, kıym eti, öğr eti, serv eti, rehav eti, selam eti, bisikl eti, kask eti, gayr eti, salahiy eti, korn eti, yalın eti, vb,vb(mü ne, mü ni?)
    7.Örnek: Bank iş, Gel iş, gid iş, ver iş, in iş, çık iş, sev iş, imren iş, seslen iş, al iş, hak ed iş, yet iş, bit iş, geç iş, fin iş, iğd iş, imren iş, seslen iş, dilen iş, emred iş, del iş, kes iş, em iş, eklen iş, iç iş, yen iş, terlen iş, geç iş, bil iş, hissed iş, vb,vb( Mü ne, mü ni, mü ni?)
    8. Örnek: Geliyo rum, gidiyo rum, veriyo rum, alıyo rum, kalıyo rum, çalıyo rum, satıyo rum, yapıyo rum, anlıyo rum, soruyo rum, açıyo rum, oynuyo rum, sallıyo rum, vuruyo rum, kesiyorum, yatıyo rum, kalkıyo rum, yazıyo rum, siliyo rum, çıkıyo rum, çağırıyo rum, ağlıyo rum, gülüyo rum, seviyo rum, sayıyo rum, içiyo rum, geçiyo rum, izliyo rum, kapıyo rum, bağırıyo rum, kıvırıyo rum, anlıyo rum, araştırıyo rum, vb,vb. (Mü ne, mü ni, mü ni, mü ni?)

    Sizlere bu esnada, çok önemli ve aynı zamanda çok da tehlikeli bir konu yazacağım. Bildiğimiz mal boru sigara firması ve Koca Cola firmasının yaptığı bilinçaltı reklâmından (Magic, kane veya büyü reklâmından) bahsedeceğim. Bahsettiğim bu iki firma, yasak olmasına rağmen ve çok tehlikeli olmasına rağmen, insanların duyduğu müziklerin arka planında Büyü reklâmı (Bilinçaltını esir alma reklâmı) yapmakta. Televizyonda veya radyoda veya herhangi bir teknolojik alette duyulan müziklerin arka planında bu iki firmanın bilinçaltını esir alma reklâmlarına ben şahid oldum. Fısıltı reklâm tekniği ile yapılan bu reklâmın sözleri aynen şöyle. Mallboru firmasının reklâmı: Bayan sesiyle aynen şöyle fısıltı reklâmı yapmaktalar. “ Mallbora layt (light) öyle hafif ki!” Şeklinde fısıltı reklâmı yapılmakta! Bu sesi sürekli tekrarlamaktalar.
    Koca Cola firması ise aynen şu şekilde büyü reklâmı yapmakta: Diyelim ki her hangi bir dizinin veya filmin, belgeselin ya da reklâm müziğini duymaktasınız, o müziği siz dinlerken ve hiç bir şeyden haberiniz yokken, koca cola büyü reklâmını ( Bilinçaltını esir alma) fısıltı şeklinde insan beynine empoze etmekte. Aynen şöyle: Bildiğimiz colanın fışşşş sesi gelir ilk etapta, daha sonra, çık-çık-çık, buz sesleri bardaktan gelir ve emir verilir. Buz gibi koca cola içmenin tam sırası! Eyvah, eyvah, eyvah! (Mü ni, mü ni, mü ni?) Ve bütün bunlar hiç kimsenin ruhu duymadan yapılmakta. Eğer bu konuda daha detaylı bilgi isterseniz, ses mühendislerinden ses efektlerinin insan üzerindeki etkisini sorabilirsiniz. Zamanımızda ses teknolojisinin, ses kanallarıyla geçişlerin nasıl yapıldığını ve insanı nasıl etkilediğini araştırabilirsiniz. Eğer daha çabuk bilgilenmek isterseniz, zamanımızda özellikle gençler arasında revaçta olan, trans, nev age müziği ve trans müziğinin öncülerinden sayılan şu dj lerin müziklerini dinleyebilirsiniz! Ve gençleri göz göre –göre ölüme yaklaştıran, onları iç acısı hallere sokan uyuşturucu Extazi mikrobunun nasıl benimsendiğini fark edeceksiniz.
    DJ tiesto, dj paul van dyk, dj armin van buuren, dj sasha, dj atb, dj deep dısh, dj carl cox, dj ferry corsten, dj john dıgweed, dj paul oakenfold, bahsedilen bu dj ler sadece birkaç tanesidir. Kısaca Magic, yani trans müziğinin ve bilinçaltı reklâmının etkisini bu ve bunun gibi djlerin müziklerini dinlediğiniz zaman farkına varacağınıza eminim. Yine aynı bu sayfanızda yazısını yayımladığınız bilinçaltı reklâmlar yazısını okuduğunuz zaman benimle hemfikir olacağınızı düşünüyorum. Yani kısaca; bir bardağın içindeki suyun yüzde doksanı tuzlu suysa, siz o bardaktaki sudan şeker tadı bekleyemezsiniz. Ki hak verirsiniz, gençlerimiz ve çocuklarımızın beyni de aynı o bahsettiğim tuzlu su bardağı gibidir!
    İsterseniz örneklerimize yine devam edelim. Sanırım sekizinci örnekte kaldık.

    9. Örnek: “Lan” İnsanların ve özellikle gençlerin bir birlerine neden lan diye hitab ettiklerini şu örneklerden anlayabiliriz. Lan, o lan, bu lan, so lan, ka lan, ya lan, do lan, ta lan, fa lan , fi lan, kı lan, ça lan, a lan, oğ lan, yapı lan, soru lan, anlaşı lan, konu lan, satı lan, açı lan, uzatı lan, vuru lan, yazı lan, soyu lan, kaçırı lan, kapatı lan, koyu lan, sunu lan, sarı lan, ayrı lan, kıvrı lan, kovu lan, sayı lan, yatı lan, ne haber lan..vb.vb( Mü ni, mü ne, mü ni, mü ni?)

    10. Örnek: Bu örnekte gençlerin neden, .mına koyum diye küfür ettiklerini hemencecik anlayacağınızı hissediyorum. Kaymakam, devam, tamam, meram, yuvam, susam, adam, salam, odam, masam, amcam, bitam, akşam, alsam, zam, gam, çam, nam, Şam, dam, cam, hocam, halam, kavgam, param, duam, enam, çaksam, duysam, sorsam, yolsam, çalsam, uyarsam, kılsam, kaçsam, oynasam, sıksam, sussam, vb.vb( Mü ni, mü ne, mü ni, mü ni?)
    Aç gözünü Anadolu, kaç zamandır kâfirin oyununa geldik, aç gözünü millet, oyun içinde oyuna geldik. Soruyorum arkadaşlar; bizlere ne bıraktınız, gençlere ne bıraktınız ve nasıl örnek oldunuz? Bizlere şerefsizlikten, onursuzluktan, haysiyetsizlikten, hırsızlıktan, namussuzluktan başka ne bıraktınız! Ey yerin ve göğün sahibi, ey kalplerde gizlenenleri ve gizlinin gizlisini de bilen Allah, bizlere birlik olmayı nasib et. Evet, arkadaşlar uyanalım artık, yolun sonuna geldik, kendimiz ettik kendimiz bulduk. Sizleri birlik olmaya davet ediyorum. Sizleri Muhammed Mustafa (sav) bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum. Ona biad etmeye davet ediyorum. Aç gözünü Anadolu, ya birlik olacağız ya da helak olacağız veya kâfirin oyuncağı olacağız. Siyasi mevki için birbirini yiyen siz siyaset adamları, size sesleniyorum. Sizleri şerefli olmaya, kadın gibi dır -dır yapmamaya davet ediyorum. Aynı ağzından sakız düşmeyen cak cik lafları ile günlerini geçiren, eksik, klasik, kesik, şu taksi kimin, bu taksi kimin, babası kimin sorularına benzeyen kadınlara benziyorsunuz. Bir gün birinin gelerek hesap soracağını öğrenmedik mi? Bir gün birinin, bu ne hal ( Mü ne, Mü ni) diye hesaba çekeceğini anlayamadık mı arkadaşlar. Hiç mi onurumuz kalmadı, ben inanıyorum ki, iş samimiyete geldiği zaman, bu gençlerin, bu yiğidlerin partiye gider gibi savaşa gidebileceklerini göremediniz mi? Ben Ülkemin bana aid olmasını istiyorum, benim özel hayatıma karışılmasını istemiyorum. Sizleri tek güç olmaya davet ediyorum. Yoksa iyi bilin ki, yarın hakkın divanına varınca, hepinizi Allah’a şikâyet ederim, hepinizi Muhammed Mustafa ya( sav) şikâyet ederim. Fazla lafı uzatmayacağım ve sözümü şöyle bağlıyorum. Bu elimizde mevcud bulunan Türkçe bizleri hiçbir zaman, birbirimizi anlamamıza ve birlik olmamıza izin vermeyecek. Neden mi?
    11. Örnek: Anlayarak, susmayarak, sanmayarak, planlayarak, kollamayarak, uzatmayarak, çalmayarak, kaçmayarak, bağırmayarak, sollamayarak, satmayarak, okuyarak, yollayarak, ağlamayarak, akıtmayarak, arzulamayarak, caymayarak, doyarak, fırlamayarak, takmayarak, budayarak, fıttırmayarak, anırmayarak, yapmayarak, sallayarak, saklamayarak, saklanmayarak, sıvazlayarak, tarayarak, zorlayarak, zorlamayarak, uçmayarak, ulumayarak, tarayarak, soyunmayarak, soyulmayarak, umursayarak, yalamayarak, yalayarak, korkmayarak, saçmalamamalamayarak..vb,vb (Bu ne?, Mü ne, mü ni, mü ni, mü ni?)
    Kaddesallahuesrarehüm! Uzun lafın kısası; Bence Televiz YÖN deccal, İnternet Dabbetul-arz, israf için hayatımıza giren her şey yecuc-mecuc olmasın derim! (neden olmasın?) Buyurun; bunca bu neler arasında, birde benden bu ne olsun. Sonumuz Hayr olsun! (Mü ne, mü ni?)
    Kumandan Matla. Sinem Caymaz Cüd. Essa; 2 yüz istihbarad C:D. Essa….

  2. Bu arada sizce en şanslı c hangi c dir arkadaşlar? Hiç hasta taşıyan araçların üğzerinde yazan yazının ne anlama geldiğini düşündük mü arkadaşlar? Nerdende akıllarına gelmiş, acaba şeytan mı yardım ediyor onlara?

  3. AHMET said

    yav kumandan mısın matla mısın hiç m atla nın anlamını düşündünmü
    kendin bilerek mi uydurdun fikir olarak ana temaya katılmama rağmen çok fazla germişsin fazla zorlamışsın bir taraftan iyi bir şey söylemeye çalışıyorsun fakat edep sınırlarını aşan zorlamalar yapmışsın biraz kendine gel yuh be nereden buldun bu lafları başka işin yokmu senin………..

  4. Çok komiksiniz!
    Valla benim bulduğum yok, sadece araştırıyorum, eğer sizde körbaykuş oyunundan çıkmak isterseniz, önce reglamlar hilesinden kurtulmamız gerek. Sizinle Şu yuh be demenize karşılık iyici fırça atardım amma yine mevlana hazretlerinin şu sözü aklıma geldi. Ne kadar bilirsen bil, bütün bildiğin karşındakinin anlayabileceği kadardır! Gevezelik yapmayında inisiye olmak ne demektir, akıl ederek araştırın. Eğer aklının almayacağı şeyler hakkında konuşmayı adet edinmişseniz fazla dır dır etmeyin ve işinize bakın. herkes işini yapsın. Akıllı önce insan bu adam ne demek istiyor, derdi sıkıntısı nedir hele bi onu araştırıyım der, ve birisine gider sorar.Am aaan kime anlatıyoruz ki, kim olduğun belli değil. İnmisin cinmisin onuda bilmiyoruz. Kalkmışız laf anlatmaya çalışıyoruz. Oyun içinde oyuna geliyoruz. Haydi ilim öğrenmeye. Ahmedin Ne anlama geldiğini öğrenmeye…..

  5. Hu bu arada matla; güneşin ve ayın doğduğu yer, veya zaman. Yıldızların ortaya çıkışı demektir. Hemmatla; Gökyüzünde ay ve güneşin, dünyanın aynı hizaya gelmesi demektir.
    Ayrıca, gazelde ilk yazılan ilk beyit’e matla denir. Valla Sözlükçüler yalan söylüyorsa bilemem.
    12: örnek. Ayı, d ayı, s ayı, k ayı, ç ayı, bur ayı, sorm ayı, susm ayı, yapm ayı, karıştırm ayı, dol ayı, bal ayı, kaçm ayı, yakalam ayı,oynam ayı, kıvırm ayı, çalkalam ayı, çağırm ayı, kaynan ayı, sulam ayı….vb vb unutmayalım..
    Yuh diyen siz arkadaşım, edep kurallarını lütfen bozmayalım. Sadece; Biraz düşünmesini seviyor olsaydınız, hemen anlatmak istediklerimize kulak verir ve çevremize, lütfen konuşmalarımıza dikkat edelim derdiniz. Eğer dinlemesini biliyorsanız, Bu günlerde Tr Cel in yeni reglamları şu sözlere dikkat etmiş olurdunuz. Tenyalar bağırsakta yaşar, bağırmasakta. ( Mü ne, mü ni?!)
    Ve size bu günden sonra şu gerçekleri miras bırakıyorum. Eğer bir konuda doğru cevaba ulaşmak isterseniz, önce; Acaba, belkide, olabilir, neden olmasın, muhtemelen, vhy not, (in gizlecisi nasıl yaziliyi bilimiyim, ama şöyle olması gerek) İmpasblle nothing, En doğrusunu Allah bilir, kelimelerini ön plana alırsanız, bahsettiğim gibi anlamak istediğiniz konuları daha iyi anlayacağınızı umuyorm. İmdi yuh size, demek istemem çünkü, eğer bir az gözleriniz görüyor olsaydı, ben denyo, diye etrafımızda bulunan, kasap etliği görüntülerine müdahale ederdiniz. Yani M atla diye şeytanın size verdiği vesveseye kapılmazdınız. M atla değil, matla, matla, dediğim gibi güneş ve ayın doğduğu yer veya zaman, yıldızların ortaya çıkışı. Be insan, hatta ismi güzel insan, acaba hangi yıldızın meydana çıkışı hiç merak edecekmsiniz.
    Neyse sizin Yuh kelimenize bende güzel bir söz yazıyrm. “İnsan dilinin altındadır, konuştuğu zaman onda yılanmı var çıyan mı var hepsi dökülür”. Allaha şükür bizimde amacımız, o yılan ve çıyanları helak etmek, inşallah bu düşüncemizde başarılı olacağız da. Şimdi ben sizi affediyorm, ve allaha havale ettim. O kimin haklı, kimin haksız olduğunu en iyi bilendir..
    essa
    İsterseniz bu konuyu biraz daha iyi anlayabilmeniz için, lütfen şu konular üzerinde düşünüveriniz, lütfen, lütfen. Arzu ederseniz! Arzuyu niye ediyoruz? İtiraf etmek gerekirse!
    İti neden raf ediyoruz?….vs,,vs,vb,vb…

  6. 13. Örnek: Bu örnek emir eklerinin başarısını göstermektedir. Özellikle “Al” emrinin insanlar üzerindeki etkisini fark edeceğinizi düşünüyorum. Aşağıda verilen örnekler, benim ile hemfikir olmak için bir birdir! “Sun Al= Sunal” “Al O= ALO”, “Al gıda= Algida”, “ Al sev= Alsev”, “L’ORE AL= L’OREAL”, “Sar al= saral” “Marş all= Marshall”, GLOB AL= Global”, “Al Ka= Alka” “Fin Al= Final”, Capit al= Capital” “Tef al= Tefal” Kan Al= Kanal d veya diğerleri”, İnternation al= İnternational( hospital veya tv)”, “Tot al= Total” “Gener al= General (Elektrik veya diğer kurumları)” “V al-Mart stores= Val-Mart Stores”, “ Roy al= Royal Dutch shell( Yan kuruluşları)”, “Endrustri al=Endrustrial(Ve yan kuruluşları)”, “Cardin al= Cardinal Health(Ve yan kurluşları)”, “U Al= Ual”, “Continent al= Continental”, “Ak al= Akal”vb,vb. .. Yalnız burada üzerine basa-basa durulması gereken bir konu vardır. Eğer İnisiye olmak gerçeğini tam anlamıyla öğrenmezsek ve “İn gizlicenin” sömürge politikası için geliştirdiği fitneci ve çıkarcı tekniklere yeterince dikkat etmezsek, tezimiz sadece komedi olarak kalır. Bu konuyu şöyle açıklayabiliriz. Sömürücü politika; dilimize İn gizlice- gizlice argonun başarısı ile çıkar ilişkilerine faydalı bulunan emir ekleri yerleştirmektedirler. Veya Dilimizde çok kullanılan kelimeleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirerek anlam yüklemekteler. Ve kendileri için çıkar sağlayan sözcükleri, kelimeleri zinde tutarlar yaygarasını çok yaparlar. Ayrıca basın ve kendi kurumlarının yolu ile bu tip sözcüklerin telaffuzunu çok yaptırırlar. Lar- lar- lar, ler- ler- ler…( Mü ne, Mü ni?),Örnek olarak Türkçemizde bulunan “Yüz” kelimesinin birçok eşanlamı bulunmakta. Bu konuyu da aşağıda “AŞ” eşanlamlı kelimesinin açıklamasında okuyabilirsiniz. Daha da ilginci İn gizlice bir kelime Türkçe de bu denli neden etkili oluyor? Yeter ama! Bu kadar da olmaz ki! Yeter ama! Essa; 2 yüz istihbarad C:D (aa Sinem Caymaz Cüd)

  7. tamer said

    Kardeşim Allah yardımcımız olsun. İnşallah Arkadan vuranların, dost gibi gözükükerek düşmanlık yapanların hesabını sorarız. Vallahi gençlik olarak, biri kalkıp deseki haydi şu kafirlerin kafasını keselim, inanıyoruz ki hep birlikte güç olacağız. Zaten gençlik olarak yeterince batının bis fikirlerinin dayanılmaz cilvesini yaşamaktayız. Bu ne ya, nereye dokunsan rezillik, nereye baksan, zavallılık adına çılgınlık. Kumandanımızı bekliyoruz

  8. 14. Örnek: Bu örnekte yine Türkçemizde eşanlamlı kelimelerin, başarısı örnek olarak verilecektir. Örneğin “Aç” eşanlamlı kelimesinin başarısına değineceğiz. Eğer kelimelerin üzerine basa-basa durur isek kadınların her geçen gün daha fazla neden açıldıklarını sanırım anlayabiliriz. Umarım sözcüklerin ve kelimelerin bilinçaltına bıraktıkları telkini ve yaptırım gücünü hepimiz biliyoruzdur. Sonuçta; maddenin kâinatta nasıl bir yapısı var ise, seslerin, kokuların, renklerin, ışığın ve buna benzer bir çoğununda aynı elle dokunabildiğimiz maddeler gibi yapısı vardır. Nasıl aklımız olduğunu bildiğimiz halde biri kalkıp dese ki aklını göster, gösteremeyeceğimize göre….! Örnekler=Am aç, (bu örneğin yaptırım gücü çok yüksektir!) Kır aç, yam aç, kul aç, sım aç, tık aç, kısk aç, am aç, doğ aç, say aç, k aç, s aç, ağ aç, güll aç, aç yat, aç kal, aç bıraktı, aç köpek, aç lık, muht aç, bulam aç, am aç, tok aç, ar aç, top aç, bab aç, bas aç, nar aç, har aç, an aç, rol aç, aln aç, kak aç, dar aç, (Unutmadan siz hani bir zamanlar ülkemize tir ansfer olan “Am o kaçi yi” hatırlar mısınız? Peki, O amokaça nın gerçek ismini biliyor muyuz? Nerden bileceğiz ki, söyleyen mi var?)Tiiiirrt düdük. –Ne öldü – Görmüyörmüyör müsün t aç oldu! Toplar trü müne gitti! Delikanlılar onları adam yerine saydı. Vb.vb. Bu böyle devam eder gider. İsterseniz açın sizi işe alalım, isterseniz açmayın sizi işe almayalım siz de aç kalın, siz bilirsiniz. Hepimiz biliriz bu işler zorla olmaz. Alan razı veren kimin kızı? Ey Ana dolu şahlan artık, hepsi bizlerin kızıdır, hepsi namusumuzdur. Ey Anadolu kalk ayağa artık, utan ruhuna kabullendiğin özüne a it olmayan şeylerden, yeter size “sayın seyirciler” dedikleri, haydi aklımızı kullanalım ve birlik olalım da biraz da kurayzaların korkularını hatırlatalım. Onlar iyi bilirler arkadan vurmanın, ahdi bozmanın, kalleşlik yapmanın mükâfatının ne olduğunu. Kurayzalar kimdir bilir miyiz? O şerefsizler hesapta öçlerini almak için, bakın neler yaptılar. Sahabelerin soyağacı için kullanılan, ibn eki ile sülalelerinin soyunu ifade eden kelimeyi sizce hangi anlama getirdiler. Haydi, sizleri düşünmeye davet ediyoruz. Haydi, birlik olalım. Haydi, Muhammed Mustafa(sav) bayrağı altında buluşalım.

  9. 15.Örnek: Bu örneğimizde “AŞ” eşanlamlı kelimesinin başarısına dikkat çekeceğiz. İnsan beynin alışık olmadığı konuları duyunca, o konuya biranda inanmasının zor olduğu gerçeğini göz önüne alarak bende şu soruyu hazırladım. Sorum kısaca şöyle= “Aş” eş anlamlı kelimesi cinsellik anlamında kullanıldığında neden zina etmeye teşvik etmekte? Yoksa dilimizde argonun engellenemez bir başarısı mı var. Eğer dilimizde argonun bu denli başarısı var ise argonun bu denli başarılı olmasını kimler sağlamakta? Birazdan yazacağım örnekleri okurken lütfen toplum içerisinde bayanların ve erkeklerin bu kelimeleri sıklıkla kullandığını düşünerek sonucun ne olabileceğini tahmin edebilir miyiz? Örneklerimiz: Yat aş, dol aş, yan aş, sal aş, bot aş, pim aş, tel aş, tal aş, sırd aş, dal aş, far aş, uğr aş, çağd aş, yand aş, arkad aş, karınd aş, yold aş, tuk aş, gold aş, oyn aş, bul aş, kam aş, soyd aş, kayn aş, dad aş, ul aş, sırn aş, tokl aş, dol aş, sav aş, vb.vb diye devam eder.
    Essa 2 yüz istihbarad C:D (aa Sinem Caymaz Cüd)

  10. 16.Örnek: Bu örneğimizde; özellikle son zamanlarda “d” harfinin “t” harfi ile değiştirilmesiyle ortaya çıkan çok büyük anlam değişikliğine dikkat çekeceğim. Kelimenin sonunda “d” harfi yerine “t” harfinin kullanılmasında bakın ne kadar büyük anlam değişiklikleri meydana geliyor.( Şehid, Şehit) Ve bu değişiklik sayesinde bizleri “it” yerine koymaktalar. Ve doğal olarak insanlar herc-u merc içinde kalarak sürekli kavga etmekteler, sürekli tartışmaktalar ve hiçbir şekilde insanlar yeterince birbirlerini anlamamaktalar. Yiğ it, Mücah it, geç it, üm it, Geber it(GEBERIT bu bir marka ismidir), İt ali a, çeş it, it alik, Mesc it, bey it, İzm it, Banv it, mevl it, İti raf, iti raz, kil it, muc it, cav it, hal it, el it, kil it, nak it, g it, s it, k it, b it, kes it, taks it, muh it, sor it, kals it, kad it, bar it, bel it, Fer it, yez it, sen it, div it, dev it, lim it, sim it, vah it, vak it, var it, taman it, Pel it, pek it, İt o, İt misin, Vb,vb ( MÜ?NE? Mü ni, bu ne, mü ne?)……Rmisinal!
    Essa 2 yüz istihbarad C:D (aa Sinem Caymaz Cüd)

  11. 17. Örnek: Bu örneğimizde insanların neden yolsuzluğu seçtiklerini, neden rüşvet yediklerini, neden devleti soyduklarını ve neden adaletsizleştiklerini sanırım hepimiz anlayabiliriz. Yine aşağıda bahsedeceğim eşanlamlı “YE” emir ekinin; zamanımızda sanırım etkisini ve başarısını görmeyen kalmadı. Ne tarafa baksanız sürekli bir emir ekleriyle karşılaştığımız gerçeğini lütfen göz ardı etmeyelim. Tamam, adaletin kılıcı karşısında boynumuz incede; Adamı olana yasa, olmayana pırasa gerçeğinden bıktık artık. Adalet ya herkese adilce uygulanır ya da hiç uygulanmaz. Eğer devletin başına biz adalet partisiyiz diyerek gelinip ve adaletin uygulanmadığını fark etmezseniz, Allah korusun, O Allah yine sizin düzeninizi, makamınızı alt üst eder. Ben şahsım olarak adalet istiyorum. Mevlana hazretlerinin söylediği gibi; Toplum adalet ile ayakta durur sevgi ile gelişir! Ey insanoğlu hiç uykudan uyanıp bakmıyor muyuz Dünyanın son zamanlarını yaşadığını! Lütfen bir zahmet ediverin ve bir günde meydana gelen haberleri, yozlaşmayı, yıkılışı herhangi bir İnternet haber kanalında inceleyiverin. Bir önceki günün haberlerine de lütfen bakıverin. Türki ye, Adli ye, Askeri ye, beleşdi ye, Malı ye, di ye, sene ye, bekçi ye, nöbetçi ye, Bevli ye, dahili ye, sosyete ye, ni ye, bekle ye, Nuri ye, Fikri ye, Hilmi ye, Şükrü ye, Sani ye, nere ye, geri ye, ileri ye, Osmani ye, sine ye, Celali ye, Mecidi ye, Kemali ye, seci ye, nere ye, sine ye, gelme ye, gitme ye, içme ye, bilme ye, verme ye, deme ye, dikme ye, sevme ye, ileri ye, geçme ye, bitme ye, dav eti ye, kadiri ye, gezme ye, sene ye, di ye, mele ye, veri ye, deli ye, dikme ye, kelime ye, cümle ye, hece ye, ye –ye çekinme ye, meli ye, gece ye, ileri ye, ni ye, kıble ye, gelince ye kadar, ye kardeşim ye çekinme ye, Amma şunu unutma ye; Dırahda ger ziyan etse karınca, zararı var mı karıncayı kırınca? – Yarın hakkın divanına varınca, Süleyman’dan hakkını alır karınca! duymadım deme ye, vb.vb. ….Mü?Ne, yerlere tükürme, mü ni, mu ne, bu ne? Rmisinal!?
    Essa 2 yüz istihbarad C:D (aa Sinem Caymaz Cüd)

  12. 18.Örnek: Bu örneğimizde insanların neden bu denli İsrafa meyilli olduğunu ve neden bu denli israf yaptıklarını açıklayacağız. Önden de söylediğim gibi, kelimelerimizde mevcud bulunan emir eklerinin başarısını bu örneğimizde “At” emir eki ile insanlarımızın son halini göz önünde bulunduracağız. Bahsedeceğim bu ve bunun gibi örneklerde yine “d” harfi yerine “t” harfi kullanılarak istedikleri amaca ulaşmaktadır… Lar, lar, ler, ler… Sonuç da “d” harfinin “t” harfine nispetle insan beyninde oluşturduğu etkiyi lütfen düşünelim. “Ğ” harfinin unutturulması gibi! Acaba “Ğ” harfi neden unutturuldu? En komik yanı ise “Ğ” harfini dile getirenlerin kullandığı terimlerdir. Yumuşak g! Allah, Allah, çok komik ya! Reglamlarımız da hazır. Yok yaaağ! Yakında A harfinin üzerinde ki şapkayı çıkarıp, yumuşak A derlerse şaşırmam! Örneklerimiz Lütfen: Day at, kan at, Tok at, Dikk at, san at, bay at, son at, rah at, t at (tat bu esnadan markanın başarısını umarım görebilirsiniz) hay at, v at, k at, ç at, edebi yat,( Edebiyat Konusu açılmışken. Son günlerde popüler bir mankeninin ismi neden Simge Tertemiz? Yoksa birileri simgelerle yönetildiğimizden haberdar oldu da ve birileri de bu gerçeğin oryaya çıkmaması için önlem almaya mı başladılar? İlginç bir yaklaşım!) marmel at, y at, m at, sur at sür at, don at, kır at, sır at, zira at, müraca at, münac at, zana at, nih at, Şeri at( bak bu güzel işte, bu ek hoşuma gitti. En güzeli bu bence, şer olanı at! Diğerleri de çürümesin! Ne çile çekiyoruz ya hu! Şer-i at..) Neyse biz örneğimizin dev amını okumaya devam edelim. hal at, tal at, pol at, liyak at, form at, çek yat, boy at, don at, dal at, dam at, karl at, şakl at, maks at, mak at, şakr at, bal at, vas at, va at, eb at, fak at, fırl at, mak at, sak at, hayr at, şakl at, vb.vb. böyyylece dev am eder gider! Rmisinal!?
    Mü?Ne yerlere tükürme, mü ni, mu ne, bu ne?
    Essa 2 yüz istihbarad C:D (aa Sinem Caymaz Cüd)

  13. 19. Örnek. Bu örneğimiz de “Ne” soru ekini irdeleyip inceleyeceğiz. Sözcüklerin sonunda mevcut bulunan “ne” soru eklerinin, insanlar üzerindeki etkisini ve insanların birbirini anlamakta veya başka bir konuyu anlamakta ne kadar zorluk çektiğini düşüneceğiz. Eğer dilimizin yapısına bakar isek, şunu görürüz. İnsanlar yeterince birbirini anlayamaz ve konuşmalar yüzeysel geçer. Dilimizin yapısı insanların, Mutlak gerçeğe, derinlemesine düşünceye, ince fikirli olmaya hiçbir zaman izin vermez. Sadece tartıştırır, tantana yaptırır, nefsin büyümesine izin verir, adaletsizliğe sevk eder ve cahil bırakır. Dilimizin yapısını gerçek anlamda incelersek, “Şeytanın dili (lisanı)” olduğunu hemen fark ederiz. Örnek vermemiz gerekirse: Sana ne diye toplumda sıkça kullanılan bir soru vardır. Şimdi; Sana ne ne sorusunu değişik pencerelerden irdelemeye başlar isek, birincisi Sana Bir markadır, ikincisi “sana ne ne” sorusu beyinde kati surette neden iz bırakmıyor? Yavaş, yavaş bu konuyu açıklamaya başlayalım. Bu kâfirler önce bize öğretmek istedikleri kavramların sonuna ne eki ekleyerek önümüze sunarlar ve toplum yavaş -yavaş o kelimeyi veya kavramı konuştukça ister istemez kabullenmeye başlar. Sana ne( Acaba sana nedur?) İmdi bir soru soracağım. Toplumun şu anki öğretmeni kimdir? Ya da Öğretmeni pislik (Tel eviz Yön) olan bir topluma, çok özür dilerim, “bokun”, bir pislik olduğunu anlatabilir misin? Anlatamayız dimi? Lütfen dürüst olalım. Hatta ne hocamlar, ne imamlar, ne adamlar, ne kavramlar, ne madamlar, ne adamlar, ne yuvamlar, ne enamlar, vesaire, güzel düşünce ehli topluma meram ettikleri güzel düşüncelerini anlatabilirler mi? Bence anlatamazlar! E pornoyu, çıplaklığı görünce sesin çıkmıyor da, b o k harflerini gördüğün zaman neden rahatsız oluyorsun. Dedik ya Şeytanın dili(lisanı), açıklıyor um, az sabredelim lütfen. Bu örneğimizde “ne” sorusu ile soruyoruz, bir sonraki örneğimizde ise inşallah “ara” emir eki ile istedikleri şeyi nasıl aradığımızı ve bizlere gereksiz şeyleri nasıl arattıklarını göz önüne sereceğiz. Örneklerimiz lütfen: Sana ne, baha ne, şaha ne, ha ne, na ne, bana ne, gele ne, gide ne, diye ne, söyleye ne, bile ne, içe ne, geçe ne, vere ne, mü ne, (MÜ?NE, MÜ Nİ) sire ne, eni ne, evi ne, ne ne, Şike ne, nere ne, ne haber, Simge tertemiz ne, ebe ne, eli ne, ni ne, seve ne, yiye ne, Rmisinal ne, dinlese ne, ya ne, eri ne, beklemese ne, görse ne, verse ne, yese ne, giyse ne, dinlese ne, o ne, bu ne, bede ne, izlese ne, çözse ne, eni ne, diki ne, içi ne, se ne, fit ne, öz ne, an ne, sevse ne, tek ne, öze ne, böse ne, böke ne, böle ne, si ne, zih ne, mi ne, def ne, yi ne, evi ne, ge ne, merda ne, meyha ne, kahveha ne?, kerha ne, biraha ne, batakha ne, vb,vb… (Mü?Ne Yerlere tükürme, mü ni, mu ni, bu ne, bu ne?) Rmisinal…
    Essa 2 yüz istihbarad C:D (aa Sinem Caymaz Cüd)

  14. Al arko( alarko) Neden?
    Rmisinal

  15. h ot iç(hotiç) neden, niye, mü?ne mü ni bu ne. Essa 2 yüz istihbarad Rmisinal

  16. İmdi “gerçeği söylemek” gerekir ise! Niye? Siz daha önceden gerçeği söylemiyormü?nediniz?
    Bak-bak-bak; gerçeği söylemek gerekirse, “Doğruyu söylemek gerekir ise” deyimide insanı gülmeye sevk ediyor! Demek siz doğruyu söylemeyensiniz öylemi? (Mü?Ne, mü ni, mu ne, bu ne? )
    Essa 2 yüz istihbarad.Rmisinal

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: