bence…

hayata dair herşey…

Yaşasın tereyağı!

Posted by bence Şubat 17, 2007

Takke düştü, margarin göründü, bir nesil margarinle çürüdü! Artık gönül rahatlığıyla tereyağı yiyebilirsiniz. Kalp hastalarına uzun yıllardır yasaklı tereyağı aklandı! Kalbe zarar veren asıl suçlu ise teşhis edildi.

iyibilgi özel

Hangi yağ daha sağlıklı? Bitmek bilmeyen bir tartışma bu. 90 yaşına kadar kuyrukyağı, tereyağı yiyen dedelere mi inanmak lazım, hayvansal yağlar kolesterol yapar diyerek doktorları, dernekleri dahi etkilemiş olan margarin lobisine mi?

Margarin kuşağı

Türk mutfağı uzun yıllardır margarin istilası altında. Margarinin ülkemize giriş hikayesi 28.03.2004 tarihli Sabah gazetesinde şu sözlerle anlatılıyor: Yazının devamını oku »

Reklamlar

Posted in demedi demeyin, sağlık | 2 Comments »

Zihinsel soykırım!

Posted by bence Şubat 8, 2007

Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen

İçinde yaşadığımız akvaryumun suyu olan yaşam tarzını kirleten kaynakları temizlemeden sağlıklı bir hayat yaşamak mümkün değildir.

Bu kaynaklar; ülkeyi çöplüğe çeviren çevre savaşı, toplumun yaşam tarzını yozlaştırıp çürüten medya savaşı, beyinleri işgal ederek küresel yaşam tarzını dayatan zihinsel savaş, vücudumuzu şişiren boyalı sıvı ve içkileri dayatan su savaşı, Türk toplumunu hasta ederek kırmayı amaçlayan sağlık savaşı, bilimsel yozlaşmaya yol açan bilim savaşıdır.

Bunlardan belki de en önemlisi, zihinsel savaşın yol açtığı zihinsel kirlenmedir.

Zihinsel savaşın amacı insan zihnini ele geçirmektir. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu budur. Bu yöntemin en etkili olduğu zaman ise bebeklik dönemidir.

Algılamaya henüz yeni başlayan bebeklere, ilk tanıması istenen nesneler, sevgi ve güven sözcükleri içine gizlenerek reklâm, çizgi filmler ve çocuk programlarıyla sunulur.

Bu şekilde çocuğun zihinsel bariyerleri kolayca geçilerek sigaradan cep telefonuna, janjanlı şeylerden kolalı içkilere kadar yaşam tarzına girmesi istenen her şey, ilk algılanan nesneler olarak körpe beyinlerine kök hücre nakli gibi ekilir. Yazının devamını oku »

Posted in demedi demeyin | 16 Comments »

Ayetler ve İbretler

Posted by bence Şubat 8, 2007

kpk212.jpg

“Bâtıla dalanlarla biz de dalıp gitmiştik.”
Müddessir Sûresi, 74:45

ÖNCESİ ve sonrasıyla, bu âyet, Cehennem ehlinin hüsran dolu itiraflarından birini, bir müthiş ibret tablosu olarak dikkatimize sunuyor.

Bu sözler, kıyamet gününde “Yaptığınız hangi iş sizi bu ateşe soktu?” şeklindeki soruya Cehennem ehlinin verdiği cevap içinde yer almaktadır. Bu sözleri de içeren cevaplar, Müddessir Sûresinin 43-46. âyetlerinde dört madde halinde sıralanıyor:

Derler ki: “Biz namaz kılmazdık.
“Yoksulları doyurmazdık.
“Bâtıla dalanlarla biz de dalıp gitmiştik.
“Hesap gününü de yalanlıyorduk.”

Sayılan suçlar arasında “batıla dalanlarla beraber dalıp gitme, özel bir şekilde üzerinde durulmayı gerektiriyor. Çünkü bu fiilde, diğer bütün suçlara, hattâ daha da fazlasına yol açabilecek bir potansiyel saklıdır. Yazının devamını oku »

Posted in kitap dünyası | Leave a Comment »

Dişilere Tapanlar

Posted by bence Şubat 8, 2007

Ümit Şimşek

KUR’ÂN’IN âyetleri henüz inmiş gibi okunduğunda, pek çok defalar insanın “Tam da bugünü tasvir ediyor” diyeceği gelir; âyetin daha başka zamanlarla ilgisi, okuyucunun gözünde, bu zamana nispetle pek sönük kalır. Bu âyetin de zamanımızla ilgisi o kadar aşikârdır ki, sanki bugün nazil olmuş gibi bize sesleniyor, geçmiş asırlardan çok modern zamanları tasvir ediyor gibidir.

Gerçi her zamanın Kur’ân âyetlerinden bir payı vardır. Mekke müşrikleri de taptıkları putları dişi olarak tasavvur etmek ve onlara dişi isimleri vermek suretiyle, bu âyetin çizdiği tablo içinde yer alıyorlardı. Halbuki onlar kadına değer veren kimseler de değillerdi. Kadın onlar için bir güçsüzlük simgesi, kız çocuğuna sahip olmak ise bir utanç vesilesiydi. Gerçek hayatta kadını böylesine aşağılayan bir toplumun kendi elleriyle icad ettikleri sözümona tanrılara dişi isimleri verip de onlara tapmaları, dua etmeleri, yalvarmaları, kendileri hesabına ne kadar aşağılayıcı bir durumdur! İşte bu, onlara Şeytanın giydirdiği bir külâhtır ki, bu âyetin devamındaki âyetlerde de anlatıldığı gibi, Şeytan, insan neslinden intikamını böylece almaktadır.

Gelelim günümüze: Yazının devamını oku »

Posted in dergilerim | Leave a Comment »

DOMUZ KILI VE FIRÇALAR

Posted by bence Şubat 4, 2007

Geçenlerde İstanbul’da Nalburiye Fuarı vardı. Fırça üreticileri ile yapılan görüşmeler domuz kılı olayını bütün vahameti ile bir kere daha ortaya çıkarttı. Bu sebeple, domuz kılı ve fırçalar konusunu tekrar gündeme taşımak ihtiyacını duyduk.

Fırça deyip hemen geçmeyin, günlük hayatımızda çok yönlü yer alan bir eşya. Dişlerimiz için diş fırçası, elbisemiz için elbise fırçası, ayakkabımız için ayakkabı fırçası, sakal tıraşımız için sakal fırçası, saç tıraşımız için berber fırçası, badana için badana fırçası, yağlı boyamız için boya fırçası, ev temizliği için temizlik fırçası, hamur işlerimizin yüzlerine yağ ve yumurta sürmek icin yağlama fırçası, hanımlar için rimel fırçası, oje fırçası….

Ülkemizde firça üretimi için at kılı, keçi kılı, sansar kılı, plastik lifler ve maalesef çogunlukta ise domuz kılı kullanılmaktadir.

Fuara katılan ve Müsluman olduklarını ifade eden, bazı firça üretici firmaların yetkilileri ile yaptığımız görüsmeleri özetlersek: Yazının devamını oku »

Posted in demedi demeyin | 15 Comments »

CAM TAVAN SENDROMU

Posted by bence Şubat 4, 2007

Bir Şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir Şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar”
Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.
Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.
Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.

Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Yazının devamını oku »

Posted in demedi demeyin | Leave a Comment »

Derin korku!

Posted by bence Şubat 4, 2007

Onlar ve biz… Kimdir onlar, bize benzemeyenler midir? Biz kimiz peki… Durduğumuz yere göre değişen bu sorunun cevabı nasıl şekillenir? Kültür, din, etnisite ve en önemlisi yaşam tarzı, iletişim dili, görünüm, hangisidir en temel kriter?

Uzun süre televizyon programları yaptığım için bilirim. Türkiye’de en zayıf bırakılmış alanlardan birisidir sosyoloji. Türkiye’de de bu alanda uzmanlaşmış kişilerin sayısı üç-beş kişiyi geçmez. Onlarda zaten temsil ettikleri sınıfın gözünden sosyolojik analizlerini yaparlar. Burada Erol Güngör’ü rahmetle anmak ve belki de yeniden okumak gerekir. Yaşasaydı bu sorulara acaba ne cevaplar verirdi?

Bu sorulara Avrupa’da cevap arayan Türk sosyolog Ayşe Güveli Hollanda’da Nijmagen üniversitesinde iken Avrupa’daki yeni oluşan sınıfları araştırmıştı. Bulguları dünyadaki yeni imtiyazlı sınıfın sol-entelektüeller olduğu şeklindeydi. Mesela bizde sınıf analizleri yapılacak olsa acaba imtiyazlı sınıflar kimler çıkar?

“Kültürel birikimlere, inançlara, değerlere boş ver sadece görünüme bak”, pompasının sonuçları yeni bakış açıları ile analiz arayışları içindeyken, benim aradığım açılımlar yerine klişe yargılara sahip olsa da bir sosyologun, Emre Kongar’ın yorumlarına Akşam gazetesinde Güler Kömürcü’nün yazısında rastladım: Yazının devamını oku »

Posted in gazetelerden | Leave a Comment »

Sivil Örümceğin Ağında

Posted by bence Şubat 3, 2007

kulus1.jpg

Mustafa Yıldırım

project democracy: şifre çözücü
SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA

“Mustafa Yıldırım ‘ın dillere destan ”Sivil Örümceğin Ağında” adlı kitabının 60 sayfası Soros’un marifetlerine ayrılmış; oku oku bitmiyor, telefon rehberine benziyor, içindeki isimleri saya saya tüketemiyorsun… George Soros Türkiye’de bazı meşhur STK’leri (sivil toplum kuruluşları) besliyor, üstelik bu işin gizlisi saklısı da yok…”
İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 21.6.2005. Yazının devamını oku »

Posted in kitap dünyası | Leave a Comment »

BİR SANİYENİZ VAR MI?

Posted by bence Ocak 27, 2007

“Cesium elementi atomunun 9.192.631.770 kez titremesi” ifadesi sizde herhangi bir çağrışım yaptı mı?
En azından bir tahmin etmenizi istesek, büyük ihtimalle abesle iştigal etmiş oluruz. Çünkü bu ilmî tanımı ve karşılığını belki dünya üzerinde de bilen çok az kişi çıkar.
Aslında bu tanım, bizim için çok ama çok önemli bir kavrama ait. Belki hayatî öneme sahip. Yerine göre, bir ömrün son anı veya belki ilk anı da olabilir. Belki her an, bu kavramla ölümle hayat arasında gidip gelmelerimiz söz konusu. Şimdiye kadar çok az farkında olduğumuz, bolluğundan dolayı değer atfetmediğimiz; ama bazan koskoca ömrü içine sığıştırmak zorunda kaldığımız bir kavram. Belki bu yazı sizin için bir hatırlama ve hatırlatma vesilesi olacaktır. Belki, bu yazının yazarı dâhil, okuyanların kısa zamanda unutacağı, hatırladığımızda da belki çok geç olacak bir değer ölçüsü.
Galiba bunca lafla zamanınızı harcadım. Belki ben de kısacık bir zamanda anlatabileceğim bir hususu, uzun zaman ayırıp fazladan kelime ve cümleler sıraladım.
Şimdi açıklama zamanı.
Şimdi zamanı açıklama ânı.
Şimdi ânı açıklama zamanı.
Tanıma dönelim ve tanımla ânı beraberce anlamaya çalışalım.
“Cesium” isimli bir element. Bu elementi meydana getiren bir atom. Bu atomun tam 9.192.631.770 defa titremesiyle ortaya muhteşem bir meyve, değerini ancak mahrum kayanların bildiği, mahrum kalınca değerinin hakkıyla anlaşıldığı paha biçilmez bir netice çıkıyor.
Cesium elementi atomunun dokuz milyar yüz doksan dokuz milyon altı yüz otuz bir bin yedi yüz yetmiş defa titremesinin tam karşılığı: Yazının devamını oku »

Posted in demedi demeyin | 1 Comment »

İSLAM İMAJI VE ÖN YARGILAR

Posted by bence Ocak 26, 2007

Yvonne Ridley Taliban tarafından kaçırıldıktan sonra Kuran’ı okuyacağına söz vererek serbest kalıyor. Kuran’ı okudukça İslam’ın gerçek yüzüyle tanışıyor ve Müslüman oluyor.Bakın olanları nasıl anlatıyor?

“Taliban tarafından kaçırıldığımda büyük haberlere imza atan bir gazeteciydim. Ancak o zaman, utanç verici şekilde kendim gazetelere manşet oldum. Taliban’a söz verdim: “Eğer beni serbest bırakırsanız Kur’an’ı okuyacağım. İslâm’ı araştıracağım.” Onlar sözünü tuttu, beni bıraktı. Ben de tuttum. Söz sözdür diye düşündüm ve Kur’an’ı okumaya başladım. Tamamen akademik bir çalışmaydı. Manevi bir yolculuğa çıkmak gibi bir niyetim yoktu başlangıçta.

Kur’an, nefes kesiciydi. Kur’an, sanki bir yaşam kılavuzu. Okuduğum her şeyden çok etkilendim. Özellikle kadın haklarından. Çünkü bize hep Müslüman kadınların baskı altında olduğu anlatılırdı… Ancak Kur’an diyor ki; biz kadınlar manevi olarak erkeklerle eşitiz. Eğitim hakkı konusunda da eşitiz. Biz kadınlar çocuk doğurma özelliğinden dolayı İslâm’da yüceltiliyoruz. Cennetin annelerin ayağının altında olduğu söyleniyor. İslâm’ı ilk kabul eden bir kadındı. İslâm’ın ilk şehidi de bir kadındı. Yazının devamını oku »

Posted in gazetelerden | Leave a Comment »